Demedi demeyin, tanıdığım Gökçek, o avukata bunu ödetir
Demedi demeyin, tanıdığım Gökçek, bu avukata bunu ödetir
ALİ KARAHASANOĞLU
Melih Gökçek’i, nice muhalif siyasilerle yaptığı mücadeleden biliyoruz.
Nice Yargıtay üyelerinin, Danıştay üyelerinin, onun hakkından gelmek için ne numaralar çevirdiklerini biliyoruz..
Mimarlar Mühendisler Odaları ile, Danıştay üyelerinin birlik olup, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı döneminde iş yapamaz hale getirmek için, planladığı her üst geçidin, her köprünün, her alt geçidin yapımının durdurulması kararları ile nasıl mücadele ettiğinden tanıyoruz..
Düşünebiliyor musunuz..
Trafiğin rahatlaması için yapılmış bir üst geçit, Danıştay tarafından engelleniyor..
ABB Başkanı Melih Gökçek, o yola afiş asıp, “Bu hizmetimiz Danıştay kararı ile engellenmiştir” yazısı ile, durumu halka arz ediyor.
Böyle bir mücadele adamı..
Emin Çölaşan hemen her gün, Melih Gökçek aleyhine yazılar kaleme alıyor.
Tazminatları patron Aydın Doğan ödüyor.
Ama onlar uslanmıyor, yeni iftiralarla, Gökçek’i itibarsızlaştırmaya çalışıyorlar..
Gökçek teslim olmuyor..
Emin Çölaşan deyip geçmeyin..
Karısı Tansel Çölaşan da, belediyenin hemen tüm işlemlerinin denetlendiği Danıştay’da savcı, üye, başkanvekilliği görevlerini üstlenmiş, 28 Şubat döneminin yüksek hakimlerinden birisi..
Kocası ölümüne Emin Çölaşan ile kavga ederken..
Tansel Çölaşan boş durur mu?
O da Danıştay’da, Gökçek’in icraatlarını önleyecek organizasyonların içinde rol alıyor..
Bunların yıllarca sürdürdüğü mücadelede alt edemedikleri Melih Gökçek’i, şimdi Murat Ağırel alt edeceğini sanıyor.
Eline tutuşturulan bir kağıt ile.. Onun yanına eklediği kahve dedikoduları ile, Gökçek’in son yıllarda sosyal medyada koparılan yaygaraların gerçekdışılığını ortaya koyan mücadelesini durdurmaya çalışıyorlar..
Murat Ağırel tabii ki yalnız değil.
Yanında iş bilmez Mansur Yavaş var.
Mansur Yavaş’ın belediyede göreve aldığı emekli savcı Nadi Türkaslan var..
Emekli savcı Nadi Türkaslan, kendisine iş veren Mansur Yavaş’ın, bir konser sebebi ile belediyenin milyonlarının boşa gitmesi ile ilgili soruşturmada tek açıklama yapmaya cesareti olmamış iken..
Şimdi, üstlendiği ABB avukatlığını ne ilgilendiriyorsa, Melih Gökçek’e yönelik, iftira boyutunda ifadelerle, itibarsızlaştırma operasyonuna imza atıyor..
Sanıyor ki, atacakları iftiralarla, Gökçek’i alt edecekler..
Sonra da kendilerine oyun alanı açılacak..
Bu millet, Nadi Türkaslan’ı, Deniz Feneri Derneği’ne attığı iftiralardan tanıyor..
Deniz Feneri Derneği, yarım asra yaklaşan hizmetleri ile, tüm toplumun gönlünde taht kurmuş bir yardım derneği..
Ama ortalık yolsuzluktan, rüşvetten, fuhuştan, uyuşturu müptelalığından geçilmiyor iken..
Nadi Türkaslan, bu derneğin yardım faaliyetlerini sekteye uğratmak için, 28 Şubat’ın artçı sarsıntılarının sürdüğü dönemde, gözaltı operasyonlarına imza atmıştı..
Şimdi ben, Mansur Yavaş’ın savcılık nezdindeki soruşturmalarının üzerini örttürmek için, belediyede yürüyen yolsuzlukların delillerini yok etmek için mi bu emekli savcıyı avukat olarak işe aldığını merak ediyorum..
Hatırlayın, Ege kıyalarında CHP’li belediyeler.
Antalya’da CHP’li isimler.
Emekli emniyet müdürlerini, emekli savcıları, emekli hakimleri belediyede işe alarak.
Yolsuzluklarının üzerine örtmeye çalışmışlar..
Ama son dönemde yapılan operasyonlarla, o emekli bürokratlar yargı mensupları da dahil olmak üzere, suç işleyenlerin hepsine soruşturmalar açılmıştı..
Şimdi sıra, Mansur Yavaş ile, Ankara Adliyesi’nde savcı nezdinde olmasa bile, kalemlerde eski dönemin artıkları ile, yolsuzlukların üzerini nasıl örteriz çabalarına imza atanlara başlatılacak soruşturmalar konuşulurken..
“En iyi savunma, saldırıdır” ilkesinden hareketle..
Mansur Yavaş’ın şakşakçıları, saldırıları başlattılar..
Önce Saygı Öztürk açık açık “suç örgütü” ifadesini kullanarak, Melih Gökçek’e hakaret etti..
Tepkiler gelince, kendisini kurtarması için, Nadi Türkaslan’a müracaat etti.
Nadi Türkaslan da, “Sen korkma. sana bir şeycik olmaz, sen ki, Cem Uzan gibi bir hırsızın 20 milyar dolar çaldığı Türkiye’de, hâlâ onun şakşakçılığını yapmaya devam ediyorsun ve sana kise dokunmuyor” algısı ile..
Saygı Öztürk’e anlatmış:
“Basın toplantısında yaptığım kamuoyunu bilgilendirmekti. Kamuoyunu ilgilendiren bir şikayetten dolayı, kamuyu bilgilendirmek de son derece doğal. Bunun da yapılacağı en iyi yer adliye binamızın önüdür. Ayrıca adli yılın açıldığı gün bu açıklamayı yapmanın da ayrı bir anlamı var. Ben de bunu yaptım. Kamuyu ilgilendiren önemli bir konuda kamuoyunu bilgilendirdim.”
Bizim bildiğimiz avukatlar duruşma salonunda savunma yapar.
Savcılar iddianameleri ile konuşur..
Ama bu emekli savcı, kendisine başkalarını rehber edinmiş olmalı ki..
Hani vardı ya.
FETÖ’cü bir savcı...
Muammer Akkaş..
Adliyenin fotokopisinden çoğalttığı bildirileri gazetecilere, adliyenin önünde dağıtarak, yolsuzlukların üzerine gittiğini sözümona açıklarken.
Şimdi anlıyoruz ki.
Savcının derdi yolsuzluğun üzerine gitmek değil.
Pensilvanya’da, CIA’nin kucağında oturan örgüt liderinin emrini yerine getirmek..
Bugün çıktı mı bu gerçek ortaya.
Çıktı.
Muammer Akkaş’ın nerede olduğunu bilen var mı. Şahsen ben bilmiyorum.
Dürüst savcı numarası ile, o gün adliye önünde bildiri dağıtanları, taklit eden başka isimler var..
Ne yazıktır ki, avukatlığı şovmenliğe çevirenler için, işlerine gelince “Avukat savunma görevinin dışına çıkarak, başkaları ile ilgili suçlamalarını adli makamlar dışında dillendiremez” soruşturmaları açan barolar..
Nadi Türkaslan’a sıra gelince. Suspus olmuşlar..
FETÖ’cü savcıya, o tarihte HSYK’nın suspus olması gibi..
İddia ediyorum, bağımsız yargı, sırası gelince, bu emekli savcının, şikayet dilekçesini adliye önünde basın önünde deklare etmesine gerekli soruşturmayı açacaktır..
Bunun için, Melih Gökçek de şikayet hakkını kullanacaktır.
Kimseyi susturmak için değil.
Kendi suçlarını örtmek için, başkalarına suç isnat edenlerin.
CIA’nin kucağında oturduğunu gizlemek için, bazı devlet görevlilerine iftira atanların yaptığı gibi..
Bugün de ABB yönetimindekilerin, kendi suçlarını örtmek için, başkalarına iftira atmalarının hesabı sorulacaktır..