Üst akıl ve birileri
Devletimizi idare edenlerin sıkça telaffuz ettiği bu iki kelime üzerinden vazife çıkaran zeka özürlülerimiz türemeye başladı. Neymiş efendim? Üst akıl dış güçler birileri vs. bizim büyüklüğümüze zımmen helal getirirmiş.
Tartışma programlarında konu gündeme getirilirken kullanılan beden dili tamamen art niyetlerle bezenmiş olmasa hak vermek mümkün ama velakin durum hiç de böyle değil.
Zekasından şüphe etmediğim ama aklının kıt olduğunu açıklamalarından kolayca anladığım ismi lazım olmayan bir akademisyenimiz de tam bu dille geçen akşam ahkam kesiyor esip gürlüyordu. Gayesi çok açık ve net.
Zor ve zahmetli günlerden geçtiğimiz, aklı olan her insanın ortak kabulü. Sadece bugün değil, ne zaman ayaklarımız üzerine dikelmeye başlasak, bir ve bütünlükten bahsetsek aynı akıbetle hep karşı karşıya kalmışız. Dün böyle idi. Bugün de böyle. Yarın da böyle olacak. Büyük olmanın, imanlı olmanın, seçilmiş olmanın belki de bir imtihanı bu.
Bizi mertçe göğüs göğüse vuruşmada yenemeyen ezeli düşmanlar karakterlerine de uygun olduğu için milletimizi hep sırtından hançerlemiş ve ayak oyunlarının her türlüsü ile de entrika üstüne entrikalar ile de oyun içinde oyunlar kurmuşlar.
Bunu bilmek ve bunu söylemek ne zamandan beri zaaf olarak algılanmaya başladı, gerçekten anlam vermek zor. Millet ve devlet düşmanlığının bu kadarına da pes.
Elbette oyun kurucu olmak için güçlü olmak gerekir. Devlet idaresinde de gerekli bir maslahattır. Biz de bugün ve geçmişte şanı ile şerefi ile oyun da kurmuş oyun da oynamışız. Ancak günümüzde gözlerimizin önünde cereyan eden gerçekler böyle değil maalesef.
Kalleşlik, entrika, belden aşağı vuruşlar ve namertlik işin içine girerse yaşanılanlar insanın zoruna gidiyor. Kanımızı donduracak tarzda gelişmeler hepimizin gözleri önünde. Kardeşi kardeşe düşman etmek, aile bağlarını iğfal ederek, babayı evladına düşman haline getirmek, din bağı gibi güçlü bir çimentonun içine gübre olmak daha bir sürü yaşadığımız gerçekler.
Bu herzeleri yiyenler kim? Bu sorunun cevabını ararken failler konusunda bazı açık gerçeklere vurgu yapmak ne zamandan beri zaaf olarak kabul görmeye başladı.
Ülkemizin teğet geçmeyi başardığı 2008 ekonomik krizinde sağduyulu bir akademisyenimizin samimiyetle aktardığı şu gerçeği hiç unutmam. “CEO’su akademisyen olan birçok şirketimiz küçük büyük depremlerle sarsılırken, yöneticisi akademisyen olmayan birçok şirket hiçbir sarsıntı yaşamadan bu süreci atlattı.” Akademisyenlik elbette değerli ama yetmeyebiliyor.
Gerçekler bizi incitse de, sağduyu sahibi olmak bu gerçekliği söyletebiliyor. Bazı meseleler ve ilmi mevzular kitaplarda yazdığı gibi seyretmeyebilir. Özellikle sosyoloji, psikoloji, tıp, ekonomi ve ilmi siyaset ve daha birçok ilim matematik kuralları ile işletilmeye kalkılırsa başımıza bela olabilir.
Hekimlik, sanat yönü ötelenerek sadece kitabi olarak uygulanmaya çalışılırsa gaf üstüne gaf yaparak hastayı ve doktoru zor durumda bırakabilir. Mesleğim gereği sıkça tecrübe ettiğim o kadar çok yaşadığım gerçek var ki, hangi birisi dedirtecek cinsten.
Olgusuz algılar
Ne kadar cömertiz bu konuda. Ha bire algı satıp duruyor koca koca ademler. Bu ayda şu olacak şu ayda bu olacak. Geleceği bilen sadece benim diyen bir Rabbimiz olmasa benim de inanasım gelen bir sürü senaryo.
Bizim meslekte de oldukça fazla rağbet gören bir durum bu. Ha bire hastalarımızı tedirgin edici duruş ve davranışlarımız var. Geçen bir hastamın gözlerine bakışım onu rahatsız etmiş. Bir sonraki gelişinde siz böyle bakmazdınız. Sanırım, siz de benden ümidi kestiniz deyiverdi.
Ben kimim ümit kesmek kim. Ama algı bu alınıp satılırken özgül ağırlığının ötesinde kişiye göre bir değeri oluyor. Dikkatli olmak gerek.
Sağlıkta en çok algı satılan yer neresi? Merak edenleriniz olmuştur. Elbette bilenleriniz de çok. En çok satış yapılan yer internet. İnternet öyle bir satış yeri ki, hiç ihtiyacın yokken bir sürü şeyi alıp sepeti doldurabiliyorsun.
Bu gerçeklikten olsa gerek. İnternet sitelerinin gözdesi olan kurumlar boy göstermeye başladı. Milyon dolarlarla el değiştirenleri de var. Her geçen gün de yenileri türüyor. Tamamen zekanın gücü ile oluşturularak pazarda ben de varım dedirten binlerce site doğal olarak en büyük zaafımız olan algı üzerinden bizi iğfal ediyor.
En küçüğünden en büyüğüne ne istersen saniyeler içerisinde ben burdayım emret derken biz farkında olmadan bir yerinden bizi kendisine bağımlı kılıyor. Tıpkı bir uyuşturucu gibi, önce kişiyi rahatlatırken zehirli iğnesinden kişi farkında olmadan şırınga ettiği ağusu ile işini de bitiriyor.
Buralardan uzak dur demenin vakti çoktan geçti. Atı alan çoktan Üsküdar’ı geçmiş değerli dostlar. O zaman buralardan sunulan her bilgiyi, algıyı iyi süzmeli ve sunulan olgularından da istifade ederken akıl süzgecinden geçirmeyi ihmal etmemeliyiz diye düşünüyorum.
Bugünlük de bu kadar. Kalın sağlıcakla.







