• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Ali Karahasanoğlu
Ali Karahasanoğlu
TÜM YAZILARI
11 Aralık 2019

İlkokuldan üniversiteye, öğretilecek en önemli kavram “vefa” olmalı!

Zaman zaman konuşulur.

“Okullarda hangi derslere ağırlık verelim” diye tartışılır.

Kimisi fen bilimlerine..

Kimisi dini bilgilere..

Kimisi hayat tecrübelerine önem verilmesini ister..

Bunların da içinde, hangi konulara ağırlık verilmesi gerektiği ayrı bir başlık içinde ele alınır.

Belki son konjonktürel tartışmalardan da etkilenmiş olabilirim.

Bana sorarsanız..

Derim ki..

“Matematik, fen hepsi hikaye..

Coğrafya, biyoloji masal..

Dini kavramların öğretildiği dersler önemli..

Ama onların içinde de..

En önemlisi..

İlkokuldan üniversiteye..

Tüm aşamalarda ‘en ağırlıklı olması’ gereken, ‘vefa’dır..”

Gerçekten de..

Gençleri “vefa” kavramı ile donatarak yetiştirmeliyiz.

Gençleri “vefa” ile kuşatmalıyız.

“Vefa”nın; “dostlukta sebat”ın, “sevgide kararlı duruş”un önemini öğretmeliyiz.

“Muhabbette sürekliliği” anlatmalıyız.

“Sözünde durma”nın önemini, verilen sözü hiçbir koşulda çiğnememenin değerini aktarmalıyız.

Hani halk dilinde söylenir ya..

“Vefa; İstanbul’da bir semt adından ibaret değildir..” diye..

Tam da bunu, gençlere öğretmeliyiz.

Ama istisnasız..

Her meslek için..

Her alanda eğitim görenler için..

Doktor olacakların da.

Hukukçu olacakların da..

Mühendis olacakların da..

Siyasetçi olacakların da..

En önem verecekleri kavram, “vefa” olmalı..

Yoksa, bu hayat çekilmez..

“Vefa”yı test etmeden önceki dönemi ile de çekilmez..

“Vefa”yı göstermek gerektiği aşamadan sonrası için de çekilmez..

Gençlerin, “vefa”yı öyle içselleştirmelerini sağlamalıyız ki..

Bunu bir hayat tarzı haline getirsinler..

“Vefa” ekseninde bir tartışma olduğunda..

Herkesin hareket tarzını, önceden tahmin edebilmeliyiz..

“Vefa” kavramı üzerinden, insanlarımızın davranış biçimlerini tahmin etmek mi istiyoruz..

“Kesin, tavrı şu olur” diyebilmeliyiz..

Değişik vesilelerle, zaman zaman büyüklerden dinlediğimde.. Kitaplarda karşılaştığımda.. Hatta okuduğum köşe yazılarını gördüğümde..

Beni duygulandıran şu kıssa üzerinden, “vefa”yı gençlere öğretmeliyiz..

Bu kıssa üzerinden, değişik boyutları ile, doktora tezleri hazırlanacak derinlikte analizler yaptırmalıyız..

Kıssa şöyle:

Hz. Ömer-ül Faruk (r.a)’ın hilafet senelerinde yaşanan bir olay..

Hz. Ömer’e iki delikanlı gelir.

Kollarından tutarak getirdikleri kişiyi gösterip..

- Biz iki kardeşiz. Kabilesi içinde çok sevilen babamız bahçede dolaşmakta iken, bu genç tarafından öldürüldü. Hakkın yerini bulması için size getirdik.

Hz. Ömer ceza verilmesi istenen kişiye dönüp sordu;

- Ne diyorsun?

Cevap, iki kardeşi doğrular mahiyette idi..

- Bu iki kardeş doğru söylüyor. Fakat hadiseyi bir de ben anlatayım. Ne karar verirseniz, adalet ondadır.

Ailemi alarak buralara gezmeye geldim. Giderken, korunaklı bir bahçenin duvarından sarkan dala, atım boynunu uzattı, daldan kopardı. Atı geri çektim. O sırada duvar kenarında bir ihtiyarın öfkeyle gelmekte olduğunu gördüm. Elinde tuttuğu bir şeyi ata doğru fırlattı. At oracıkta düşüp, öldü.. Ben de kendimden geçmişim. O ihtiyara, vurmamla birlikte, yere düşüp, başını taşa değdirdi.. O da öldü..Bu iki kardeş de, beni gördükleri için, tutup size getirdiler.. 

Hz. Ömer (r.a);

- Kısas, dedi..

Kısas hükmü verilen misafir, bir talepte bulundu..

- Karara itaat ediyorum.. Ancak benim küçük bir kardeşim var. Babamız vefat etmeden önce ona ayırdığı yüklü miktarda parayı bana emanet ederek; ‘Oğlum, bunlar kardeşinindir, o büyüyünceye kadar bu paraların muhafazası sana aittir’ demişti. Ben bu paraları bir yere gömdüm. Yerini benden başka kimse bilmez. Eğer kısas hükmünü şimdi yerine getirirseniz, o para orada kalır, yetim hakkı zayi olur. Yarın ceza gününde, yetim hakkını isteyince, ben belki özür dileyebilirim. Fakat üç gün müsaade ederseniz, gider, o emaneti emniyetli bir adama teslim ettikten sonra, döner gelirim. Bu hususta bana kefil de bulunur.

Kasten olmayan öldürmede kısas cezası nasıl uygulanır, kısas cezasında, ölüm cezasında kefalet olur-olmaz tartışmasını bir kenara bırakalım.. 

Kıssaya dönelim..

Hz. Ömer bir müddet düşündükten sonra; 

- Kim bu gence kefil olur, diye sorar..

Kısas uygulanması gereken kişi, kendisine kefil olacak kişiyi de, topluluk içinden seçer:

Ebu Zer-i Gıfari Hazretleri’ni gösterir..

Hazret-i Ömer (r.a)  sorar:

- Ey Ebu Zer kefil olur musun?

Ebu Zer (r.a); 

- Evet, üç güne kadar döneceğine kefilim, der..

Misafir bırakılır..

Aradan üç gün geçer..

Mühletin bitmesine saatler kala, iki kardeş gelir, kısas için beklerler..

Hz. Ebu Zer hazır..

Ama kısas uygulanacak misafir ortalıkta yoktur..

Kardeşler sorarlar:

- Ey Ebu Zer! Kefalet ettiğin şahıs nerede? Hiç giden gelir mi? 

Ebu Zer Hazretleri’nde telaş yok..

- Daha vakit var, hele müddet bitsin. Delikanlı dönmediği takdirde Allah hakkı için kefalet hükmünün icrasına razıyım, der.. Nihayet vakit dolarken, kısas uygulanacak misafir gelir..

- Özür dilerim. Yetimi dayısına teslim ettim ve ona paraların yerini gösterdim. Fakat yurdumuzun uzaklığından ve havanın sıcaklığından dolayı ancak gelebildim.

Ashab, delikanlının ahde vefasına hayran kaldıklarını söyleyip, 

- Seni buraya getiren saik nedir, istesen gelmeyebilirdin, diye sorarlar: 

Misafir şöyle cevap verir:

- Beni buraya döndüren, “Müslümanların ahde vefası kalmadı” dedirtmeme gaylesidir..

Dönüp, Hz. Ebu Zer’e sorulur, 

- Sen bu misafiri tanımadığın halde, niye kefil oldun. Ya gelmeseydi?

Cevap yine müthiş:

- “Müslümanlar içinde kimsenin kimseye güveni kalmamış” dedirtmemek için bu misafire kefil oldum.

Şimdi..

Günlük gelişmeler içinde..

“Sen başbakan olacaksın. Ben bakan olacağım. Sen parti başkanı olacaksın. Ben cumhurbaşkanı olacağım” tartışmaları içinde..

Müslümanlar şimdi birbirlerine neler diyorlar neler..

3 sene önce başbakanlıktan ayrılırken, söylenen sözleri hatırlayın..

Dünya egemenlerine posta koyan bir lider var iken, onun sayesinde başbakanlık koltuğuna kadar çıkanların “vefa” anlayışına bakın..

“Okullarda her dersten önemlisi, vefa” derken..

Söyleyin, haksız mıyım?

 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Abdi

Vefâ, Fatih te bozasıyla meşhur bir semtin adı olup adını Fatih Sultan Mehmet zamanında yaşayan büyük mutasavvıf Şeyh Ebu'l-Vefâ dan almıştır. Diğer ahlâkî anlamda Vefâ, 21.yz da yerini Öpüldünüz'e bırakmıştır...
  • Yanıtla

Yasin

Din eğitimi önemli ve an itibari ile okulların çoğunda seçmeli dersler din dersi ile ilgili seçiliyor. Din kültürü öğretmenleri en çok atananlar arasında, veli, imam hatip mezunu oğlan en azından daha kolay iş bulur ve düzelir anlayışı ile çocuğunu imam hatipe gönderiyor. En çok bütçe imam hatiplere ayrılıyor. Her okula mescit yapıldı. En fazla salavat okuma yarışması, en güzel Kuran okuma yarışması gibi normal okullarda da etkinlikler sürekli yapılıyor. Sonuç bence göze girmek isteyen idarecilerin koltukta kalma süresi ve sistemdeki yanlışlıkların dolayı heba olan öğrenci sayısının artması. Okul öğrenciye gelecek sunabilmeli Ali Bey. Bizde ise böyle bir okul tarzı neredeyse yok. Amaçsız ve ümitsiz öğrenciler topluluğu içindeyiz. Lgs de yüzde 2, TYT-AYTde yüzde bire girme mücadelesi verenler ve yüzde 95inin havlu atıp din, etik, ahlak hiçbirşeyi umursamadığı bir sistem var maalesef. Toplumsal olaylara, 2.sayfa haberlerine bakın ve şunu kabul edin Din eğitimi ile çözülecek bir sorun değil. Vefa diyor yazar Edebiyat olmadan bunu açıklamak, Etik kavramı olmadan, milli kültür öğelerini katmadan bunu öğrenciye kavratmak mümkün mü? Skolastik düşünce Ortaçağda kaldı Ali Bey, Biruniler, Harezmiler, sizin felsefenizle yetişmedi. Aziz Sancar dahi başarımı Cumhuriyet dönemi eğitimine borçluyum dedi. Köy enstitüsü gibi eğitim tarihimizin en büyük atılımına Batı güdümünde Komünist yaftası yapıştırıp, o... pu yetiştiriyorlar diye kapattıran zihniyetlerle bu iş zor.
  • Yanıtla

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23