--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Baba, bu iş ne iş; “vakıf” ne, “faiz” ne?

Ali Karahasanoğlu
Ali Karahasanoğlu
57

 

Baba, bu iş ne iş?

“Vakıf” ne demek, “bankadan faizli kredi çekmek” ne demek?

Baba, bu iş ne iş?

“Vakıf” ne demek, “Cebindeki parayı hayır işine kullanacağına, cebinden tek kuruş çıkartmadan, başkasının parası ile hayır işi yapıyor görünmek” ne demek?

Baba, bu iş ne iş?

“Vakıf” ne demek, “devletin arsasına ‘Üniversite kuruyoruz’ diye konmak” ne demek?

Baba, bu iş ne iş?

“Vakıf” ne demek, “kurucusu olduğun vakfın sahibi olduğu üniversiteye, Danıştay ‘Olmaz’ dediği halde bedava arsa vermek, ne demek?”

Baba, bu iş ne iş?

“Vakıf” ne demek, “Türkiye’nin en büyük holdinginin finanse ettiği üniversitenin yönettiği rakamlardan çok daha büyük paralarla iş kotarmak” ne demek?

Baba, bu iş, ne iş?

“Vakıf” ne demek, “aldığın borcu ödememek” ne demek?

Baba, bu iş ne iş?

“Vakıf” ne demek, “Vakıf kuruluşu” dediğin üniversitede..

Sorular devam eder gider..

Bilim ve Sanat Vakfı’nın, doğrusunu söylemek gerekirse, 28 Şubat sürecinde uzaktan ismini duyardım ama..

Ciddi bir aktivitesinden haberdar değildim..

Hangi başörtülü öğrencinin elinden tutup, ne hizmet vermiş?

Katsayı zulmüne maruz kalmış hangi meslek liselinin elinden tutup, yurtdışında okumasını sağlamış?

Hangi zulüm uygulamasında, sert bir açıklama ile kınama yapmış?

Hafızamı zorluyorum..

Bir örnek hatırlayamıyorum..

Ama şimdi..

Bilim ve Sanat Vakfı, o tarihlerde düzenlediği üç tane seminerle..

Beş tane konferans organizasyonu ile..

Baskıcı sisteme kesinlikle bir söz söylemeden..

Vakıfların, derneklerin adım adım takip edildiği askeri vesayet döneminde hiçbir takibe maruz kalmadan..

Hiçbir bedel ödemeden..

O tarihlerdeki 30-40 kişiye yönelik küçük çaplı etkinliklerini, şimdi bize “büyük mücadele” diye satmaya kalkıyor.

“Satsın, sorun yok” diyeceğim ama..

“Karınca kararınca, bir katkıları olmuştur” diyeceğim ama..

Bugün geldiğimiz noktada..

AK Parti iktidarı döneminin rahatlığında, binlerce insanla buluşturduğu vakıf faaliyetlerini, doymayan bir iştahla, ve esas önemlisi şahsi ikballerine, siyasi hedeflerine alet etmek amacıyla hedefi on binlere, yüz binlere çıkarttı iseniz..

“Vakıf müessesesi” ile “banka müessesesi”ninyan yana gelmemesi gerektiği halde..

“Vakıf” kelimesi ile “faiz” kelimesinin, mümkün değil, bir arada bulunmaması gerekirken..

Siyasi ikbal uğruna..

Bu zıt kavramları buluşturup..

“Vakıf” kavramının bile içine ettikten sonra..

Bir de kalkıp, bunun sorumlusu olarak, çarpışmaya soyunduğunuz siyasi rakibinizi gösteriyorsanız..

“El insaf” diyorum..

Üst perdeden anlatımlarla olayı perdelemeyelim..

Yapılmak istenilen, Tayyip Erdoğan’ın kendisine sağladığı imkanlarla, Tayyip Erdoğan’ı devirme operasyonudur.

Hazıra konup, nankörlük yapma harekatıdır.

Terlemeden, herşeye el koyma ihtirasıdır.

“Hah şöyle, gerçeği söyle” diyeceklere hatırlatayım..

Dürüst olalım..

Ahmet Davutoğlu, kurucusu olduğu vakfın üniversitesine, katrilyon liralık Tekel arsasını bedelsiz aktarırken, kendisini o makama oturtan Tayyip Erdoğan’a danışmış mıdır?

Şimdi yeni kurduğu siyasi partide, her işi istişare ile yapacağını iddia eden Ahmet Davutoğlu’nun gözünde, katrilyonluk devlet arsasının hiç mi kıymeti yoktur ki, bu ülkenin Cumhurbaşkanı’na, “Şöyle bir niyetimiz var, ne dersiniz” diye sormamıştır?

Veya..

Tayyip Erdoğan’ın, kendisinden çok daha uzun süreli siyasi hayatında, başka bir vakfa, kurucusu olduğu bir tüzel kişiliğe benzer değerde bir arsa devri yaptığını görmüş müdür ki, sormaya bile ihtiyaç hissetmemiştir?  

Görünen o ki, Davutoğlu kendi çalmış, kendi oynamış, vakıf müessesesini bile siyasi ihtiraslarına alet etmiştir.

“Hizmet, hayır” diye yola çıkmış, devlet arsasına el koymuştur.

“Karşılıksız hizmet” diye yola çıkmış, imkanlarının % 90’ının devlete ödetmeye kalkışmıştır.

Tabelada kendi ismi olacak..

Ama, imkanlar devlet tarafından karşılanacak..

Nerde bu yoğurdun bolluğu?

“Tayyip Erdoğan’a yakın” diye tanıtılan, çocuklarının yönetiminde olduğu vakıflar bile böyle bir imkana hak kazanmamış iken..

Davutoğlu, kendisini Erdoğan’dan daha üst bir konumda mı görüyor acaba?

Şunu da hatırlatmış olalım..

Faize de bulaşmış olsa.. Devletin arsalarına da el konmak istemiş olsa..

Ne kadar yanlış işe de bulaşmış olsa..

Bunlar giderildikten sonra..

O vakıf, “vakıf” statüsüne uygun çalışmak istiyorsa, hayatiyetini devam ettirmelidir..

Bu anlamda, Bilim ve Sanat Vakfı da, zaten kapatılmış değildir.

Üniversite kayyıma geçtiği için, eski işlemleri üzerinden gerekli incelemeler yapılıp, düzeltmeler sağlandıktan sonra..

Net söyleyelim, “siyasi ihtiras”la yapılmış boyu çok çok aşan zıplamalar yerli yerine oturtulduktan sonra..

Bilim ve Sanat vakfı da, faaliyetlerini, kendi kurucularının yönetiminde devam ettirebilecektir..

Hatta bu ara dönemi de önemsiyorlar ise..

Şimdiden..

Aynı kurucular başka bir vakıf kurup, faize bulaşmadan, kamu bankasını istismar etmeden, devletin arsasına göz dikmeden, ulvi gayelerle çalışmaya hemen başlayabilirler.

Kimsenin vakıf kurmasının önüne, set çekilmiş değildir..

Düzgün şekilde vakıf çalışması yapılmasının önüne, kimse engel çıkartıyor değildir..

Faizli işler, bankalı işlemler, vakfa konulan paranın çok ötesindeki rakamlarla devletten imkanlar sağlanarak faaliyette bulunulması, vakıf kavramını da iğfal edecek bir hadsizliktir..

Kimse, “vakıf” kavramını istismar ederek, kendi dünyevi ihtiraslarını gerçekleştirmeye çalışmamalıdır..

 

Ali Karahasanoğlu Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle