Yüz felci
Yüz sinirinin kulak kanalının içinden geçtiği bölgede sıkışmasına bağlı olarak gelişen ve yüz-göz kaslarının geçici bir süre çalışmasının durması ile giden bir hastalık. Sebebini tam bilmediğimiz bu hastalığın tedavisi genellikle yüz güldürücüdür.
Yüz felci hastalığı genellikle tedaviye hızlı cevap vererek bir iki ay içinde tama yakın düzelir. Nadiren süre uzayarak bazen altı hatta bir yıla kadar da iyileşme süreci devam edebilir. Tedaviye direnç gösteren hastalar ise tamamlayıcı tedavi yöntemlerinden yararlanmak için çeşitli vesilelerle beni bulurlar.
Dün de böyle bir hasta geldi. Ahmet bey 40 yaşında ama biyolojik yaşından daha yaşlı, yıpranmışlığı yüzüne yansımız bir kişi. İki aydır sol tarafında yüz felci olduğunu ve iyileşme sürecinin henüz başlamadığı için de oldukça tedirgin olduğunu aktararak konuşmasına başladı. Yüz felci sebepleri ile ilgili bilgi alırken Diyarbakır’dan geldiğini söyleyince bölge ile ilgili bilgi almak ihtiyacı hissettim.
Basından bildiğim duyduğum kadarı ile bölge hakkında sorularımı tedavisini ayarladıktan sonra sormaya başladım. Enteresan bilgilerdi, aktardıkları. Sur’da oturuyordu. Sıhhi tesisatçılık yapıyordu. Bölge insanının halen tedirginliğinin devam ettiğini ve bizim dışardan duyumlarımızın çoğunun doğru olmadığını söylüyordu.
Yerli halkın devlete olan güven duygusunda ciddi bir sorunun devam ettiğini anlattıklarından anladım. Kuşku devam ediyordu. Devletimizin kucaklayıcı ve koruyucu şemsiyesinin altında toplanmak gerektiğini anlatmam ve güvenlik güçlerimize yardımcı olmaları ile ilgili telkinlerim kısmen karşılık bulsa da, daha yapılacakların olduğu da bir gerçekti.
Yıkılanı tamir etmek yetmez gibime geliyor. Devlete güven noktasında el ele gönül gönüle köprüler ancak çözüm olabilir. Kucaklamak sarılmak ve en önemlisi de manevi bağlarımızın kopan iplerini yeniden tamir etmemiz sabır ve sebat göstererek içerdeki hainlerin ekmeğine yağ sürmemeye azami dikkat etmemiz gerekiyor.
İnadına kardeşlik değerli dostlar. İnadına birlik beraberlik. Tefrikaya, ayrılığa, nemelazımcılığa tahammülümüz yok. Bir adım atmak için başkalarından bir hamle beklemek yerine kendimiz bir adım atarak işe başlayalım diyorum. Hamasetten uzak gerçeklerle yüzleşerek yolumuza konan tuzakları kalp gözlerimizle etkisiz hale getirerek bu sefer tamam inşallah diyelim.
Yerli yabancı ajanların cirit attığı bu bölgemizde düşmanların el ovuşturmaları bizi birbirimize kenetlemeli. Et tırnak olmuş bu millet her gün kurulan yeni tuzaklara düşmeden din bağının sağlam ipleri ile aydınlık yarınlara beraber yürümeli. Birlikten doğan kuvvet ile tarihe altın sayfalar yazmış dedelerimizin torunları olarak onların yüzünü kara çıkarmayalım.
BU ELBİSE BİZE DAR GELİYOR
Aynen öyle. Bize biçilen elbiselere sığmaz olduğumuz bugünlerde çember biraz daha daraltılarak iyice sıkıştırıldık. Doğru söyleyenin dokuz köyden kovulduğu günlerde yaşadıklarımız herkesin malumu. Kuzuyu yemeye niyet eden kurdun yaptıklarına bak.
Irak’a demokrasi ve insan haklarını getirmek için yola çıkanlar o günlerde körfezde boğulma tehlikesi yaşayan karabatakları satmıştı yiyenlere.
Afganistan için de ikiz kulelerde kendi milletinden binlerce insanı feda etmek için gözünü kırpmadan planlanan senaryoyu devreye sokmuştu.
Bugün de aynı değişen bir şey yok. Hedef Suriye’ye hak hukuk demokrasi getirme. Maske bu. Ömer Metin’leri kullanarak kendi halkına da anlatmakta zorlanacağı film sahnede. Daha önce izlemiştik. Bir daha izletiyorlar. Nasıl olsa film stüdyoları Hollywood’da değil. İslam coğrafyası açık stüdyo. Figuranlar da vuran da vurulan da kendine kâr. İki milli oyunu gibi hangi tarafa oynatırsan kazanıyorsun.
Nihai amaç ise ülkemiz. Bunu hiçbir zaman aklımızdan çıkarmayalım. Gözlerimiz kör de olsa kulaklarımız sağır da olsa burun deliklerimiz vazifelerini yapmıyorsa da aklımızla, kalp gözlerimizle, iz’anlarımızla ne olur görelim gerçekleri. Görelim ki oyunun figüranı olmayalım. Figüranlık bu milletin şanlı tarihinde hiç olmamış. Olmasın da. Bu günlük de bu kadar. Kalın sağlıcakla.







