Nereden nereye…
Haftalık makalelerimle tanışık olduğum dostlarım çok iyi bilirler ki, devletimizin ve milletimizin hayrına olan bildik hatırlatmalarla amme hizmeti vermeye çalışıyorum. Makalelerimde ithamlı kelimelerle suçlama ve yaftalama gibi bir tarzdan farklı olarak içinde şahsımın da olduğu çoğul zamirler kullanarak çuvaldızı başkalarına batırırken kendimi de iğnelemeye gayret ediyorum.
Son haftalarda yazdığım makalelerimin içeriğinden olsa gerek mail adresime düşen mektupların sayısı oldukça arttı. İçerikteki genel tema, içinden geçtiğimiz süreçle ilgili yaşanan mağduriyetler.
Bir yerlerde yanlışlar olmasa bu kadar yoğun yakınma olmaz. Mağdur olan insanlarımızı savunmak, hakimlik veya savcılık yapmak gibi bir niyetim elbette olamaz. Ancak doğru söyleyenin dokuz köyden kovulması gibi bir duruma da düşmemeliyiz.
Malum süreç gün geçtikçe içinden çıkılmaz bir hal almaya doğru gidiyor. İzler çok karışık, oluklar iç içe, hayır ve şer algısında da kafalar bulanık. Böyle zamanlarda doğru yerde durmak ise oldukça zor. Yumruk yemiş boksör gibi şaşkın halde birçok insanımız. Doğru nerden başlıyor? Nerde bitiyor? Kime göre, neden, niçin ve nasıl doğru? Sorular çok tatmin edici doyurucu sağlıklı cevaplar yok.
Kafalarımızda sayısız benzer sorular da cabası. Görmeyen insanın fil tarifi yapması gibi durduğumuz ve dokunduğumuz yeri tarif ettiğimizin farkında olmadan başkalarını suçlama yarışına girmişiz. Doğruyu konuşmanın bedelini ödememek için suya sabuna dokunmadan pislik içinde yaşamayı kendimize reva görebiliyoruz.
Eskiden insanlarımızın iki yüzü vardı. Resmi ve gayrı resmi diyebileceğimiz bu iki yüzle yaşarlardı. Bazen laik, bazen Kemalist, bazen şucu, bucu… idik ama omurgalarımız bu günlere göre daha dik ve sağlamdı. Saf ve temiz insanlarımız birbirini gözlerinden tanır ve herhangi bir soruşturmaya mahal vermeden ferasetlerimizle doğruyu yanlışı az hata payı ile görebilirdik.
Bugün için aynı şeyleri söylemek maalesef pek mümkün değil. Mercedes görünümlü hacı muratlarımız ziyadesi ile çoğaldı. Mangalda kül bırakmazken yaşam tarzımızla taklit ettiğimiz batının maskarası olanlarımız etrafta cirit atıyor. Sonradan görmeler bir tarafta, her yönü ile gurmeler başka bir tarafta noldum delilerimiz çoğaldıkça çoğaldı.
Bu aziz millet daralmış bunalmış bölünmüş parçalanmış itilmiş kakılmış ama zillete hiç düşmemiş ve eninde sonunda doğruya vasıl olabilmiş. Yeis yok. Ümitvar olmak Efendimizin bize tavsiyesi. Önümüzdeki güzel günlerin çorbasına tuz olabilirsek her iki dünyamızda da kazanan olabiliriz.
Yağcıların boyacı ve cilacıların cirit attığı ve ortalığın güllük gülistanlık olarak pazarlandığı bu günlerde akl-ı selimlerimizin rehberliği doğrultusunda mevcut yanlışlıkları ve hataları izhar ederek ümmetin üzerindeki farz-ı kifayeyi eda edenler olalım. Yoksa zaman çok çabuk geçiyor. Günler ayları ve yılları kovalıyor. Son pişmanlıktan medet ummayalım.
Önümüzde yine sandıklar var şükür. Bu milletin tek kurtuluş yolu sandıklar. Mahkemede şaşsa da yolunu yordamını bulmakta zorlanmıyor. Seçimlerin yapılamadığı dönemlerde başımıza örülen çorapların yaşattığı stres ve sıkıntıları unutmamız mümkün mü?
367 Sabih vakası gibi onlarca yüzlerce garabet hiç unutulabilir mi? Maç ortasında kuralların değiştirilerek maç başında maçın sonucunu ilan edenler de içimizden çıktılar maalesef. Önümüze yine sandıklar geliyor şükür. Ak ile karaların müsabakasında halkımız kullanacakları reylerle doğru kararı da verecek inşallah.
Yeter ki, fırsat kollayıcı ihanet odaklarının dolduruluşuna gelmeyelim. Birlik ve bütünlüğümüzü zedeleyici kırıcı zülfü-yare dokunacak eylem ve söylemlerle kafa göz yarmadan 17 Nisan sabahına çıkalım.
Dedikodu kazanında referandumun yapılamayacağı şeklinde tezgâhlanan hayal tacirlerinin heveslerini bir kez daha kursaklarında bırakalım. Halkın reyinin değerinin olmadığı dönemlerde dipçiklerle hizaya getirilmenin travmasını büyük oranda atlattık.
Bugünlere gelişte yaşanan acı tecrübelerden istifade ettiğimiz sürece geriye dönüş yolu tıkandı şükür. Su uyur düşman uyumaz atasözü kulaklarımızda küpe olarak kalsın.
Bizi yok etmek isteyenler aramızdaki muhabbet macunundan nasiplenerek sırat-ı müstakimde saf tutsun. Ufkumuz aydınlık. Tanyeri ağarıyor. Gün birlik günü. Birlikten doğacak kuvvetin rahmeti hayallerimizdeki ideallere bizi taşıyacaktır. Ey vefakâr milletim! Duyduk duymadık demeyin. Dedelerimizin bıraktığı yerden haydi yeniden Bismillah.
Bugünlük de bu kadar. Kalın sağlıcakla.







