Gündemin değişim hızı
Dünyada başka bir ülke var mı acaba, gündemi bu kadar hızla değişen.
Nerede ise her saniye yeni bir gündem.
Çok çabuk eskitiyoruz yeni olanlarını.
Değerli okurlarım, ön yargı hastalığının tedavisi günümüzde tedavi edemediğimiz hastalıklar kadar zor.
Çünkü düğme baştan yanlış ilikleniyor.
Ne kadar düzeltmeye çalışsan da sonuç pek değişmiyor.
Son aylar veya haftalar demeyeceğim. Son birkaç güne hatta saate göz attığımızda demek istediğim zaten anlaşılacak.
Gündemin değişim hızı böyle giderse saniyelerle ölçülmeye başlayacak.
İçeride konuşulanlar, dışarıda konuşulanlar.
Yıllarca bu millete kan kusturarak bacımın başörtüsüne musallat olanların yediği herzeler tazeliğini korurken Kayseri ve Tokat ilimizde yaşanılan iki olayla anladık ki, bu zihniyetten daha çok çekeceğimiz var.
Nerede ise on yıldır ülkemiz üzerinden başörtüsü düşmanlarının kara bulutları dağılmış, millet örtülü örtüsüz, birlik ve bütünlük içerisinde yaşarken Kayseri ilimizde kendini bilmez biri, durumdan vazife çıkarıp yeniden bu kara bulutu, “ben buradayım” diyerek milletin üzerine saldı.
Ne oluyor demeye kalmadı Tokat ilimizde de 30 Ağustos Bayramımızın resepsiyonunda birileri, devleti temsil eden vali beyle tokalaşmadan ve adeta dalga geçercesine bir lakaydilik ile yanındakilerle sanırım bir haltlar yemeye kalktılar.
Ama Türkiye eski Türkiye değil ki, yenilen haltlara sessiz kalsın.
Anında cevaplar verildi ve bu haltı işleyenlerden hesap soruldu.
Böyle bir atmosferin durumundan vazife çıkarıcılar, yıllardır ülkemiz gündeminde olmayan bacımın başörtüsünü yeniden gündem yaptılar.
Yeni Türkiye’nin Cumhurbaşkanı da haklı bir çıkış yaparak “hodri meydan, başörtüsüne bu kadar saygılı iseniz ve halel getiricilerden korkunuz varsa, bu meseleyi anayasamıza bir madde ekleyerek bir takım densiz hadsizlerin tasallutundan kurtaralım” dedi.
Dedi de ne oldu?
Olanları ve olacakları önümüzdeki günlerde hep birlikte izleyecek gözleyeceğiz. Ancak ana muhalefetin şimdiden birkaç parçaya bölündüğünü ve bu belayı başımıza niçin aldık diyen seslerin yükseldiğini görmeye başladık bile.
Kemalist laikçiler, nişadır sürülmüş gibi hop oturup hop kalkarak umut bağladıkları liderlerinin bu son çıkışını sindirmekle meşguller.
Bu hengâmede, medya ve sosyal medyanın düzenlenmesi ile ilgili meclis gündemindeki kanun inşallah güme gitmez ve bir an önce yasalaşarak kimliksiz ve kişiliksizlerin at oynattığı arena olmaktan çıkar medyamız.
Yağırı olanların gocunması doğal ve bu yasanın çıkmasına karşı duracaklar ve ellerinden geleni geri bırakmayacaklar. Tıpkı geçmişte olduğu gibi hatta daha fazlasına bile cüret etmeye kalkışacaklar.
Dışarda neler oluyor.
Orada da gündem çok hızlı.
Bir tarafta savaş diğer tarafta savaş tamtamcıları.
Allah’tan güçlü yerli ve milli bir devletimiz var da diş geçiremeyeceklerini anlayıp etrafımızda havlayıp duruyorlar.
Kimi KKTC meclisinde, kimi Yunan meclisinde, kimi de içerlerden…
Son yıllarda ben de varım deyip dünyayı beşten büyük olduğuna ikna ederek zor da olsa ülkemiz menfaatine alınan mesafeler ve kendi göbeğimizi kendimiz keseriz mottosu ile düşmanlara korku salarak belli bir yerde durabiliyoruz.
Ülkemiz adına dış memleketlere giden idarecilerimizin dik duruşundan bu gerçeklik anlaşılıyor.
Milletimiz inşallah olan bitenden haberdardır umudu içerisindeyim.
Son bir ay içerisinde içerde ve dışarda olup bitenler medyamızın gündeminde olmaya devam etmeli. Etmeli ki, körler sağırlar birbirlerini ağırlamak yerine aklıselimi ile düşünerek devletine milletine sahip çıksın.
Ben şahsen birlik gemimizin içerisinde engin denizlerde kalan ömrümü kaygısız ve güven içerisinde sürdürmek istiyorum.
Benim gideceğim başka bir ülkenin olmaması gibi bir şansım var.
Ülkemi seviyorum.
Devletimi seviyorum.
Devletimizi yönetenlere hüsnü ahlak temennisi ile makalemi sonlandırıyorum.
Bu haftalık da bu kadar. Kalın sağlıcakla.







