--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Herkes doktor

Ali Akben
Ali Akben

Mustafa bey muayene için odaya girdiğinde, “herkes doktor olmuş hocam” diye söze başladı ve devam etti. Baş ağrısından muzdarip olduğunu, internette sorunu ile ilgili sağlık sitelerden bilgi alma amaçlı göz atması ile de sorunlarının başladığını ilave ederek, makineli tüfek gibi konuşmasını sürdürmeye devam etti.

Konuya yakinen vakıf olan bir hekim olarak, anlattıkları bana hiç yabancı gelmiyordu. İlginç ama gerçek. Birçok hastam internetten bulaşan hastalıklarla ziyaretime sık gelir olmuştu. Bulaşıcı hastalıklarda ya da birçok hastalıkta “internetten bulaşma” diye bir madde henüz yok ama pek yakında klasik kitaplara bu madde ilave edilecek kanaati taşıyorum.

Herhangi  sağlıkla ilgili bir şikayet için “Google’a müracaat eden yanıyor” genellemesi yapmam kesinlikle abartı değil artık. Ağrı, halsizlik, çarpıntı, mide yanması, boğaz da gıcık gibi yüzlerce binlerce günlük sık karşılaşılan yakınmalardan birini anahtar kelime olarak arama motoruna yazan masum birisi, en olmaz bir hastalığı bu yolla kaparak dünyasını karartabiliyor. 

Kuyuya atılan bir taş, öyle bir yerine oturuyor ki; kırk akıllı onu çıkarmak için çabalasa nafile. Bir defa yer edip algı olarak satın alındı mı? Yandık. Sağlık bilinci yeterli olsun olmasın, fark etmiyor. Bu algıyı söküp atmak, gerçekten nerede ise mümkün değil.

Sağlık, değerini hiç bilmediğimiz öyle bir nimet ki, sevgili dostlar “aman” dikkat diyorum. Kaybedildiğinde; bunu anlamanın bir yararı da olmuyor. Hastalık algısı ile beynimize giren bir virüs sanki. Önce acabalarla bizi bir yokluyor. Sonra ihtimallerin en kötüsü ile moral değerlerimizi yiyen bir canavara dönüşerek ne kadar güçlü olursak olalım bizi yıkmasını; alt etmesini başarabiliyor.

Güçlü, kuvvetli, iradesine sahip zannettiğimiz koca koca insanlar, Donkişot’un gölgesi ile savaşması gibi hayali hastalık ya da hastalıklarla savaşmaya başlıyor. Hekimlerimiz süreci idare etmede yeterli donanıma ve tecrübeye sahip değilse, ya da risk almayı beceremiyorsa ölümden ölüm beğenmek durumuna düşmek işten bile değil.

Kuyuya atılan taş büyük ya da küçük fark etmiyor. Onu yerinden oynatmak çıkarmak için, bazen günlerimiz aylarımız maddi ve manevi birçok kayıp ile olan bize oluyor.

Ne yapalım da böyle zor çetrefilli bir yolculukla karşı karşıya kalmayalım sorusuna vereceğimiz cevap kulaklarımıza küpe olsun diyorum.

İnternet sitelerindeki hemen hemen her bilgi, ticari öncelik esasına göre tuzaklı ve mayınlıdır.

Sağlıkla ilgili bilgi verenlere ise “iki kere daha tehlikelidir” diye bakmamız gerekir.

Sağlık ve din konusu; yoruma çok müsait ve algılama ile ilgili yanlışlara bizi sık götürebiliyor.

Sütten ağzımız yanıp, yoğurdu üflesek bile; yine bir yerlerimizi yakma ihtimali oldukça yüksek..

Hekimlerimiz ve sağlık profesyonellerimiz bu ve benzeri sorunlara karşı teyakkuzda olmalıdır.

Devletimiz ne kadar tedbir alırsa alsın gözünü hırs bürümüş kişi ve kurumlar yeni tuzaklarla bizi zor durumda bırakabilirler.

Din ve sağlık gibi hassasiyeti yüksek meselelerde, tanıdık-bildik-yüz yüze baktığımız, bilgi ve tecrübesine güvenilen yerlerden yardım isteyebiliriz.

Sağlığımızla ilgili herhangi bir haberi okurken mayınlı arazide yürüyen bir asker gibi; aklımızı, ilmimizi ve hissimizi de canlı tutmalıyız.

Ulu orta, ufak-tefek yakınmalarımızda kendimizi sığaya çekerek, bir önceki günden başlayarak, son 24 saatimize göz atalım. Yediklerimiz, uyku kalitemiz ve yaşadığımız bir stres, bu yakınmalar için yeterli bir sebep olabilir. 

RÜŞVET BELASI

Son yıllarda insanlar arasında sık gündeme gelen sonuçları ile, bizi içimizden çürüten bir bela bu. Doksanlı yıllarda İstanbulumuz’da bazı belediyelerimiz, Peygamber Efendimiz’in bu konudaki hadis-i şerifini, açık alanda herkesin okuyacağı büyüklükte levha olarak asarak büyük bir hizmet ifa etmişlerdi. Şimdilerde hiçbir yerde göremez oldum. 

Devletimizi idare eden hükümetimiz, olmazların bir kısmını oldurdu. Birçok alanda dünyaya örnek oluyoruz. İhlas ve samimiyet hâlâ geçerliliğini koruyor ki, Rabbim birçok açmaz durumda, milletimizin ferasetini biz acizlere gösteriyor.

Oligarşik bürokrasi ise, kim olursanız olun “ben kendimi yedirtmem” inadı ile belimizi bükmeye devam ediyor. Devlet çarkının dişlileri arasında kalan samimi bürokratlarımıza Rabbim yardım etsin. İşleri gerçekten zor.

Eskiden sık hatırlarız. Göreve talip olmak; biraz ayıp, biraz da kişi için olumsuzluk olarak bilinir ve korkulur, kaçılırdı. Şimdi durum çok farklı. Kritik görevlere bile; yüzler binler, önünü sonunu düşünmeden talip olabiliyor.

Üstadımız Mehmet Şevket Eygi bey sık bahseder ve “kulağınıza küpe olsun” der. “Makam mevki hırsı; şehvet hırsından yetmiş kat daha fazla insanın başına beladır” diyerek, bazı tecrübelerini bize aktarır.

Evet dostlar; başkalarına suçlayıcı gözle bakmadan önce, aynaya bakmaya var mısınız? Bir dostuma benzer bir soru sorduğumda, çok rahatsız olduğunu hissettirmişti, beden dili ile.

Bendeniz; aynalardan sık yararlanmaya çalışan ve çok da faydasını gören tecrübeli birisiyim. Aynalar hemen her konuda, nerede ise hiç yalan söylemiyor. Yeter ki bakmasını bilelim. “Göre ne köre ne?” diye meşhur bir söz var. Görelim de; kısa ömrümüzü tatlı zehirlerle heba edip, ahiret yurduna azıksız gitmeyelim. Bugünlük de bu kadar. Kalın sağlıcakla.   

BAŞ SAĞLIĞI

Birlik Vakfımız’ın genel başkanı yakın dostum Mehmet Alacacı ağabeyimizin refikası hanımefendi Rahmeti Rahman’a kavuşmuştur. Ağabeyimize başınız sağ olsun diyor sabr-ı cemil niyaz ediyorum. Dostlar sağ olsun.

 

Ali Akben Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle