Gezici ağrılar
Bugünkü sağlık köşemizin konusu sebebi bilinmeyen gezici ağrılar. Çok sık karşılaştığım, tetkiklerinde bir şey bulunmamasına rağmen iş güç kaybına sebep olan hatta ameliyat dahil ağrı kesicilere cevap vermeyen bu ağrıların kaynağına ineceğiz.
Ağrıyı biz hekimler bir alarm olarak algılarız. Doku ve organlarımızda işler yolunda gitmediğinde ilk tepki olarak hissederiz bu nahoş duyguyu. Ağrı, deyip geçmeyelim. Yaşam kalitesini bozduğu gibi bazen depresyon dahil birçok psiko somatik hastalıklara dahi sebep olabilir.
Ağrı algısı kişiye göre değişmekle birlikte hanımlarda daha fazla hissedildiği bilinen bir gerçek. Halk arasında farklı isimlerle anılan birçok hastalığın da ortak paydasında vücutta gezen ağrı ana sebebi oluşturmakta. Kas romatizması, stres romatizması, fibromyalji, canlı cenaze hastalığı gibi isimlerle tanınan bu tür ağrılarda öncelikli yapılması gereken şey, yakınmalar şiddetli de olsa tehlikeli olmadıklarını bilmemiz.
Biyolojik bedenimiz nasıl kan dolaşımı ile besleniyorsa, astral bedenimiz de can enerjisi ile besleniyor. Can enerjisinin dolaşım kanalları stres, kaygı, alınganlık, yaşanılan şoklar, düzensiz ve dengesiz beslenme ve sağlıklı olmayan uyku ile tıkandığında can enerjisinin kilitlenip sıkıştığı yerlerde ağrıyı hissediyoruz.
Enerji kanallarının yoğun olduğu özellikle sırt boyun baş bel kollar ve bacaklarda hissedilen bu ağrılar bazen insanda yoğunlaşarak depresyona sebep olabiliyor. Aman dikkat değerli dostlar. İstiap haddini aşan sorumluluklardan yoğun stresten kaçalım. Mümkün olduğu kadar kendimizle ve yakınlarımızla barışık yaşamaya çalışalım. Hiç ölmeyecekmiş gibi bugünü planlarken, yarın ölecekmişiz gibi ahiret planlarını ihmal etmeyelim. Manevi dinamiklerimiz canlı olsun. Kanaat silahı bellerimizde bulunsun. Dünyasını değiştiren eş dost ve yakınlarımızda en büyük ibret olarak hafızalarımızda yer etsin.
28 ŞUBAT POST MODERN DARBESİ
Günler aylar yıllar ne çabuk da geçiyor. Daha dün gibi o günler hafızalarımızda hâlâ canlı. Ülkesini bugünkü gibi koruma ve kollama görevi olan kurumlar milleti ile kavgalı hale getirilmişti. İradesi zayıf iktidarları elinde tutan bir avuç hain, devleti ile milletini karşı karşıya getirmişti.
Bu milletin uğruna savaş verdiği değerlerle adeta savaşılmıştı. Detaylarla içlerinizi karartma niyetinde değilim. Ancak tarihin tekerrür etmemesi için o günleri unutmamak gerekir.
Yarasa Mesut sloganları ile Eyüp Camii’ndeki sabah namazı protestolarımızı unutmamız elbette mümkün olmaz. Olmamalı da. Gençlerimize o karanlık günleri tüm yönleri ile anlatalım ki, bugün aynı hatalara düşmesinler.
MASKELER DÜŞTÜ KEL GÖRÜNDÜ
Pazar günü kahvaltı sonrası gazete köşelerine daldığımızda güzel şeyler görmek ve okumak isteriz. Bundan daha doğal bir arzu, temenni de olamaz. Ama burası Türkiye. Dünyanın tam göbeğindeyiz ve herkesin gözü bizim üzerimizde. Dedelerimizin dünyanın jandarmalığını yaptığı dönemlerde yaşanılanlar da tarih kitaplarında tüm canlılığını koruyor.
Zalimin karşısında ve mazlumu koruyan omurgalı bir duruş. Son yüz, yüz elli yıl uyutmayı başarsalar da uyuyan devin uyanma emareleri ayan beyan ortada. Bugün dünyaya jandarmalık adı altında sorumluluk alanlar ise omurgasız. Hiçbir değer yargıları yok
İnsani tüm değerler ayaklar altında. Gözümüzün içine baka baka bizi enayi yerine koyarak, artık zulüm devam etmeyecek. Yerli yabacı fark etmez. İhanet odaklarının maskeleri düştüğü için kel ve beyinsiz kafalarını görme özürlülerimiz dahi görmeye başladı şükür. Beyinlerinin içi zeka fışkırsa da yok olan akılları sayesinde fitne, fücur, ihanet, münafıklık gibi mikropları da artık bizi hasta etmeye yetmeyecek.
Gün birlik, dayanışma ve muhabbeti paylaşarak çoğaltma günü. Kürd’ü, Türk’ü, Alevisi, Sünnisi şunu anladı; bizim bizden başka dostumuz yok. Aynı geminin içindeyiz. Deniz fırtınalı ama gemimiz sağlam. Bugünlük de bu kadar. Kalın sağlıcakla.







