--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Tıp doktoru aynı zamanda hekim olmalıdır

Ali Akben
Ali Akben
0

Değerli okurlarım,

Makalenin başlığına biraz derinlemesine bakmayanlar, ne demek istediğimi ilk anda anlamayabilirler.

Yarım asra yaklaşan meslek hayatımda edindiğim tecrübelerden süzdüğüm bazı düşünceleri sizlerle paylaşmak istiyorum.

Öncelikle bir kavram kargaşasını ortadan kaldıralım. Doktor olmak başka, hekim olmak başkadır.

Yükseköğretim kurumlarından mezun olup doktora eğitimini tamamlayan akademisyenlere de doktor unvanı veriliyor. Tıp eğitimini tamamlayanlar da doktor unvanını alıyor. Ancak doktor unvanına sahip olmak, iyi bir hekim olmak için tek başına yeterli midir?

Ülkemizdeki tıp fakülteleri her yıl binlerce doktor yetiştirerek sağlık ordumuza önemli katkılar sağlıyor. Devletimiz sağlık sistemine ciddi yatırımlar yapıyor. Buna rağmen sağlık sistemimizin mükemmel olduğunu iddia edemeyeceğimize göre, üzerinde düşünmemiz gereken bazı eksiklikler var demektir.

Peki, nerede hata yapıyoruz?

Tıp eğitimi süresince akla hayale gelmeyecek kadar ayrıntılı bilgiler öğretiliyor. Hastalıklar, ilaçlar, laboratuvar değerleri, anatomik yapılar ve tedavi yöntemleri üzerinde yıllarca eğitim alınıyor.

Ancak insan ilişkileri, hasta psikolojisi, empati, iletişim ve tıbbın temel felsefesi gibi hekimliğin olmazsa olmazları yeterince öğretilebiliyor mu?

Çoğu zaman bunları meslek hayatımız boyunca yaşayarak, gözlemleyerek ve tecrübe ederek öğreniyoruz.

Bir başka açmazımız ise uzmanlaşma sistemi.

Tıp doktoru unvanını aldıktan sonra 4-6 yıllık bir ihtisas süreciyle belirli bir alanda uzmanlaşıyoruz. Elbette uzmanlaşma modern tıbbın vazgeçilmez bir gereğidir. Ancak yalnızca kendi uzmanlık alanına odaklanıp hastayı bir bütün olarak değerlendirememek de önemli bir handikaptır.

Bir başka ifadeyle, ağacın yapraklarını incelerken ormanı gözden kaçırabiliyoruz.

Yarım asra yaklaşan meslek hayatımda edindiğim en önemli tecrübelerden biri şudur:

Hekimin görevi yalnızca hastalık teşhis etmek ve ilaç yazmak değildir, olamaz da!

Hekim, hastasını bir bütün olarak değerlendirmek zorundadır.

Ayrıntılı bir muayenenin yanında hastanın uyku düzeni, beslenme alışkanlıkları, sosyal ilişkileri, stres düzeyi ve yaşam tarzı da sorgulanmalıdır.

Hasta hekim arasında güvene dayalı bir ilişki kurulmadığında verilen tavsiyelerin hayata geçirilmesi de zorlaşıyor. Hastanın yalnızca hastalığı hakkında bilgilendirilmesi çoğu zaman davranış değişikliği için yeterli olmuyor. Güven, iletişim ve hekim rehberliği ise bu sürecin başarısını artırıyor.

Peki, bütüncül hekimlik derken neyi kastediyoruz?

Öncelikle yanlış anlaşılmasın. Bütüncül yaklaşım, modern tıbbı, ilaçları ve bilimsel tedavileri dışlamak değildir. Tam tersine, kanıta dayalı modern tıbbi tedavileri sağlıklı yaşam alışkanlıklarıyla bir araya getirmektir.

Bunun için üzerinde durmamız gereken temel başlıklar var:

Düzenli fiziksel aktivite, sağlıklı yaşlanmanın temel şartlarından biridir.

Düzenli uyku: Uyku, yalnızca dinlenmek değil, bedenin ve beynin kendisini yenilemesidir.

Sağlıklı beslenme: Dengeli ve kişiye uygun beslenme alışkanlıkları birçok kronik hastalığın önlenmesinde önemli rol oynar.

Sosyal ilişkiler: Aile, arkadaş ve toplumla kurulan güçlü bağlar ruhsal ve bedensel sağlığımızı destekler. Yalnızlık ve sosyal izolasyon ise sağlık açısından önemli riskler taşır.

Stres yönetimi: Stresle başa çıkmayı öğrenmek gerekir. Düzenli hareket, kaliteli uyku ve gevşeme teknikleri bu konuda önemli araçlardır.

Zararlı alışkanlıklardan uzak durmak: Sigara ve diğer zararlı alışkanlıkların terk edilmesi sağlıklı yaşamın vazgeçilmezidir.

Meslek hayatım boyunca hastalarıma modern tıbbın imkânlarıyla tedavi sunmanın yanında, günlük yaşamlarını iyileştirecek pratik bilgiler vermeyi de önemsedim.

Fonksiyonel tıp, bütüncül tıp ve bilimsel kanıta dayalı tamamlayıcı tedavi yaklaşımlarını değerlendirirken de temel ilkem hep aynı oldu: Önce zarar vermemek!

Elbette her yeni yaklaşımın bilimsel dayanağını sorgulamak, faydasını ve risklerini değerlendirmek gerekir. Hiçbir yöntemi mucize olarak sunmadan, modern tıbbın yerini almasına izin vermeden hastanın yararına olan imkânları değerlendirmek önemlidir.

Sonuç olarak doktorluk bir unvandır, hekimlik ise bir anlayış ve sorumluluktur.

İyi hekim yalnızca hastalığı değil, hastayı tanır. Yalnızca bugünkü şikâyeti değil, o şikâyete zemin hazırlayan yaşam koşullarını da anlamaya çalışır.

Unutmayalım ki hastalıkları tedavi etmek kadar sağlıklı insanları korumak da hekimliğin görevidir.

Yarım asra yaklaşan meslek hayatımdan çıkardığım en önemli sonuç şudur:

Tıp doktoru olmak için tıp eğitimi almak yeterlidir. İyi bir hekim olmak için ise insanı tanımak, anlamak, dinlemek ve mesleğini vicdanla yapmak gerekir.

Kitap tanıtımı

Ünlü romancı Ali Erkan Kavaklı,

İslam Birliğinin Mimarı Yavuz Sultan Selim

adlı eserinde Osmanlı tarihinin en önemli dönüm noktalarından birini daha romanlaştırdı.

Kitap, Yavuz Sultan Selim’in İslam dünyasında siyasi birliği sağlama idealini ve Osmanlı Devleti’ni büyük bir cihan devletine dönüştüren tarihî gelişmeleri anlatıyor.

Bir yanda Anadolu’da birlik ve düzeni tehdit eden Şah İsmail ve Safevî hareketi, diğer yanda Osmanlı’nın bekası ve İslam birliği için mücadele eden Yavuz Sultan Selim…

Bu tarihî yolculuk, okuyucuya yalnızca bir hükümdarın hayatını değil, bir milletin ve medeniyetin kaderini değiştiren mücadeleyi de sunuyor.

Kitap Gülhane yayınlarından çıktı.

02124911903

[email protected]

 

Ali Akben Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle