Hangi abla?
Değerli okurlarım, depremle yıkılan şehirlere ve binaların altından hâlâ çıkarılmayı bekleyen cansız bedenlere ulaşmak için gecesini gündüzüne katarak canhıraş çalışanlar yekvücut bir tarafta, öbür tarafta ise zoraki kurulan masa etrafında dönen dolaplar ve yaşanılan garabetler var.
Dağıldı dağılacak, kırıldı kırılacak, bir ayağı çukurda dediğimiz masa evvelki akşam ablamız tarafından tarumar edildi.
Hangi abla bu şimdiki acaba diye önce kendimden başlayarak soruyorum.
Hacı bacı abla mı?
Rabbiyesir görerek Fatihler keşfeden abla mı?
Yoksa milli görüşçü, muhafazakâr, liberal, bozkurt asena abla mı?
Yoksa evet yoksa yeni konsept Fetö ve ABD projesi yepyeni bir abla mı?
Önümüzdeki günler etraftaki toz duman dağıldığında hangisi olduğu daha iyi anlaşılır anlaşılmasına da biz yine de rezervimizi koyup bekleyip görelim derim.
Masayı devirmem diye diye devirince, umudunu masaya bağlayanlar tam bir şok içerisindeler ve şaşkın ördekler gibi sağa sola yalpalıyorlar.
Düne kadar yere göğe sığdıramadıkları ablalarını sokacak delik arıyorlar.
Altı benzemez bir masa etrafında kulağa hoş gelen okkalı laflarla hamaset ticareti için bir araya getirilmiş ve bir yıldan fazla bir sürede defalarca toplanarak ülke gündeminin ana eksenini kaydırmak için var güçleri ile çalıştılar.
Kısmen başarılı oldukları da bir gerçek.
Kelli felli insanlar ikna olmuş ve sağa sola köprüden önce son çıkış levhası asarak kitleleri yönlendirmişlerdi.
Kökü dışarda proje sahipleri, masa sakinlerini efsunlayarak yol haritasını ellerine tutuşturarak ben arkanızdayım dediği için bu günlere kadar gelindi.
İpi elinde tutanlar, yerli işbirlikçiler ve yandaşların marifeti ile süreci sabote etmek isteyenleri engelledi.
Sağduyulu yurttaşlarımız bu süreci tiyatro oyunu olarak algıladı ve bu mayanın tutmayacağına inandığı için süreci pek ciddiye almadı almasına da, çıkmamış canda ümit arayanlar için yeni bir heyecan yeni bir ümit olduğu da bir gerçek.
Atasözlerimizi hiç küçümsemem.
Hatta yol haritam olarak sıklıkla kullanırım.
Yaşananlar sürece uyan bir atasözümüzü hatırlattı bana.
Kedinin namusu fareyi görünceye kadardır.
Akıl ve irade, nefislere, duygulara bazen de başka insani zaaflara karşı galebe çalamaz. Kişi zaaflarının esiri olur.
Bu acınası durum eşref fıtratlı kişiyi esfele hatta daha da derin dehlizlere götürür.
Sayısız örneklerini mesleğim gereği bizzat müşahede eden bir yurttaşım.
Zayıf ve zaaflı yaratılan insanın nelerine şahitlik yapmış, hatta bu da olmaz dediğim birçok olmazın olurunu görmüşüm.
Siyasi bir kimlik ve kişiliğim olmamasına rağmen siyasette yaşanılan garabetlerde hep ilgimi çekmiştir.
Koalisyon dönemlerinde yaşadıklarımı nasıl unuturum.
Rahmetli Erbakan Hocamın ağır sanayi hamlesinde attığı temelleri meclis kürsüsüne getirerek şov yapan şovmenleri unutamam.
Anayasa kitapçığını başbakanlık makamına fırlatan cumhurbaşkanı görmüşüm.
Koalisyon ortaklarının günlerce hatta haftalarca ülke menfaatine bir işlemi sonlandıramadığı için devrilen hükumetler, cuntalar dipçikli kara günler görmüşüm.
Başka gördüklerim ancak yüzlerce sayfalık kitaplara sığar ama maksadım hasıl oldu sanırım.
Masa etrafındakilerin makyajlı şatafatlı gurur ve kibir abidesi duruşuna cafcaflı methiyeler yazan sureti insanları unutmam mümkün değil.
Üzülecek çok şey var aslında ancak son bir yılımızı eski Türkiye özlemi ile heba edenlere çok üzülüyorum.
Sırf Erdoğan düşmanlığından dolayı yalan dolan tüccarlığına soyunanlara da çok üzülüyorum. Utanmadan sıkılmadan vatandaşın gözünün içine bakarak vatandaşı enayi görenlere de üzülüyorum.
Özellikle deprem sürecinde acılı insanımız üzerinden siyaset yapanlar nasıl bir psikolojiye sahipler ve sırça köşklerinden sosyal medyayı kirletenlerin haleti ruhiyelerini de merak ediyorum.
Kendini tanıma bahtsızlığına sahip olduğum bir meslektaşım, sosyal medyada depremzedelere verilen sağlık hizmeti ile ilgili söylediği yalanlar benim uykumu kaçırırken onda nasıl bir duygu oluşturuyor onu da merak ediyorum.
Başka merak ettiklerim de var elbette.
Şeref ve haysiyet gibi insanın olmazsa olmaz kavramlarından nasibini alamamış, empati kültüründen bîhaber olanlardan bu millete ve memlekete fayda gelmez.
Oku adam ol derlerdi ancak okumak, akademisyen olmak, titr sahibi olmak insana kalite katar diye bilirdim.
Yanıldığımı itiraf etmeliyim.
Adam profesör olmuş ama adam olamamış.
Tıpkı babasını derdest ettirilerek huzuruna getirten vali gibi çok ama çok adam müsveddesi oturduğu koltuğun adamlığı ile övünen âdemler var.
Hâlbuki oturulan koltukları yüceltmek asıl adamlık.
Koltuk gücü ile kendini bir .ok zanneden müsveddelerden bu millet ve memleket çok ama çok çekti.
Kimi memleketi satmaya kalktı, kimi kriz dönemlerinde cebini doldurmanın peşine düştü, kimi de savruldukça savrularak ahir ömrünü harap etti.
Büyüklerin altından da değerli sözleri var. Kelamı kibar derler adına.
Ben de bir kelamı kibarla makalemi sonlandırayım.
Hüsnü hatime duası yapılır ve akıbetin hayrolması dilenir.
Akıbetimiz hayrola.
Bu haftalık da bu kadar.
Kalın sağlıcakla.







