Çocuk tacizleri ve “dikenleri sulayanlar”

26 Nisan 2019 Cuma

Son derece trajik, iç karartıcı günler yaşıyoruz. Hayvan katliamları, kadınlara yönelik cinsel saldırganlık, çocuk tecavüzleri, partizanca taşkınlıklar, fanatik hırçınlıklar ve nedensiz şiddet eylemleri…

Batman filmlerinin geçtiği suç patlaması yaşanan Gotham’a benziyoruz giderek…

Kötülüğün kalın zinciri her geçen gün bizi daha fazla sarıyor ve tahammül gücümüzün sonuna yaklaşıyoruz.

Kötülüğün bu kadar kolay, bu kadar hızlı, bu kadar aşikar yayıldığı bir toplumda hiçbirimiz güvende değiliz.

Kötülük 5 yaşındaki bir çocuğu da, savunmasız bir köpek yavrusunu da, metrobüste yolculuk yapan bir kadını da es geçmiyor.

Güpegündüz bir sokakta salınıp, metrobüste icraata kalkışacak kadar pervasız, gözü dönmüş bir kötülük bu…

Bu kötülüğe karşı Küçükçekmece’de oluşan tepkiyi, öfkeyi, insani duyarlılığı çok sağlıklı buluyorum. İnsanların çocuklarının hakkını aramak için demokratik tepkilerini göstermeleri son derece önemli. Bu duyarlılık arttıkça… İnsanlar çocukların, kadınların, hayvanların hakları için süratle, bilinçle organize oldukça, kötülük mevzi kaybedecektir.

Kötülük kaçınılmaz bir şekilde hep var olacaktır.

Eksik olan…Bir türlü çıkamayan caydırıcı cezalar ve iyiliği temsil eden insanlar arasında oluşacak bu türden bir mutabakattır. Böyle bir mutabakat kalıcı bir şekilde oluşmalı ve kötülüğün her türüne karşı bürokratik mekanizmaları harekete geçirerek mücadele etmelidir.

****

Küçükçekmece’de yaşanan, metrobüste meydana gelen taciz ve tecavüz vakalarının çizdiği bu ürkütücü, endişe verici tabloyu iyice analiz etmek gerekir.

Kötülük nasıl bu kadar hızlı yayılmakta, hangi metotlarla çoğalmakta, hangi ruhlara çöreklenmekte, hangi maskelerle kendini gizlemekte ve nasıl en zayıftan başlayarak darbesini göstere göstere vurabilmektedir?

Bu toplumun sorunlarını, geleceğini dert edinen aklı selim sahibi insanların bu soruları siyasetten bağımsız bir şekilde iyice muhakeme etmesi gerekir.

Elbette bu tür vakalar ilk elde adli olaylardır.

Her adli olay da evvela şahsi olaydır…

Unutulmamalıdır ki her şahıs da kültürünün, çevresinin ürünüdür.

Buradan şöyle bir yere varabiliriz.

Yaşanan kaosun, ahlakın sallanan kirişlerinden kaynaklandığını bilerek önce kendimize bakacağız…

Şahıs olarak toplumda ki bu ahlaki yozlaşmanın neresindeyiz?

Yozlaşmayı besleyenlerden miyiz?

Yoksa, onu yok etmeye çalışanlardan mı?

Nezaket, saygı, tolerans ve empati konusunda ne kadar gayretliyiz?

Kendimiz için istemediğimiz şeyleri başkaları için de istemeyecek olgunluğa ulaşmaya çalışıyor muyuz?

Çocuklarımızı kimseyi incitmemek, kimsenin malına el uzatmamak, başkalarını da kendi gibi düşünmek, başkalarının hakkına saygılı olmak, kötülüğe mani olmak şeklindeki terbiye ile büyütüyor muyuz?

Ailemizi, komşularımızı, akrabalarımızı, arkadaşlarımızı bulaşıcı kötülükten korumak konusunda rehberlik yapmak için çaba sarf ediyor muyuz?

Yoksa çevremizden de, bu toplumdan da “Bana ne” diyerek kaçıyor muyuz?

Bu konuda sadece başkalarını suçlayıcı dil kullanmak, mesuliyeti sadece yeterince işlemeyen devlet mekanizmalarına, çıkmayan yasalara, ağır işleyen adalete yıkmak bizi çözümsüzlükten kurtarmıyor maalesef.

****

Değerli okurlar… Sizin de çok iyi bildiğiniz gibi uzun yıllardır şarkılı dizili ve magazinli bir popüler kültür diktatoryası ile şuurumuz felç edildi. Bu süreçte Türkiye, popüler kültür ürünleri ile münasebette dünyanın en önde gelen birkaç ülkesinden biri haline geldi. Karı/koca, ebeveyn/evlat, hoca/talebe, komşuluk, saygı, mertlik, tevazu gibi binlerce yıllık birikimimiz ve ilişki kültürümüz yağmalandı. Talan döneminin kural tanımaz yasalarıyla yetişen çocuklar da büyüdüler ve şimdi toplumda yer tutmaya başladılar…

****

Dolayısıyla reklamlarda, dizi filmlerde, popüler şarkılarda, magazin programlarında, sosyal medyada sinsice pazarlanan; bencil, sadist, güç tutkunu, haz müptelası kişilik tipinin farkına varmamız gerekiyor. Çünkü çocuklar, gençler bunları izliyor.

****

Popüler kültürün, iç güdüler üzerinden her yaştan insanı esir alarak diğerlerine karşı kışkırttığını, gayri meşru haz arayışını yücelttiğini, yıkıcılığı methettiğini, vandallığı çoğalttığını artık görmeliyiz.

7/24 “Palu ailesi” türevi hikayelerle tıkınan obur bir toplumun palulaşma belirtileri göstermesinin kaçınılmaz olduğunu, kötülüğün biraz da izleyerek sirayet ettiğinin ayırdına varmalıyız.

Geç gelen adaletin, suçun yanında hafif kalan cezanın kötüleri yüreklendirdiğini, iyileri karamsarlığa, yılgınlığa, ümitsizliğe ittiğini asla unutmamalıyız.

En büyük kötülük yayıcısı olan popüler kültüre karşı bir tepki geliştirmenin zamanın geçiyor. Popüler kültür ürünlerinin tüketiminde kendini muhafazakar/dindar addedenlerin hiçbir seçiciliğe sahip olmadıklarını, “ne çıkarsa“ izlediklerini, dolayısıyla kötülüğün, cehaletin, magandalığın yayılmasında başrolü sekülerlerle paylaştıklarını söylemek zorundayız.

****

Montesquieu’nun o ifadesi geliyor aklıma: “Bir halk iyi bir ahlaka sahip olduğunda kanunlar sadeleşir.” Yaşanan mide bulandırıcı/trajik olaylar gösteriyor ki iyi bir ahlaka sahip değiliz. Hatta, kendimizi övmeyi bir kenara bırakırsak ortalama bir ahlaka bile sahip değiliz. Çünkü kanunlarımız bırakın sadeleşmeyi, her geçen gün daha da çeşitlenen, daha da sadistleşen eylemlerden dolayı daha fazla detaylandırılmaya muhtaç durumda. 5 yaşındaki çocuklarımızı, savunmasız hayvanlarımızı, kadınlarımızı koruyamaz bir haldeyiz…

****

Ancak söz konusu sivil mutabakatı sağlayabilirsek, daha etkili, daha organize olabilirsek bu tablonun değişmesi için bir şeyler yapabiliriz. Yeter ki daha temiz, daha saygın, özellikle kadınlar ve çocuklar için daha güvenli bir toplum kurma inancımızı kaybetmeyelim ve bu hedefe göre çalışalım.

Bunu başaramazsak, hep birlikte kötülüğün önünü alamazsak, bu toplumu şimdikinden daha adil, daha güvenli bir toplum haline getiremezsek; daha korkunç bir toplum olacağız ve çocuklarımızın başka ülkelere iltica etme heveslerine, bu ülkeden kaçma isteklerine bahane aramaya, onları suçlamaya devam edeceğiz. Meydana getirdiğimiz karanlığı görmeden…

Burada Mevlana’nın adalet-zulüm misalini hatırlatmak istiyorum.

Mevlana, “Adalet nedir?” sorusuna ”Ağaçlara su vermek” diye cevap veriyor.

“Zulüm nedir?” sorusuna ise, “Dikeni sulamaktır” diyor.

Bu toplumda yıllardır siyasetin, aydınların, hepimizin gözleri önünde ağaçlar kurutuluyor ve dikenler sulanıyor… Ardından bu dikenler de er geç herkese bir şekilde batıp, canını yakabiliyor… Ama unutmayalım, ağaçlar olmazsa sadece onların benzersiz güzelliklerini izlemekten mahrum kalmayız, ayrıca, nefes de alamayız,

Hep birlikte, dikenler yerine ağaçların sulandığı, yeşertildiği bir güven toplumu kurmak için kendimiz ve ailemizden başlamak kaydıyla kollarımızı sıvayalım, inşallah…

Günün Özeti

YORUM YAZ

  • Psikolog Hüseyin KAÇINPsikolog Hüseyin KAÇIN12 gün önce
    Marko Paşa Taciz ve Tecavüz Mağdurlarının Dertlerini Dinler Ama Derde Deva Olmaz Mı?Rahmetli Mümtaz İdil yazmıştı: Böyle bir tablo varken ne kutlaması yapacağızÇocuklara cinsel taciz ve tecavüz konusunda yıllardır uğraşan psikolog Hüseyin Kaçın Odatv için şunları söyledi: “Taciz ve tecavüz mağduru erkek çocuklarının büyük bir kısmı kaçınılmaz olarak ergenlik döneminde pasif eşcinsel olarak kimlik edinirler. Diğer bir kısmı da seks düşkünü erkek olarak hayatlarına devam ederler. Kız arkadaşları ile büyüleyici aşk serüvenleri diye duygusal başladıkları ilişkilerini seksle sonlandırırlar. İlişkileri kısa sürer ve konuştukça kız arkadaşlarının da çocukken taciz yada tecavüz mağduru olduklarını öğrenebilirler. Çok ileri derecede olmayan taciz mağduru erkek çocukları ise ergenlik sonrası yetişkinlik dönemlerinde genelde travestilere gitme alışkanlığı edinirler. Travestilere gitme alışkanlığı olan erkekler çocukluklarında kendilerinden büyük erkekler tarafından dokunma yada temas olmadan istismar edilmişlerdir. Bu istismar tecavüz boyutunda değildir. Hatta bilinç düzeyinde unutulmuş bir boyuttadır.”Psikolog Hüseyin Kaçın’ın anlattıklarından çıkardığım önemli nokta ise şu: Özellikle tecavüze uğrayan erkek çocukların topluma tekrar kazandırılması başlı başına bir sorun oluşturuyor. Bunların bir kısmı “eşcinsel” eğilimlere yöneliyor, çoğunlukla da “psikopat” düzeyde insana düşman kişiler oluyorlar. Yaşadıkları travmanın acısını toplumdan çıkarmaya çalışıyorlar.Yargı bile çocuk istismarı karşısında çoğu kez mağdurdan değil failden yana tavır gösteriyor. Hele ki tecavüz veya tacize uğrayan çocuk kız ise, “dişi köpek kuyruk sallamasa” mantığı çalıştırılıyor.Üç yaşında tecavüze uğrayan çocukların olduğu bir ülkede yaşıyoruz. Ne çocuk bayramı? Hangi çocuk bayramı? Kimin için çocuk bayramı? Elinde elma şekeri ile gezen sapıklar için mi?(Mümtaz İdil: Böyle bir tablo varken ne kutlaması yapacağız 20.04.2016)Çocukken taciz ve tecavüz mağduru olmuş kişilerin terapilerinde psikolog kimliğinizle dinleyen kişi olarak mağdurların bilinci yada bilinçaltları ile karşı karşı kaldığınızda insanlık adına utanırsınız. Elleriniz kollarınız bağlanır vicdanınız sızlasın mı sızlamasın mı; gözlerinizden yaşlar aksın mı akmasın mı bocalar durursunuz. İçinize soğuk bir yağmur yağar ve sığınacak bir saçak altı ararsınız ama kendinizden kaçmak isteseniz de kaçamazsınız. İnsanlar o kadar yalan bir o kadar da duyarsız ki insanlar pislenmiş ve kirlenmiş ruhlarıyla masum çocuklara zalim büyükler olmuşlar. Marko Paşa bile “dert dinler, ama derde deva olmaz” iken hiç bir tarikatadamı hiç bir cemaatadamı bu konularda dertte dinlemez derman da olmaz olmuşlardır. Tekkelerde zikir üstüne zikir çekilirken dert çekenlerin derdine derman olacak şeyh efendilerimizi, mürşit büyüklerimizi arasak ta bulamayız çünkü toplumsal sorunların çözümünde onların sözü de yoktur eylemi deyoktur. Tekkelerde zikir çekilir dem çekilir ama dert çekilmez. Birileri bilsin birileri görsün birileri duysun İslam tarihinin büyük eğitim kurumları olan tarikatlar artık derde derman değildir. Tarikatlar eskiden adam gibi adam er kişiler yetiştirirken artık erilliğimizi çalan kişiliksizleştiren bir yapı olmuş durumdadırlar.Mürşit uçurdukça fakir fukara, garip gureba, cahil cühela bir millet oluyoruz. İlahiyatadamlarımız da televizyonlarda geleneğe küfredip yenilikçi din anlatma derdinde oldukları için onlarda derdimize derman olamıyor.Temizlenmek imandandır diye bedenlerimizin kirinden pasından arınmak için yıkanıyoruz ama ruhumuzun kiri pası katran karası olmuş imamız kararmış.Çocukların Afrika çöllerinde aç kalmasına yalandan gözyaşları dökerken ülkemizin karanlık odalarında çocukların bedenleri kirletiliyor. Çocuklara taciz ve tecavüz söz konusu olduğunda üç maymunu oynuyoruz; görmüyoruz, duymuyoruz ve bilmiyoruz.Çocuk tecavüzlerini mağdurların kendilerinden bizzat dinler ve ruhlarında sakladıkları çığlıkları duyarsanız bunu yetkililere anlatsanız da asla anlatamazsınız. Mağdurların çığlıklarını, içinizdeki insanlık adına oluşan utancı duyaramazsınız. Bürokratlar tecavüz olaylarında toplumun infialinden çekindikleri için çoluk çocuğun namusunu değil kendi koltuklarını korumayı daha elzem görürler. Bürokratlar koltuklarının büyüsünden kendilerini kurtulamadıkları için toplumsal sorunları doğru okuma becerisine sahip değillerdir ve bunun sonucunda da toplumsal yaralar çözülmek bir yana daha da derinleşir. Toplumun bitmeyen ardı arkası kesilmeden artarak devam eden sorunu taciz ve tecavüzler nasıl önlenir? Bu sorunun çözümüne yönelik olarak bürokratadamları ve bilimadamları makul çözümler üretemezlerse bürokratkadınları ve bilimkadınları nasıl bir çözüm üretmeyi düşünmektedirler?Madem ki bilim özgür düşünmek; bilim eşitlik; bilim adalet; bilim insanlık; bilim sorulmamış soruları sormak; bilim aklın ışığında üretilen çözümdür. Bilim, taciz ve tecavüzler konusunda neden bu kadar sus pustur? Hapishanelere suçluları sokmak sorunlarımızı çözmüyor. Çözüm olarak mağdurların elinden kim tutacak; ruhlarındaki yaraları kim saracak? Mağdurların acılarını polisler, savcılar, hakimler dindirebilir mi? Katiller, suçlular savcılardan, hakimlerden korksaydılar suça bulaşırlar mıydı?Suçlular mahkeme koridorlarına düşmeden çok önce çocukken okul koridorlarında ya sorunlu yaramaz serseri çocuk olarak öğretmenleri bıktırmaktadırlar yada ailelerinden göremedikleri ilgiden dolayı içlerine kapanık olarak öğretmenlerinin ilgisinden de mahrum olarak okul koridorlarında yalnız çocuklardır. Öğretmenler, geleceğin doktorlarını, avukatlarını, mühendislerini yetiştirdikleri gibi geleceğin katillerini de suçlularını da okullarda yetiştirdiklerinin farkında mıdırlar? Müfettişler okulların boyasını badanasını, bahçesini dersliklerini, öğretmenlerini teftiş ederler de öğrencilerin ruhuna terbiye adına ne verildiğini teftiş edebilir mi?Ruhu yaralanmış gencecik çocukların acılarına ortak oldunuz mu? Mağduriyetine mahkum edilmiş insanları dinlerken çaresiz kaldınız mı? Taciz ve tecavüz bir insanlık suçudur ama sonrasında bu mağdurların acılarının dindirilmediğini görünce mücadele azmi kazanıyorsunuz utanıyorsunuz, kızıyorsunuz, üzülüyorsunuz bir o kadar da umutlanıyorsunuz."Fırat kenarında bir kurt bir koyunu kapsa korkarım ki onun bile hesabı kıyamet günü Hz. Ömer'den sorulur" diyen adaletin mümessili büyük insanın ruhuna hasretimiz ne zaman son bulur?“Devlet, her çocuğa ruh sağlığı yerinde anne-baba sağlamakla yükümlüdür...” Belki bir gün büyük devlet adamları çocukların ruhlarına dokunacak siyasi çözümlere imza atarlar.Sevgili ülkemizde bir de taciz ve tecavüz mağduru çocuklar sorunu var! Hiç konuşulmayan; konuşulmak bile istenmeyen bir sorundur. Bu sorunu, aile ve toplum konuşmaz; devlet ise kurum ve kuruluşlarıyla hiç konuşmaz. Suçlular yakalanırsa, hapishanelerde idam edilmezler ama ne hikmetse kendileri intihar ederler. Canilerce, mağdurlar öldürülmemişlerse ölmekten beter bir hayat yaşarlar. Ne soranları vardır ne de ellerinden tutan şefkatli bir el. Gözyaşları içlerine akar... (Kadına şiddet, taciz ve tecavüz mağdurları 14 Ocak 2019)Fetullah Gülen'i çocukken tecavüz mağduru olmuş birisi olarak düşünürsek pek yanılmış olmayız.Tecavüz mağduru çocuklar, ergenlik ve sonrasında yetişkinlik dönemlerinde psikolojik destek almadan kolay kolay kurtulamayacakları, " Çoğul Kişilik: Disosiyatif Kimlik Bozukluğu " sorunu yaşarlar.Üniversitelerimizde tecavüz konusunda enlemesine derinlemesine hiç bir şekilde kayda değer bilimsel çalışmalar yapılmadığı için bu konuda ortaya çıkacak büyük sorunların çözümüne yönelik iz sürmek kolay olmasa gerek.Son söz olarak küçük bir notla söylemek istedilerimize noktamızı koyalım. Devletler taciz ve tecavüz mağdurlarının yüzde yüzde tespit edilmesi ve bunun sonucunda iyileştirme, sağaltım çalışmalarını köklü bir şekilde neden yapmazlar? Devletlerin yasal ya da varsa yasa dışı güçleri, tecavüz mağdurlarını tespit ederlerse erkeksi yanları baskın olanlarını mafya babası, duygusal yanları baskın olanlarını dini eğitimler verildiğinde tarikat ve cemaat lideri, zeki olanlarını da gerekli eğitimler verildiğinde istihbarat servislerinde değerlendirebilirler. (Fetullah Gülen tecavüz mağduru mudur? 22 Ocak 2019)Taciz ve tecavüzün kızı yada erkeği olmaz ama kız çocuğunun başına bir şey geldiğinde feminist kadınlar adliye önlerinde bayraklı, pankartlı ve flamalı eylemler yaparlar. Erkek çocukları da kız çocuklarının sayısı kadar mağdur olur ama bu çocukların kaderi kimsesizliktir, yalnızlıktır. Cezaevlerinde, erkek yetiştirme yurtlarında, kurslarda taciz ve tecavüz mağduru olmuşsanız derdinizi kime anlatabilirsiniz? Erkek yetiştirme yurtlarında devlete emanet edilen onbir, onüç yaşlarındaki erkek çocukları para karşılığı kendilerinden yaşça çok büyük insanlarla birlikte olmakta mıdırlar?Allah'ın adaletinden başka sığınabilecek bir adalet bulabilir misiniz?Diller, sayfalar, satırlar"Ebu Leheb öldü"diyorlar:Ebu Leheb ölmedi, ya Muhammed; Ebu Cehil, kıtalar dolaşıyor!Ne doğruluk, ne doğru; Ne iyilik, ne iyi..Bahçende en güzel dal,Unuttu yemiş vermeyi.Günahın kursağındaHaramların peteği! (Arif Nihat Asya)Tacizin ve tecavüzün kızı erkeğe olmaz ama tecavüz mağduru erkek çocuklar büyüdüklerinde pasif eşcinsel olurlar. Eşcinsel olmayı kabul etmek demek; size çocuk yaşta cinsel taciz ya da tecavüzde bulunan insanı haklı çıkarmak demektir. Taksim'de her haziran ayında onur yürüyüşü yada onur haftası adı altında İstiklal Caddesinde sözde onurlu onurluyürüyen milletvekilleribir de bu açıdan baksınlar ne adına yürüdüklerine. Ruhlarında bastırdıkları tecavüz çığlıkları anne babalarınca toplumca duyulmamış çocuklar;büyüdüklerinde eşcinsel haykırışlarla topluma meydan okumaktadırlar. Kapalı kapılardan saklandıkları yerlerden sokaklara çıkan her beş altı eşcinselin ikisi üçü çocukken tecavüz mağdurudur ama bu gerçeği kim bilir kim dile getirir? Eşcinsellik, aslında erkeğin erkeğe tecavüzünden başka bir şey değildir?Seks bağımlısı erkekler, kadınların namuslarını bıkmadan usanmadan nasıl kirletiyorsa eşcinsel ilişkilerde de tek eşlilik asla söz konusu olmadığında seks bağımlılığıyla eşcinseller birbirlerinin ruhlarını yani duygularını sömürmektedirler. Travestiler yada transeksüeller çocukken nasıl mağdur olmuştur gören duyan bilen var mıdır? Aile Bakanı; fahişelerin, travesitlerin dertlerini dinlese de derman olabilir mi? Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip ErdoğanKral Çıplak: Mavi Balina oyunu bir oyun değil çoluk çocuğu intihara sürükleyen bir emirler zinciridir. Anne babalar çocukları intihar ettikten sonra ağlıyor sızlıyor ama giden gitmiştir. Ateş düştüğü yeri yakmıştır artık. Bir o kadar daha tehlikeli bir durum daha vardır çoluk çocuğu öldürmüyor ama süründürüyor. Onüç, ondört, onbeş, onaltı yaşında yani reşit olmamış çoluk çocuk gay sohbet sitelerinde kendinden büyük sapık ve sapkın adamlarla sözde kendi istekleri ile konuşuyor, buluşuyorlar ve erotik ilişkiler kuruyorlar. Mavi Balina da çocuklar ölüyor ama gay sohbet sitelerinde çocukların ruhları ölüyor. Porno bir insanlık suçudur. Çoluk çocuk gay sohbet sitelerinde fuhşun kurbanı oluyor. Emniyet Genel Müdürlüğü Siber Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı detaylı bir inceleme yaptığında açıkça ortaya çıkacaktır ki Facebook, Twitter, Instagram sitelerinde taciz, tecavüz, eşcinsel, lezbiyen ve ensest ilişkiler kaygı verici bir boyutta yaygınlaşmaktadır. Artık çocuklar sokaklarda oyun oynamıyorlar, millet bahçelerinde, okul kütüphanelerinde kitap okumuyorlar. Anne babaların bilinçsizliğinden faydalanarak can sıkıntılarını erotik yetmezse porno arayışları ile gidermektedirler. Uyşturucu bağımlılığı, sigara ve obezite ile mücadele eden İl Sağlık Müdürlükleri, Yeşilay gibi kuruluşlar bu konuya yetiştirilmiş yetkin uzmanlarla acilen el atmalıdırlar. Devlet, demir yumruğunu yeni nesillerini korumak adına porno sitelerine en sert şekilde indirmelidir. Kısır siyasi çekişmelerin gürültüsü arasında taciz ve tecavüzün sesi pek çıkmamaktadır. Unutulmamalıdır ki mağdur çocuklar korkutulur ve susturulurlar ve sesleri hiç çıkmaz. Bu çocukların davranışlarından şüphelenen yada anlayan anne babalar, öğretmenler olursa belki bir son şansları olur.Devleti yaşat ki Millet yaşasın diyorsak çocuklarımızı postmodern çağın bela ve musibetlerinden koruduğumuz oranda güçlü devlet oluruz. Yüzleri gülen çocuklar yetiştirirsek Ülkemizin de geleceği parlak olacaktır. Aksini düşünmek bile istemiyoruz.Sadizmin Babası Marquis De Sade'nin ahlaksız hayatını aratmayan sapıklar ve sapkınlar artık her yerdeler. Pavyonlarda barlarda genelevlerde kaç mağdurun hayatı kararmaktadır. Lut ve İbrahim Peygamberler devrinde, Filistin diyarının türlü ahlak bozukluklarıyla Tanrı'nın gazabına uğramış iki büyük şehir olan Sodom ve Gomore artık İstanbul'un da Ankara'nın da İzmir'in de Konya'nın da Edirne'nin de yani her şehrimizin diğer adıdır.Bilim de eğitim de devlet bile bu konuda üç maymundur.Bilim duymamıştır.Eğitim görmemiştir.Devlet bilmemiştir.Çocuklar mağdur olmuşsa;Allah'ın adaletine muhtacız.
  • hüseyin angınhüseyin angın19 gün önce
    Ayşe 2 sa önceYani erdoğan a inanmayın bana inanınben daha iyi liderlik yaparım niye burada sin kardeş karara gitbu yorumu görünce anladım ki pek bir şey değişmiyor sizin cenahta :) Allah kolaylık versin .
  • Şirin AytaçŞirin Aytaç21 gün önce
    ELBRUZ isimli değerli katılımcı, yaptığım yoruma çok önemli bir katkı sağladığınızı görüp kayıtsız kalmak istemedim. Evet dediğiniz gibi "Okullarda sadece İNSAN odaklı değil yaşayan, nefes alan, var olan her ne varsa ona saygı duymayı, sevebilmeyi öğretebilmeliyiz" diyorsunuz, başka ne söylenir ki? Teşekkür ederim, sadece İNSAN demek elbette doğru değil.
  • Mehmet AliMehmet Ali22 gün önce
    Kalemine sağlık kalbi temiz at gözlüğü takmamış geleceğini yalakalığa bağlamamış gerçek müslüman insan.
  • TarafsızTarafsız23 gün önce
    Bence ciddi bir araştırma yapılmalı. Mesela 'kötülük' ne zaman hız kazandı, o zaman sürecinde ülkemizdeki değişiklikler nelerdi, 10-15 yıl geriye dönüp Türk toplumundaki sosyal yaşam, suç oranı neymiş bakmalı, bir de aynı süreçde Suriye'deki sosyal yaşam, suç oranı, insanların yaşam tarzı nasılmış. Bunları tesbit ettikten sonra Suriye'den gelen beş milyon insanın bize getirdikleri neler, hangi suçlar arttı, hangi hastalklar yeniden hortladı, kısacası bilimsel bir araştırma şart.Şu bir gerçek; süte su kattıkça sütün kalitesi düşer.Süte katılan su hiç bir zaman süte dönüşmez, ama su kattıkça süt suya dönüşür.
  • dahilekdahilek23 gün önce
    sokrat "adalet varsa suç yok suç varsa adalet yok diyor"islamda da öyle ceza suşu engellemiyorsa ceza değil mükafatdır. Allah'ın cezaları caydırıcıdır. onun için asrı saadette suç işlenemiyordu. hatta kurtlar bile koyunlara saldıramıyordu. batılılarbaşta bizde olmak üzere işgalve sömürge ülkelerinde suçu teşvik edici caydırıcılığı olmayan komik ve suça teşvik eden cezalar çıkarttılar. adalet sistemi öyle karmaşaki suçlu her zamna haklı haklı olan her zaman madur. adam kirayı ve ortak gideri vermiyor, yasa bunu kirayı alamayan madur ev sahibine ödetiyor. güvenmediğin kişiye evini kiraya vermek istemezsen yasa zorunlu tutuyor. davalar en 3 yıl sürüyor adam üç hem bedava oturuyor hem yakıt ve ortak gideri ev sahibine ödetiyor. polis olayın sıcağı sıcağına delillerini toplayıp savcıya sunuyor savcı kabul etmeyip kendi yeniden ifade alıyor. mahkemey sunuyor mahkeme bu ifadeleri yok sayıp kendi yenien ifade alıyor her duruşmaya 6 ay gün atıyor işin yoksa git gel. bin pişman oluyorsun adliye yolunu tuttuğuna halbuki, bir bakanında "benda çeki mafyaya tahsil etiririm" dediği gibi mafyaya gidiyorsun anında adalet tecelli ediyor alacak bir saatte tahsil ediliyor.. halbuki osmanlıda olduğu şimdi abd de gibi savcı ve hakm polisle birlikte oaly yerine intikal edip sıcağı sıcağına delilleri toplayıp tanıkları dinleyip caydırıcı cezasını ttahakkuk ettirse bakın neler oluyor bir sürü it ursuz hırsız caniye besle bırak tekrar tur besle bırak kısırı döngüsü oluyor mu.ceza evleri islah evleri değil azıtma evleri çıkan bir daha yapıyor.
  • ORHAN İNANORHAN İNAN23 gün önce
    DİNİMİZİ BİLME VE YAŞAMA KONUSUNDA PROĞRAMLAR OLUŞTURMALI VE AZİMLİ BİR ŞEKİLDE GAYRET GÖSTERİLMELİ Kİ GÖNÜLLER YUMUŞASIN,AĞAÇLAR SULANMIŞ OLSUN.YOKSA BAŞKA BİR YOL VE USÜL YOK.BATIDA YAŞANAN TECAVÜZLER NEREDEYSE NORMAL KABUL EDİLİR HALDE.TEPKİ BİLE GÖSTERİLMEZ VAKALARDAN..ONLARIN YÜZ YILDIR DAYATILAN AHLAKİ OLMAYAN KÜLTÜRLERİ BİZİ YOZLAŞTIRDI.ÜLKEMİZDE GENİŞ BİR KİTLE EDİNDİ.BU KİTLE,DİKENLİ DÜNYAYI "YAŞAM TARZI" OLARAK KABUL ETTİ.O NA DOKUNMAYA ,YERMEYE KALKANLARA GERİCİ YAFTASI VURARAK SALDIRDI.ÜLKEMİZİ KAOSA GÖTÜREN BU KÜLTÜRÜN MUHAFIZLARI ALT EDİLİP ETKİLERİ KIRILMADIĞI SÜRECE BU OLAYLARIN ÖNÜNÜ ALMAYI BIRAKIN ŞİDDETİNİN ARTIŞINA BİLE ENGEL OLAMAZSINIZ.GÜZEL BİR YAZI OLMUŞ.ELİNİZE SAĞLIK.
  • AnaAna23 gün önce
    Toplum olarak bozulduğu muz en doğru örnekle önümüzde ama nedense birileri insana değil de İslam'a dine saldırmak için bahane arıyor Ben diyorum ki Önce iğneyi kendimize bir batıralım sonra karşımızdakine bu hale bu toplumu kim getirdi yabancılar değil benim ideolojim doğru onun ideolojisi yanlış Fikri yatlar getirdi Her kim olursa olsun Kendin gibi düşünmezsen Benim çocuğuma gelecek zarar komşuma da gelmesin diye düşünürsen bazı doğruları elde ederiz bunun içinde Ben müslümanım demekle olmuyor Atatürk'ün Türkçe mealini yazdırdığı Kuran'ı içimize sindirerek okuyup anlamalıyız ve uygulamalıyız işimize geldiği gibi değil dosdoğru olarak Şimdi soruyorum Hangimiz yapıyoruz önce karşımızdakinin iyiliği Hangimiz düşünüyoruz keser gibi hep bana hep bana öyle değil mi Azıcık maddi çıkarlarımıza ters düştüğünde her şeye veryansın ediyoruz sabredip düzeltmeyi bilmiyoruz
  • ELBRUZELBRUZ23 gün önce
    Ali Osman Bey, Makalenizi buyuk bir dikkatle okudum.Bizlere yorum katacak eksik bir yer birakmiyorsunuz.Tebrik ederim.Bir yorumcu kardesim kendince bir eksik bulmuş ve yerinde bir tebitle tamamlamaya gayret göstermiş.Ahlakı değerleri bukadar asinmis bir toplumun Artı bir değer yaratması olası bir durum değildir diye düşünüyorum. Bizler bir Alman gibi disiplinli,bir Japon kadar çalışkan olamayabiliriz.Genlerimiz buna imkan vermeyebilir.Ama sonradan kazanılan ve zamanla şekillenen Ahlakı değerler konusunda bir şeyler yapabilirizkanimca.Yapmak da zorundayız.Sizinde degindiginiz gibi Çocuklara Aile ici eğitimle başlayarak ki buna ebeveyinler de dahil,süratle okullarda sadece insan odaklı değil yaşayan nefes alan var olan her ne varsa ona saygi duymayı,sevebilmeyi ogretebilmeliyiz.Elli yıl sürdede bu isi basarabilmeliyiz diye dusunuyorum.Aksi taktirde sevgi yoksunu bir Millet olarak biçare halde sağa sola savrulup dururuz.
  • Rafet GüçlüRafet Güçlü23 gün önce
    İhale yasası çıktığı günden bu yana sen de 180 ben diyeyim 380 kere değiştirilebilmişse ama gerekli diğer yasalar düzenlenmiyorsa ne düşüneceğiz. İşin ucunda para varsa hemen iş halledilir. Ama yoksa kimse taşın altına elini koymaz koyamaz. Tabii ya ak parti dava partisi. Hiç şüphesiz. İhalenin davası mı olur !? Olur olur, bak 17 senedir olana bak!
  • canancanan23 gün önce
    çok doğru bir konuyu ele almışsınız.Sizi yürekten tebrik ediyorum.Eğitim şart ne koşulda olursa olsun.Önce kendimizi eğiteceğiz sonra çocuklarımızı topluma yararlı bireyler olarak yetiştireceğiz.Daha adaletli ve daha ahlaklı bireyler inşaallah.
  • mevhibe inalmevhibe inal23 gün önce
    İnsanın aklına geçmişte söylenen, "Mahalledeki camcının oğlunun kimseye görünmeden mahalledeki evlerin camlarını kırdığı" hikayesi geliyor.Kapitalist dünyanın kimliksiz tüketici toplum yaratıp-sömürmek içinaile- mahalle-şehir-ülke bilincini nasıl erozyona uğrattığını internet ve tv. dizi ve programları ile görüyoruz.BizeKötü olduğumuz, Güvende olmadığımız, Kimseye güvenmememiz işleniyor. Bu arada BATI ülkeleri çocuk pornosu imal ve dağıtımındadünyada birinci.Kara para aklamak, Uyuşturucu ticareti onlarda.Eğitim ve Güvenli İnternetgeleceğimiz için önemli
  • Şirin AytaçŞirin Aytaç23 gün önce
    Toplumların bozulmasında etkisi olan yanlışlıkların sadece bir kısmını belirtmişsiniz ki katılmamak mümkün değil, yalnız bence atladığınız en önemli faktör kadın faktörü yani ANNE faktörü. Her çocuk ilk sevgisini, ilk iyilik duygusunu kısacası insan olmayı ilk anne öğretileriyle yani aile içinde alır daha sonra çevresel, toplumsal etkiler devreye girer ama toplumunda başlangıç noktası yine anne, yani kadındır. Daha dün yetmiş yaşında ki bir adamın can havliyle sığındığı evi" YAKIN" diye canhıraş bağıran, onca erkeğin arasında eline aldığı kaya parçasını arabaya fırlatan, kime isabet edeceği umurunda olmayan bir kadının çocuklarına nasıl bir rol model olacağı belli değil mi?.İstenmediği cenazeye gitme gafletinde bulunduğu için katli vacip görülen yaşlı bir adama OH! diyenlerin sayısını düşününce yukarıda yazdıklarınızın sürpriz olmaması gerek. Demek ki bu ülkede birine istenmeyen bir şey yapıldığı zaman cezasını kendi verme hakkını da teslim ediyorsun aksi halde bu tür menfur olayları ödüllendirmemen lazım. Bu gün işine gelen bu olayı alkışlarsın ama yarın ucu sana dokunduğu zaman da feryat etmeyeceksin. Yasaları senin-benim gözetmeden uygulatmadığın sürece toplumun düzelmesini bekleyemezsin. Ellerinize sağlık, bu yazınızda her zaman ki gibi insan ve ahlak odaklı.

Günün Özeti