Zeytinyağlı yiyemem
Yakın tarihimizde yaşadıklarımızı kısa bir hatırlatma yaparak emperyalizmin insan algısında oluşturduğu depremden bahsetmek istiyorum. Yaşadığımız sarsıntının etkisi hâlâ hissedilse de şükür ayakta durmayı başarabiliyoruz artık.
Memleketimiz dünya cenneti denecek kadar güzellikleri ve zenginlikleri olan bir bölgede. Dünyanın nerede ise ortasındayız. Düşmanı ve göz koyanı bol olan bir beldede yaşıyoruz.
Üstat Mehmet Şevket Eygi sık bahseder ve der ki, “Japonlar savaşta her şeylerini kaybettiler imparatorlukları ve yazılarına dokunulmadığı için de hâlâ dünya devleri arasında kalmayı başarıyor. Biz kurtuluş savaşındaki gösterdiğimiz başarıyı devam ettirebilseydik ve yazımıza, kültürümüze, dinimize sahip çıkabilsek ve Osmanlı dedelerimize ihanet etmeseydik bugün böyle bir savrulma yaşamazdık.”
Değerli dostlar makalemin başlığı ile üstadımızın bu tesbiti arasında ne ilgi var diyebilirsiniz. Bugün bu ilgiyi biraz aşarak sadece dinimiz ve kültürümüz değil yediklerimiz içtiklerimizle de oynanmış.
Birileri ya da üst akıl ve iç ve dış düşman dediğimizde bazı çatlak seslilerin de bu ayrıntıya dikkat etmeleri gerekiyor.
Türkülerle, ezgilerle, nutuklarla vesselam her yolun mübah olarak kabul edildiği vasıtalarla halkımız uzun yıllar uyutulmuş ve gerçekler de unutturularak yaşamak zorunda bırakılmıştır. Türküde zeytin yağı yiyemem ama derken basmada fistan giyemem diyerek bir algı operasyonuna maruz bırakılıyoruz aslında.
Bugün bildiklerimizi o gün bilsek muhakkak itirazımız olurdu. Yıllarca bize yutturulan yağlar kaçımızı telef etti. Ya da sentetik giydiklerimizle hangi marazlara muhatap olduk. Elimizde bir istatistik yok ama bugün bilinen gerçekler içimizi acıtıyor.
Yediklerimizin içtiklerimizin sağlığımızla ilgisini yakinen bilen bir hekimim. Özellikle katı yağların kalp ve damar sistemimizde meydana getirdiği zararlar bugün tüm çıplaklığı ile meydanda. Tereyağ ve zeytinyağı ise tam bir sağlık iksiri.
Bir dönem tüm bu gerçekler tukaka olmuş.
Benzer durumlar yöneticilerimizle ilgili de yaşanmadı mı?
2001 krizinde dışardan ithal edilen kurtarıcının karşısında elleri önde kavuşarak öne eğik duran idarecilerimizi bir hatırlayalım.
Ya da biraz daha geriye gidelim Amerika başkanının karşısında el bağlayarak yaver gibi duran yöneticimiz aklımıza gelsin.
Nereden nereye misali. Kudretli dedelerimizin bir bakışı ile hizaya gelenler şöyle ya da böyle başarılı oldular. Koskoca bir imparatorluktan kalanları ise uyandırmamak için türküler düzdüler. Uyutmanın yeni bir sürü yolunu bularak da kökümüze kibrit suyu dökmeyi denediler.
Gerçeklere bu perspektiften baktığımızda kolaycı bakış diyenler bir daha baksınlar. Din, kültür medeniyet gibi değerlerimiz nasıl bir bir yok edilmiş belki kör gözleri yerine, burun delikleri yayılan kokuları alır ve hisseder.
Son 30 yıla son 20 yıla ve son 10 yıla kronolojik olarak aklıselim bir bakışa ne dersiniz. Artıları ve eksileri alt alta bir toplasak sanırım gerçekler karşımıza daha net çıkar. Aklıselim sahiplerimizin sayısı da artar diyelim.
EDEP YA HU
Kelamı kibar bir söz anlayana. Anlamayana ise davul zurna az.
Ülke gündemi günlerdir yine beyhude şeylerle meşgul durumda. Dünya, aya yıldıza doğru yol alırken biz yine içerde adaba, iz’ana, ahlaka, insafa sığmayacak suni gündemlerle birbirimizi yeme gayreti içerisindeyiz.
Gaflet ve dalalet çukuruna saplanmış, topluma önderlik yapması gerekenler bir damla su içerisinde yine fırtına koparıyorlar.
Eşref’i mahluk olarak yaratılmış insan denen varlık, edep ve haya gibi frenlerini aşındırmışsa, vay halimize dedirtecek rezillikler ve kepazeliklerin merkezi haline gelerek esfele safiline doğru yolculuk yapmaya başlayabiliyor.
Nefis ve şeytan ise bu yolda yalpa yapmamız için elinden gelen her türlü yanlışı yaparak edep dışı yan yollara sapmamız için fırsat kollar. Beynimizde bulunan bazı merkezler de bu yolculuğun navigasyonu rolü ile yalpa yapmamızı engellemeye çalışır.
Bu kadar korunaklı ve mükemmel olduğu halde bazen ağzımızdan çıkanı kulağımızın duymamasının sebebi ne olabilir ki? Kişi kendine yakışmayan sözler sarf ederek toplum karşısında niçin rezil duruma düşer? Ya da kaş yapayım derken gözünü niçin oyar? Sorular çok.
Ülkemizde bakan seviyesine kadar yükselmiş, edep ve haya timsali bir hanımefendiye son günlerde reva görülen affı mümkün olmayan bir benzetmenin açtığı yara tüm dünyada aklıselimi incitti. İnsanlık bir ve bütün oldu. Her dilden her dinden tepkiler ile sağır olmayanlara haykırdı.
Bu menfur ve ancak sahibine yakışan saldırıyı şiddetle kınıyorum. Lanetliyorum. Hemşehrisi olmaktan gurur duyduğum sayın bakanıma da kem söz sahibine aittir diyerek sabır ve metanet temenni ediyorum.
Kötü sözün sahibinden beklenirdi ki; Haddi aşan amacını taşan bir açıklama için özür. Ama şu’u vukuundan beter bir açıklama geldi. Rabbim Akledenlerden olmamızı nasip et. AMİN.
İçerden, dışardan pek fark etmiyor. Edepsizliğin zirve yaptığı duruş ve davranışlar ne kadar utanç verici. İnsan gibi bir eşrefi mahluk yaşanılan gerçek olaylar karşısında nasıl da hâlâ birbirinin yüzüne utanmadan bakabiliyor. Ya da bakabilecek?
Bugünlük de bu kadar, kalın sağlıcakla.







