--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Kutül Amarelere hazır mıyız?

Ali Akben
Ali Akben

İngiliz gavuruna karşı kazandığımız bu savaşın üzerinden 101 yıl geçti. Bu savaşı halkımıza unutturanları kınıyor, hatırlatarak millete moral ve motivasyon desteği olanlara da teşekkür ediyorum. 

“Gavur aynı gavur da biz aynı Osmanlı mıyız” sorusu günlerdir beynimin içinde. Bir türlü cevabını da veremiyorum. Tarih elbette tekerrür edecek ve yazılı tarihten ibret alanlar yeni oyunlara gelmeyerek yeni tarihler yazacak.

Milyonlarca kilometrekare topraklardan sıkıştırılarak yerleştirildiğimiz Anadolu’yu bize çok görenler iyice işi zıvanadan çıkarttı. Suyu bulandırdıkları yetmiyormuş gibi yaftaladıkları suçlar ile çileden çıkmamızı bekliyorlar.

Gavur gavurla dost ve kol kola. Adeta “küfür tek millettir” ayetini hatırlatıyor. Müslüman ise Müslümanla düşman ve ayrık otu misali her kafadan bir avaz. Dışarda içerde dost görünümlü yaratıklarla iç içe yaşıyoruz. Tarihimize baktığımızda günümüzdekilere benzer durumlarla da hep içi içe yaşamışız. Koynumuzda beslediğimiz yılanlar tarafında sık sık sokulmuşuz.

İnsan tabii ki bilerek koynunda yılan beslemez ve böyle bir yaşamı tercih etmez. Dini terminolojide hüküm zahire göre verildiği için de yanılabilir. Ana omurgamızı dikleştirerek  sağlamlaştıran din bağımızdan yeteri kadar nemalanmadığımız dönemlerde dağılıp parçalanıp yutulmuşuz. Arada kendimize gelerek toparlanma dönemlerinde de fitne, fesat, hıyanet, ihanet virüslerinin saldırısı ile beyin hücrelerimiz dumura uğratılmış.

Tespitlerime sizler onlarca ilaveler yapabilirsiniz. Çoğunun altına ortak imza atabileceğimiz çok fazla yaşanmış gerçeklik var. Tarihi tecrübelerimizi işin içine katarak meseleye bakarsak işimizin kolay olmadığını kolayca anlamamız mümkün olur.

Evvelki hafta yapılan referandum ile yeni bir yönetim tarzını millet olarak benimsedik. Bundan sonra gerçekten hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağına gönülden inanıyorum. Sebebine gelince değişimin kurtuluşumuza sebep olabileceğine olan inancım. Yeni Türkiye algısı bile ihanet odaklarının uykusunu kaçırdığına göre bu inancımda da haklı olduğumu düşünüyorum.

Önümüzdeki günler, ramazan iklimi ile daha güzel olsun derken bile, kartlarını kapalı oynayanların oyununa gelmemek için devletimiz artık açık oynuyor. Böyle kalleşçe bir oyunda dürüstlük sıfatını ismimizin başında taşıyabilmemiz zor olsa da ülke olarak oynanan oyunlara mertçe karşı duruşumuzu devam ettirerek zalimleri kazdıkları kuyularda boğalım diyorum. 

Tam yıkıldı, dağıldı, parçalandı ya da bitiriyoruz derken yeniden dirilişimiz ile hain güruhun kalbine indirdiğimiz korkular kararlı ve vakar duruşumuzu sabır ve sebat ile devam ettirebilirsek ecellerinden önce ölümlerine sebep olabilir.

Bu kadar açık ve samimi duruşumuza düşmanlık ederek sabrımız zorlanmaya devam edilirse; ki, edecek gibi gözüküyor bu şartlarda unuttukları yeni Kutül Amarelerle nefsi müdafaa hakkımızı kullanmaktan başka bir yol kalmıyor.

Zalimler istemese de Rabbim nurunu bu vefalı milletin elinden tamamlasın duasına AMİN diyelim. İyi çalışırsak olmazlar olur. Ölmez denenler de ölür. Kün fe yekun gerçekliği tarihte birçok kez tekrar etmiş.

Medyada zuhur eden depremler

Depremleri sadece yer ve gök hareketleri oluşturmaz. Bazen içimizdeki ve dışımızdaki faylar da çeşitli sebeplerle harekete geçerek depremlerle bizleri sarsabilir.

Amacım elbette deprem dersi vermek değil. 

İnsan ve cin şeytanları tarafından üretilen virüsler pis olmasalar da mide bulandırabiliyorlar. Kin, garaz, nefsani heva ve hevesler, haset gibi insani zaaflar şuu vukuundan beter durumlarla karşılaşmamıza zemin hazırlayabiliyor. Bunun sık örnekleri siyasette, ticarette, hukukta vesselam insanın ve şeytanların olduğu her yerde zuhur edebilir.

Yazarak insanlara bildiklerimizi, tecrübelerimizi aktarmak elbette hoş bir duygu. Aynı zamanda kalıcı etkileri nedeni ile iki dünyamız için de faydalı. Emr-i bil maruf ve nehy-i anil münker de inancımıza göre farz.

Böyle güzel yönlerinden yararlanmak varken, kalemlerimizle ayrılık tohumları ekip, fırtınalar biçersek ne kötü bir duruş olur değil mi?

Tam birbirimize kenetlenerek birlik ve bütünlük mesajları ile toplumsal mayaya muhabbet katmamız gerekirken birbirimizi yememizi doğrusu anlayamıyorum.

Melekut alemini kıskandıran da insan. “Esfel-i safilin”i dünyada iken tercih eden de insan. 

Son günlerde basında çıkartılan suni savaşı insanlarımız nefretle ve hayretle takip ediyor. Sen ben davasına dönüşmüş ve tamamen ilkel refleksler tarafından yönetilen bu duruştan vazgeçilmeli.

Toplumumuzda kalitesi ve omurgalı duruşu ile ağırlık kazanmış mümtaz insanlarımıza bel altı vuruşlar yapan yaratıkları bu toplum affetmez. Hesap günü gerçek hesap görücü de affetmez.

Doğruları söylemenin zor olduğu bu zor günlerde tüm riskleri göğüsleyerek sadece gerçekleri yazan ve sayıları her gün azalan insanlarımızı tekfir etmek yerine anlamaya çalışmamız ümmetin menfaatine diye düşünüyorum.

Bugünlük de bu kadar.

Kalın sağlıcakla.

 

Ali Akben Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle