Şahit beni tanımadı, kurtulduk!
Avrupa Konseyi Yerel ve Bölgesel Yönetimler Kongresi heyeti de koşa koşa Avrupalardan gelmişler, yolsuzluk sanıklarını, rüşvetçileri, ihaleye fesat karıştırmaktan yargılanan adamlarını nasıl cezaevinden çıkarırız diye, duruşmayı izlemek istemiyorlar..
Kimler var, kimler..
Raportörler Marc Cools ve Bryony Rudkin. Yerel Demokrasiyi Koruma Dairesi Başkanı Stéphanie Poirel. Bağımsız Uzmanlar Grubu Başkan Yardımcısı Prof. Tania Groppi.. Türkiye Çalışma Grubu Başkanı Jelena Drenjanin, Yasama Çalışmaları Direktörü Béatrice Taulegne, politika uzmanı Bastien Revel. Siyasi danışman Christopher Cmoch..
Bitmedi.
Büyük yolsuzluk yaparsanız, büyük paralar dağıtırsınız. Büyük paralar dağıtırsanız, izleyiciniz çok olur..
Avrupa Parlamentosu Türkiye Raportörü Nacho Sánchez Amor de gelmiş..
Parlamento asistanı Juan José López Gómez de koşmuş, gelmiş..
Hani şu Amor’a sorsak, senin ülkende bir tren kazası yaşandı. Ölenler var. Neler oluyor. İsrail’in parmağı olabilir mi, çözebildiniz mi?” diye.
“Amaan, burada Ekrem kardeşimizin duruşması varken, bizim ülkede ölen insanların hakkını hukukunu mu arayacağız, boş ver ölenleri. Biz Ekrem kardeşimizi kurtarmak için, mahkemeye baskı yapmak için geldik. Bizi böyle boş sorularla meşgul etmeyin” diyecektir..
Ekrem de Avrupa’dan gelmiş şakşakçıları görmüş, fırsatı hiç kaçırır mı?
İngilizce seslenmiş, ama şakşakçısı medya organları Türkçe vermişler:
“Hepiniz hoş geldiniz, çok teşekkür ederim”
Hani sadece “hoş geldiniz” dese, anlayacağım da.
İlaveten “Teşekkür ederim” de dediğine göre.
Gelenlerin kendisini cezadan kurtarmak için, destek amacı ile geldiğini biliyor olmalı.
O zaman soruyorum, “Onların uçak biletlerini sen mi aldın, Ekrem?”
Öyle ya..
Cezaevindeki bir kişi, ülke dışından gelen ve duruşmayı izlemek isteyen resmi görevleri de olan kişiler olduğunu öğrenince, önce bir ürpermesi lazım..
“Yolsuzlukla mücadele konusunda, her gün Türkiye’ye not vermeye kalkan, sıralamalarda Türkiye’yi rüşvet ve yolsuzlukları önleme konusunda yetersiz bulan adamlar gelmiş ise, şimdi Türkiye’de hapı zaten yutmuştuk, savcılar hakimler nezdinde yutmuştuk, bir de Avrupalılar mı çıktı karşımıza” diye telaşlanması gerekirdi.
Ekrem, gelenlerin uçak koltuk numaralarına kadar hepsini biliyor olmalı ki, “Hoş geldiniz, teşekkür ederim” diyor..
Verilen ara sırasında ise, hırsızlığı cezasız bıraktırmak için salona doluşan hokkabazlar, “Foncular içeri, başkanlar dışarı” diye mahkeme salonunda tempo tutuyorlar..
Affedersiniz foncuların 112’si tutuklanmadı mı?
Daha dün Adalet Bakanı Akın Gürlek, son rakamları açıklayıp, “433 şüpheli bulunuyor. Bunlardan 112’si tutuklu. 186 kişi hakkında adli kontrol tedbiri uygulandı. Firari 38 kişi hakkında ise yakalama kararı çıkarıldı. 359 gerçek kişi ile 111 tüzel kişinin mal varlıkları ve banka hesaplarına yönelik bloke tedbiri uygulandı. Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) bünyesinde oluşturulan gönüllü iade hesabı kapsamında toplam değeri yaklaşık 30 milyar lira olan para, taşınmaz ve hisse senedi iade edildi.” demedi mi?
Dedi.
İBB yolsuzluğundaki tutuklu sayısını ikiye katlıyor, fon yolsuzluğundaki cezaevine giren kişiler..
Ama, fonda hiç kimse tutuklanmamış, İBB’de ise yüzlerce kişi tutuklanmış gibi algı yapıyorlar..
Algı seviyesi düşük solcular da, “he he.. Foncular içeri, başkanlar dışarı” diye slogan atıyorlar.
Hem de mahkemenin duruşma salonunda..
Ben de bu utanmazlara hatırlatıyorum..
Aylardır süren duruşmalardan özet çıkartmayacağım.
Sadece dünkü duruşmada, o Avrupa’dan getirttiğiniz şakşakçılarınızın da huzurunda tekrar edilen gerçekleri aktaracağım..
Dün duruşmada dinlenen şahit İlker Aydın anlatıyor:
“Abdi İbrahim şirketinin sahibi Nezih Barut, bana mali durum raporlaması için görev verdi. Belediyeyle ilgili süreçleri ben yürütmedim. Süleyman Atik aracılığıyla 5 milyon dolar istendi. Paranın çekildiğini biliyorum, ama sonrasını gözümle görmedim.”
Şahitten daha başka ne istiyorsunuz?
Mali raporu hazırlayan bir adam, şirketten 5 milyon dolar gibi büyük bir paranın çıktığını söylüyor. Önceki tarihlerde bunun İBB tarafından istendiğini bildiğini söylüyor..
Daha neyin şahitliğini yapsın?
“Paraların seri numaraları şunlardı. Sarı poşet içinde, bir de gül renkli bezle örtülmüştü.. Paraları alanlar, Bomonti caddesinin sol tarafından, kırmızı ışığı da beklemeden, 65 km hızla ilerleyip, daha sonra da ..”
Amaan.
Adamlarda utanma yok ki.
Bir başka şahit Orhan Cevahiroğlu ifade veriyor.. Kültür AŞ’de Serdal Taşkın’ın bir yıl şoförlüğünü yaptığını söylüyor..
Topu topu bir yıl..
Ve işi sadece şoförlük..
Hiçbir toplantıya katılmamış. İlgili kişilerle bir samimiyeti yok.
Olması da beklenemez..
Ve olayların tamamını tek başına, tek şahit olarak anlatan bir kişi değil..
Söylediği şu: “Murat Ongun’un hem makamına gittiğimizi, toplantı yaptığımızı, onların da Mado’da bir toplantı yaptığını savcıya beyan ettim. Akşam saatlerinde oluyordu bu toplantı.” diyor..
Toplantının “15 günde bir 10 günde bir” olduğunu söylüyor. Pandemi dönemine denk geldiğini hatırlatıyor.
Ama o ne.
Sanki adam toplantıya katılmış. Murat Kapki ile saatlerce sohbet etmiş, şakalaşmış çoluk çocuğun, eşin dostun hatırını sormuş, yeğenlerin gittikleri okulların ayrıntılarını öğrenmiş, ama şimdi..
Evet şimdi..
Murat Kapki duruşmada, toplantılara girip çıkarken 2 saniyeliğine kendisini gören şahit şoföre soruyor:
“Beni tanıyor musun?”
Şoför de oturup sohbet etmediğini, senli benli tanışması olmadığını ifade etmek üzere “tanımıyorum” diyor.
Vaaay..
Murat Kapki hemen bütün suçlarını temizliyor, en kral deterjanla kendisini tertemiz ediyor: “Ben Murat Kapki. Hani Mado’da gördüğünü söylemiştin ya..”
Üzerinden 6 yıl geçmiş.. 6 yıl önceki adamın, şimdiki görüntüsü ile, “Beni tanıyamadı. Ben suçsuzum” diye sevinen bir zihniyet.
Söylesenize: “Utanmaz adam. Ben senin söylemediğin tarih ve saatte, İstanbul’da bile değilim. Ben senin söylediğin tarihte, telefonum 150 km öteden sinyal veriyordu.”
Diyemiyor. Tam aksine tüm teknik takipler, şahidin dediğini doğruluyor..
Ama adamlar ortalıkta dolanıyor: “Şahit beni tanımadı..”







