Siyah, beyaz
Siyah, beyaz dışında başka bir renk yokmuş gibi nerede ise her nesne ve oluşum birbirinin zıddı olan bu iki renkle piyasada satışa arz ediliyor.
Gökkuşağındaki renk tonlarından onlarca hatta yüzlerce renk cümbüşü üretmek mümkünken neden bu iki renk sorusunun doğrusu cevabını ben bilemiyorum.
Bugünün sorunlarının kökenini ben 100 yıllık cumhuriyetimizin kuruluş yıllarında iliklenen düğmelerinin yanlışına bağlarken, bazıları da Osmanlı dedelerimizin gerileme yıllarına kadar uzatabiliyor.
Her neyse biz asıl konumuza gelelim.
Seçim sathı mailine girdiğimiz bugünlerde yaşanılan garabetler birbirini aratır cinsten.
Dün ve evvelki gün ülkemizde iki nahoş hadise gerçekleşti.
İstanbul’da metrobüs kazası ve İzmir’de kurtuluş gecesi etkinlikleri üzerinden görüntülü ve yazılı basından ve sosyal medyada yazılan çizilenler.
Öncelikle İstanbul’a ve İstanbulluya geçmiş olsun diyor, kazada yaralanan vatandaşlara acil şifalar diliyorum.
Her şey çok güzel olacak sloganının cazibesine kapılan İstanbullunun seçtiği İmamoğlu için benim sükûtu hayalim Fazilet durağı safsatasına balıklama atlaması, kendisi için büyük bir fırsat olan Başakşehir Çam-Sakura Hastanesinin yolunu yapması için ödenek yokluğundan dem vurması, karda kışta İstanbullu yollarda perişan aç sefil başkanından yardım beklerken balık yemeye gitmesi, en son da metrobüs kazasında vatandaşın çektiği acıyı paylaşarak ben buradayım diyerek kazazede kardeşlerimizin yanında bulunamaması.
Örnekleri çoğaltmaya gerek yok.
Durum bu ve demek istediğim anlaşıldı sanırım.
Metrobüs kazası üzerinden görüntülü yazılı ve sosyal medya platformlarından yapılan ulu orta mesnetsiz hiçbir insani kalıba sığmaz açıklamaları ve yorumları görünce içim bir kez daha cızz etti.
Botlar, toplar, durumdan vazife çıkarıcı beşinci kolcular, troll ve fondaşların bu acı olay üzerinden piar yapmaya çalıştıklarına şahit olunca aman Allah’ım demekten kendimi alamadım.
Beyler, bayanlar ne oldu bize?
Ruhsuzluğun, alçaklığın, şerefsizliğin ve millet düşmanlığının da bir sınırı olmalı.
Bu ülkede yaşayanlar insani değerlere bu kadar duyarsız olmamalı. Acı üzerinden piar yapmak da ne demek.
Bu esfele nasıl gelindi.
Geçmişimizle övünürken mangalda kül bırakmayanlar dönüp aynalara baksın. İçinde kalmışsa insanlığından biraz utansın ve kendine çeki düzen versin.
Birkaç cümle ile İzmir’ın kurtuluşunda yaşanan rezaletlerden de bahsedeceğim.
Askerliğini İzmir Güzelyalı hava hastanesinde yapan ve bir yılı aşkın bir süre de İzmir’de ikamet eden bir hekim olarak İzmir’de yaşayan dostlarımla irtibatım devam ediyor.
İzmir’de yaşayan bir dostum, “İzmir nasıl?” soruma, “aradan geçen 33 yıla rağmen köy olmaktan kurtulamadık” demiş ve CHP zihniyetinin çağın gerisinde inadım inat duruşundan örnekler vermişti.
Yadırgamadım.
Kurtuluş gecesi için düzenlenen alanda sökülen ağaçlardan bahsedildi.
Yalanlanmadı.
Üç-beş ağaç için İstanbul’u günlerce yakıp yıkanlardan bir tepki de göremedim.
Kurtuluş gecesinde konuşan başkanın Osmanlı dedelerimiz için ağzından çıkan kelimeleri kulağı duydu ve tasdik ediyorsa bir kez yuh olsun.
Yok, ben duymadım diyerek topu taca atarak meydanda toplanan azgın trolleri mutlu etmenin sarhoşluğu içerisinde ne dediğimi bilmiyorum diyorsa yüz kez yuh olsun.
Yunan’a kızmaya hiç gerek yok. İçimizdeki Yunan ruhlulara kızalım.
Hiçbir şeyden haberi olmayan okumuş diplomalı cahillere merhum Kadir Mısıroğlu’nun Yunan Mezalimi kitabını okumalarını salık verelim.
Sosyal medyada atıp tutmak kolay.
Nasıl olsa doğru yanlış demeden her şeye maydanoz olmaya gönüllü azgın azınlığın azımsanmayacak kadar mebzul olan topu, botu ve LGBT’lisi var. Hem de çok organizeler ve işaret bekliyorlar. Yalan tüccarı birinin işkembesinden bir gaz çıksın balıklama atlayan uzun atlayıcılar hazır kıta bekliyorlar.
Atla komutuna bile gerek yok.
Bu haftalık da bu kadar.
Kalın sağlıcakla.







