THY-TR Çıkışlı % 10 İndirim

Din ve sanat adamlarından ekran için sert sözler!

16 Nisan 2018 Pazartesi

“Türk toplumunun değerleri değişti.

Türk toplumuna sunulan işlerin içerikleri değişti…  

Yani ben şu andaki içeriklerle hiçbir dizinin içinde olamam…
Bütün yapılan işlerde tabanca, tüfek, millet birbirini öldürüyor…
Biz, yaptığımız işlerde topluma sevgiyi, hoşgörüyü, toleransı, birlikte yaşamayı, dayanışmayı öğretmeye çalıştık…”

Bu prensipli sözler, bu bedeli ödemiş tespitler, bir dönemin fenomen dizileri Süper Baba ve Perihan Abla’nın başrol oyuncusu Şevket Altuğ’a ait…

Altuğ katılırsınız ya da katılmazsınız ama bu ilkelerden dolayı bütün olgunluk dönemini ekranlardan ve perdeden uzakta geçirdi.

Deyim yerindeyse kayıplara karıştı.

Dolayısıyla bu eleştirileri yapmak hakkı.

Toplumun ve ekranın değişimini analiz eden aklı başında kim bu tespitlerin aksini söyleyebilir?

O GÜNNİHAT HATİPOĞLU NEDEN KIZGINDI?

Ekranlarda her gün neredeyse 18:00’e kadar magazin denilen gıybet programları var.

İnsanların giyim kuşamlarından cinsel hayatlarına kadar ahlaksız söylentiler, aslında kimseyi ilgilendirmeyen meseleler hararetle konuşuluyor bu programlarda.

Her biri birkaç saat sürüyor programların. 

İtibarlar iki paralık ediliyor ve bütün toplum dedikoduya, kıskançlığa, çekiştirmeye ortak ediliyor.    

Edepsizliğin bini bir para…

Konuşanlar da gazeteciler, eskimiş sahne figürleri ve  şarkıcılar…

Bir din adamından bu tabloya kayıtsız kalması beklenemez elbette.

Nihat Hatipoğlu Hoca’nın tonu sert konuşmasını eleştirenler haksızlık yapıyorlar. 

Bu tablo öfkeden başka bir şey doğurabilir mi?

Hatipoğlu Hoca’yı, yumuşak üslubuyla tanıyıp da Miraç kandilindeki dua öncesi yaptığı uzun ve kızgın konuşmaya bakıp “Hoca bugün neden bu kadar öfkeli” diye merak edenler bu arka plana baksın…

Hoca’nın her zamankinden sert konuşması, kastettiği çirkin işlerin en çok yapıldığı ekran formatlarına ikaz edici göndermelerle doluydu.

Başta Diyanet olmak üzere tüm din adamlarımızda bu şahane “öfkeyi” görmeyi umuyoruz…

TEDES MEĞER MİLLİ MESELEMİZMİŞ  

TEDES uygulamasındaki hak ihlallerine atıf yaptığımız son yazı olağanüstü bir ilgi gördü. Meğer mağduriyet yaşayan ne kadar çok insanımız varmış…

Bir çok mail aldım.

Maillerden çıkardığım sonuç şu: “Lütfen konunun takipçisi olun!”

Elbette…

Aynı gün Osmancık Belediyesine, içinde TEDES uygulamasının ihalesinden, yıllık gelir beyannamelerine kadar türlü dokümanların talep edildiği 4982 sayılı kanun kapsamında bir bilgi edinme başvurusu yolladım.

Gelecek cevabı sizlerle paylaşacağım…

 

“TUZAK” KİMLERE HİZMET EDİYOR?

Bakanlarımız özellikle belli bir dönemin TEDES uygulamaları için “tuzak” diyorlar.

Aynı uygulamaya vatandaşlarımız da “tuzak” diyor.

Yani uygulamanın zarar vericiliğiyle alakalı hükümet ile vatandaş arasında anlamlı bir mutabakat var.

Hükümet zarar görüyor çünkü yanlış uygulama insanları hükümet aleyhine kışkırtıyor. Vatandaş zarar görüyor çünkü “yanlış ve tuzak” olduğu beyan edilen uygulamanın faturasını ödemek durumunda bırakılıyor. 

Bir uygulamayı hem hükümet hem de vatandaş zararlı görüyor ve bundan zarar görüyorsa…

Bu uygulamadan fayda sağlayanlar kimler olabilir?

Hükümet ve vatandaşlar olmadığı kesin…

Bence devlet yetkilileri mağduriyetleri kalıcı bir şekilde ortadan kaldırmak için bu sorunun peşine düşmeli…

TÜRKİYE’NİN HIZI DÜŞECEK

Henüz Türkiye’nin dört bir yanına bölünmüş yollar yapılmadan onlarca yıl önce  dönemin en süratli araçlarıyla İstanbul’dan Erzurum’a gitmek günler alıyormuş. O dönemi tanığı olarak babam böyle anlatırdı.

Meşhur TEDES uygulaması sayesinde yine bu ağır mı ağır geçmişe geri döndük.

Ulaşımda çağ atladık ama hız konusunda başladığımız noktadayız.

Dağların arasında, hiçbir kavşakla kesişmeyen bir bölünmüş yolda seyrederken bile “70” diye uyaran hız kontrol tabelaları görüyorsunuz…

Uygulamanın bölünmüş yolun mantığıyla çelişen yerleri olduğu açık.

Anadolu’yu saran çok kaliteli otoyollarda otomobiller son derece düşük süratlerle gitmek durumundalar artık.

Bu, Türkiye’nin hızını yavaşlatacaktır. Yolculuğu, özellikle yaz aylarında özel otomobillerle yapılan seyahatleri daha da güvensiz bir hale getirecektir.

İnsanların İstanbul’dan memleketlerine 24 saatten uzun sürelerde gitmesi daha büyük trafik skandallarına yol açabilir.

Yol güvenliğini bahane eden bir takım yerel yönetimler bu durumu bir rant kapısı haline getirmişler anladığım kadarıyla.

Yetkililer bu konuda Osmancık örneğindeki gibi yerel yönetimlerin kullandıkları inisiyatife bir kısıtlama getirerek hız konusunu yolun gerçekliğine göre belirlemeliler.

YORUM YAZ