İnsanlığın cılkı çıkarsa
Değerli okurlarım, bugünleri de mi görecektik denen günlerin tam ortasından geçiyoruz.
İletişim çağının artılarından elbette yararlanıyoruz.
Amma velakin; bu nimet, insanlığın cılkını çıkarttığı için günümüzde tüm toplumların püsküllü belası olmak gibi bir garabeti yaşatınca ister istemez kaygılanıyoruz.
Nerede ise her alanda 180 derecelik açı ile kendine taraftar bulan insanlar birbirlerine veryansın etmekle meşguller.
Bulduğu en ufak bir şey üzerinden yazılan senaryolar havada uçuşuyor. Hakmış, hukukmuş, adaletmiş, insanlıkmış hak getire.
Eşrefi mahluk görünümlü esfeller için omurgalı olmak, dik durmak nerede ise mümkün değil.
Durum bu olunca, freni patlayan araçların kontrolden çıkıp ortalığı toz duman etmesi gibi bir garabeti sureti insanlardan görüyor ve hayret etmekten başka bir şey de yapamıyoruz.
Özellikle sosyal medya ve özelde twitt âleminde bu yaratıklara mebzul miktarda rastlamak mümkün.
Sayıları fazla olmasa da çıkardıkları gürültünün fazlalığı ister istemez insan psikolojisini olumsuz etkiliyor.
Bir delinin kuyuya attığı taşı kırk akıllının çıkaramaması gibi bir durum var ve bu saçma özgürlüğün ellerinden alınmasına kaşı tepkiler ise sütten kesilen çocuk mızmızlığında ve gülünç duruma düştüklerinin farkında olacak kadar da bir akla sahip değiller.
Birkaç somut örnekle sorun daha iyi anlaşılır.
Kahraman ordumuzun Mehmetçiğinin kimyasal silah kullandığını iddia eden hekim müsveddesinin attığı iftira veya istikbalimize göz diken hainlerin İstiklal Caddesi’nde işlediği cinayet, hangi pencereden bakarsan bak fark etmez.
Açık seçik bir insanlık suçu işleniyor.
Sosyal medyayı işgal etmiş sayıları fazla olmasa da çıkardıkları gürültü ile durumdan vazife çıkarmakla görevli azgın azınlığın bu iki olayda bile tepkileri kimin kim adına çalıştığını açık ediyor.
Sükûtun altın olduğu bilindiği halde sözlere altın muamelesi yapılması da başka bir garabet.
Absürtlüğü tescilli asparagaslar üzerinden algı tüccarlığı daha ne kadar cennet vatanımda keriz bulacak doğrusu kaygı ile izliyorum.
Gün geçmiyor ki, yeni bir garabetle karşılaşmayalım.
Geçtiğimiz günlerde Irak seyahatimde kısaca bahsetmiştim.
Basra körfezinde tekne gezisi sırasında körfez savaşının acımasız yüzünü bir kez daha hatırladım. Amerika ve yandaşı İngiltere oluk oluk mazlum kanı akıtırken canlı yayın yapan BBC de devamlı körfezdeki petrol sızıntıları arasında yaşam savaşı veren karabatakları göstererek hayvan aşkından dem vuruyordu.
O günleri tekrar hatırlamama sebep olan Konya ilimizdeki köpek katliamcılarının acımasızca köpekleri katlediş görüntüleri ivedilikle sorgulanarak niyet ve amaçları hususunda sorgulanmalı diye düşünüyorum.
Seçilen il Konya olunca böyle düşünmek hezeyan değil.
Aksine aydınlatıcı olacağı için kimin eli kimin cebinde; kim, kim adına böyle bir garabetle durumdan vazife çıkararak yangına körükle gidiyor. Detaylı bir şekilde sorgulanıp hata yapanlardan hesap sorulmalı.
Eşrefi mahlûkat sıfatlı olmasına rağmen, sireti hayvan olan birisi ancak böyle bir vicdansızlığın sebebi olabilir.
Bu vicdansız konu mankeni olup, gayeleri arasında birlik hamurumuzu sulandırarak iç barışımızı bozmak olabilir.
Cennet vatanımda saygı adına bir zaaflı dönmeden geçtiğimiz de ayan beyan ortada.
Devletimizi idare eden, zor günlerinde gecesini gündüzüne katan bakanlarına ağza alınmayacak laflarla sataşan saygısız adam müsveddelerini gördükçe bu da mı başımıza gelecekti diyorum.
İnsanlıktan az da olsa nasipli olan birinin söyleyemeyeceği şeyler söylenince ister istemez kem söz sahibine aittir diyorum demesine de, bu hallere düşmüş yaratıklarla birlikte yaşamanın zorluğu da kaygımı artırıyor.
Devletin bir bakanına ismi ile hitap etmek en azından saygısızlığın daniskasıdır.
Şehit cenazelerinden algı ticareti en azından şerefsizliktir.
Terör örgütlerinin milli bütünlüğümüzü iğfal etme adına açık seçik yürüttüğü eylem ve söylemlerini amalı, fakatlı, veyalı kelimelerle hafifletmeye ve masumlaştırmaya çalışmak da alçaklığın ve vatan hainliğinin tescilli belgesidir.
Son sözüm de market terörüne olsun. Üç harflileri yeteri kadar birbirine vurduk. Vurmakta da çok ama çok haklıyız. Ancak gözden kaçırdığımız ve es geçtiğimiz bir husus var. Üç harfli olmayan marketler. İnternet üzerinden ucuzu pahalı satan marketler.
Ne olur bu konuda da hem tüketiciler hem de devletimiz radarlarını açsınlar ve dönen dolapları görerek neşteri onlara da vursunlar.
Benim başıma gelen basit bir olayı aktararak makalemi sonlandıracağım.
Üç harfli olmayan ve reklam pazarının en üstünde pazarlama yaparak ticareti efsaneleştiren(!), bitti gitti diyerek müşteri kızıştıran üç harfli olmayan marketlerin birinden, muayenehanem için tuvalet kâğıdı siparişi verdim.
Son günlerde yaşanılan garabetlerden dolayı aldığım markanın aynısını yakındaki bir bakkala sordum. Aynı ürün üç harfli olmayan internet markette 370 TL, yakınımdaki harfsiz bir bakkalda ise 270 TL.
Durum bu.
Harfler bizi aldatmasın.
Bu haftalık da bu kadar.
Kalın sağlıcakla.







