Özelleştirme sebebi ile iktidarı alkışlamak gerekir
Özelleştirme sebebi ile iktidarı alkışlamak gerekir
ALİ KARAHASANOĞLU
İki köprü ve otoyolların özelleştirilmesi kararı tartışılmaya devam ediliyor.
Sadece solcular değil..
Bazı okurlarımız da itiraz ediyor:
“Tamam satılmıyor, o konuda muhalefet yalan söylüyor ama, ne gerek var işletmesi devrediliyor, niye kiralanıyor?” diyorlar.
Tam bu noktada, gazeteci olarak bizim acizliğimiz ortaya çıkıyor.
Solcuların ne kadar yüzsüz oldukları, ne kadar algıcı oldukları, onlara karşı bizim ne kadar cevap vermekte eksik kaldığımız bir defa daha ispatlanmış oluyor.
Düne kadar o solcu muhalifler, o kemalist müfteriler ne diyorlardı?
“AK Parti kadrolaşıyor. Adamlarını kadrolara getiriyor, ehil olmayanları bile görevlere getiriyorlar. Partilerine üye olma karşılığında, devlette işçilik veriyorlar.”
Eski hükümetler döneminde de iktidar partilerine yapılan en önemli eleştirilerden birisi, “Yandaşlarını kamu kurumlarına alıyorlar. Ehil olmalarına bakmadıkları gibi, kadroları şişiriyorlar. 100 kişilik kadroya 1000 kişi alıyorlar.”
Gerçekten de, kamu iktisadi teşekkülleri dediğimiz on binlerce, hatta yüz binlerce işçinin çalıştığı kuruluşlardaki siyasi iktidarın gücü, sonraki seçimleri kazanmasını garanti edebiliyordu..
En azından siyaset sahnesinden çarçabuk tasfiye olacak partiler, siyasette kalmaya devam ediyorlardı.
Şimdi solculara değil ama bizim alnı secdeli olup muhalefette yer alanlara sesleneyim.
Hatta kendi okurlarımıza sesleneyim.
Ellerini vicdanlarına koysunlar, doğruyu söylesinler.
İktidara gelmiş bir parti, 100 kişilik işe 1000 kişi yerleştirip, o insanların oylarını garanti etmek yerine, bu imkânı elinden çıkarmak isterse, kendi menfaatinin aksine hareket etmiş olmaz mı?
Vicdanlı herkes aynı cevabı verecektir.
Evet...
Eski yıllardaki koalisyon hükümetleri döneminde bakın bir bakanlık hangi partiye bırakıldıysa o partinin tabanının A’dan Z’ye, hatta bağlı şirketlere varıncaya kadar nasıl işe yerleştirildiklerine hepimiz şahidiz. ...
Bu hareket tarzının aslında “Sen bana oy ver, ben sana iş vereyim” kısır döngüsünü getirdiğini hepimiz biliyoruz..
AK Parti yıllar önce Telekom’da bu imkânı elinin tersiyle itti.
“Ben tabanıma iş bulacağım, onları işe yerleştireceğim, kadroları şişirip taban tutturacağım diye devletin zararını kabullenemem” dedi ve Telekom’u özelleştirdi.
Binlerce işçi kadrosu, siyasi iktidarın kontrolünden çıktı.
Daha başka özelleştirmelerde de aynı uygulama, aynı risklere rağmen AK Parti iktidarı tarafından hiç düşünülmeden hayata geçirildi. Şahsi menfaati, siyasi menfaati hiç tereddüt etmeden ellerinin tersiyle itmiş oldular.
Şimdi karayollarında bürokrat ve işçi olarak —ki aslında artık taşeron şirketlerdeki işçiler bile devlete bağlı çalışıyorlar— binlerce, belki çok daha fazla çalışanı görevlendirme imkânı, iki köprü ile otoyolların özelleştirilmesi ile siyasi iktidarın kontrolünden çıkacak.
Şunu demiyorum: “Şu an ehliyete aykırı olarak istedikleri gibi o kadroları şişirerek kullanıyorlar.”
Bunu demiyorum. O kadroların doldurulmasında şimdi de hassasiyet gösteriliyor.
Partili-partisiz diye bakılmıyor, mümkün olduğu nispette eşit şekilde, ehil kim var ise ona görev veriliyor.
Ama burda kör bir nokta olduğunu, kadro şişirilmese bile, 100 kişiden ikisinde üçünde, partiye yakınlığın rol oynayabileceğini de kabul etmemiz gerekir.
CHP’lilerin işe alımlarda, “%35 parti teşkilatına, %15 destekçi İYİ Parti’ye, %15 de diğer destekçi partiye kontenjan tanıyoruz” açık itirafına şahit olduğumuz Türkiye’de, % 3’lük sapma da, (hiç olmasın isterim ama) tolere edilecek bir oran..
Koalisyon ortakları arasında belediye kadrolarının bölüşüldüğü bir Türkiye’de, AK Parti 100 kişiden üç kişide tam kurallara uygunluğu gerçekleştiremiyorsa buna da yüksek sesle itiraz etmeye hakkımız olmasa gerek.
Gönlüm ister ki şeffaf bir bakış açısı ile, devletimizin yetkililerinden itirazlara resmi rakamlarla cevaplar verilsin.
Ama o rakamları da istismar edeceklerinden çekiniliyor olmalı ki bu noktada cesur davranılmıyor.
O zaman ben tahmine dayalı olarak, değişik kaynaklardan temin ettiğim bilgiyi size vereyim:
Sayıştay denetim raporları ve resmi KGM istatistiklerine göre Karayolları Genel Müdürlüğü’nde toplam yaklaşık 30 bin personel görev yapıyor.
Oy tabanı olarak düşündüğünüzde, her bir personelin ortalama 3 oya hükmettiğini düşünseniz 100 bine yakın bir oy kitlesinden bahsediyoruz.
Tabii ki tüm yollar ve köprüler özelleştirilmiyor..Dolayısıyla bu kadro tümüyle tasfiye olacak değil.
Ama önemli bir kısmının ya başka göreve gönderileceğini ya da işten ayrılacağını/özelleştirmeyi kazanan şirkete geçeceğini söylemek mümkün.
Bunların içinde memuru var, sözleşmeli personeli var, işçi statüsünde olanlar var.
Siyasi iktidar niye bu gücü elinden çıkarsın ki?
Parti menfaatini düşündüğünde böyle devam etmesini istemesi lazım ama, onlar ülkeye kazandırmak istiyor.
Ülkenin kazanması için çalıştığında da, muhaliflerin bombardımanına tutuluyor.
Yavuz Ağıralioğlu gibi tribün siyasetçileri “Halka satılsın” diyor.
Sanıyor ki solcu kemalistlerin dediği gibi, laikçiler bir altın yumurtlayan tavuk sahibi olmuşlar, şimdi AK Parti de bu altın yumurtlayan tavuğu satmaya çalışıyor. Bir masrafı yok. Oturduğu yerden altın yumurtlayan bir tavuk var, o da satılacak, sanılıyor.
Yok öyle bir şey.
Kendiliğinden bir gelir elde edilmesi mümkün değil.
Hatta iyi bakım yapılmazsa, işletme profesyonel şekilde yapılmazsa, yollardaki bakım iyi yapılmazsa zarar bile edilebilir.
Düşünsenize (Allah korusun) yaşanacak kazalarda uğranılan zararlar yoldaki kusurlara dayandırıldığında, kâr etmeyi boş verin zarar bile edilmesi mümkün.
Yavuz beyin teklifi kabul edilir, özelleştirme halka satılarak yapılırsa..
O yolları/köprüleri kim işletecek?
Eskisi gibi, yine iktidardaki parti o kadroları kullanacak ise.
Özelleştirmenin bir diğer amacını gözden kaçırmış oluyorsunuz..
Nedir o ikinci amaç?
Özelleştirmenin bir amacı gelir elde etmek ise, bir amacı da o alanın profesyonel olarak, daha iyi hizmet ile yürütülmesi. Bunun için de profesyonel bir ekibin bu işi üstlenmesi gerekiyor.
Devlette ise, hantallık var, özel şirketlerdeki sürekli motive olarak işin takibi maalesef yok.
Özelleştirme bu açıdan da zorunlu.
“Bu kadar net bir konuda bile solcuların siyasi iktidara saldırganlıklarındaki cesaret bizim çekingenliğimizden geliyor” dedim.
Bu pervasızlıkla şunu da diyorlar: “Tayyip Erdoğan sonrasında AK Parti’ye çok para lazım.”
Tayyip Erdoğan 25 yıldır ülkeyi yönetirken ihtiyacı olmayan paraya, şimdi kendisinden sonrası için mi ihtiyacı olacak?
Daha önemlisi para partiye gitmeyecek ki, devletin kasasına girecek. Devletin kasasına girecek paradan bu solcular niye rahatsız oluyorlar?
Bazı okurlarımız “Sen kendi evini satıp kiracı olur musun?” diye soruyorlar.
Tam örnek değil, satış yok, kiralama var ama, yine de cevaplayayım:
Eğer yapacağım bir iş planım var ise, borcum var ise evet, oturduğum daireyi satarım.
Tasarladığım o iş planı çerçevesinde sermaye olarak kullanmak için dairenin parası ile iş yaparım. Belki iki sene kirada otururum, dairenin parasını yapacağım iş ile kazanırım veya borcum var ise o borcum döviz veya değerli madene bağlı olduğu için artıyorsa, bir an önce borcumu ödemek için dairemi satarım.
Devlet de vatandaşına yapacağı hizmet var ise —ki onlarca alanda değişik hizmetlerin planlamaları var— eğer borcunu ödemek istiyorsa —ki düşük seviyede de olsa, başka ülkelere göre çok daha az miktarda da olsa devletin borcu var— bunu ödemek için yolların işletmesini devredip, devlet diğer alanlarda o parayı kullanmak isteyebilir.
Bilmem, anlatabildim mi?