Er-rizku a’l Allah
Değerli okurlar bir kez daha anlaşıldı ki, din düşmanlarının iflahı ve ıslahı mümkün değil.
Biz yine de Allah müstahaklarını versin diye dua edelim. Din düşmanlığı, insanlığın yaratıldığı günden günümüze vardır ve hak-batıl savaşında batılın zail olacağı evrensel bir gerçekliktir. Dini eğitim almış bir vatandaş değilim, dolayısı ile fetva makamı olamam.
Günümüzden beş yıl önce Diyanet İşleri Başkanlığına sorulan bir sorunun cevabı üzerinden birkaç gündür sosyal medya bir kez daha soysuzların istilasına uğradı ve bir bardak suda fırtına koparan azgın azınlık şirreti ile din düşmanı olduğunu aşikâr eyledi.
Diyanet İşleri Başkanlığının 2017 yılında bir vatandaşımızın sorusu üzerine verdiği fetvadan bir kelime cımbızlayıp servis ederek elbette yüce dinimize bir halel getiremezsiniz.
Görüntülü ve yazılı basının bildik kesimi hep bir ağızdan veryansın ederek bindiği dalı kestiğinin bile farkına varmadan azgın azınlığı gaza getirip milletimizin çimentosu olan yüce dinimizle alay ediyor. Din bahsi; tıpkı teşebbüs, ifade, yaşama, vicdan ve düşünce hürriyeti gibi temel insan haklardandır.
Bu evrensel gerçekliğe rağmen bir haftadır Diyanet İşleri Başkanlığına olmadık hakaretlerle saldırmanın din düşmanlığından başka bir sebebi olamaz. Son günlerin bu talihsiz gündemi bana bir hastam ile aramızda geçen tartışmayı hatırlattı.
Hastamın muayene ve tetkiklerinden sonra tedavi protokolünü oluşturdum. Hastam iyileşme garantisini sorunca, vazifemi yaptığımı şifanın Allah’tan olduğu evrensel gerçekliğini hatırlattım ve hastamı yolcu edecektim ki, bir anda hiç beklemediğim bir cevapla hastam beni şaşkına çevirdi.
“Hocam şifa Allah’tansa ben buraya niçin geldim.”
Evet, aynen bu cümle ile karşılık verince kısa bir sükuttan sonra şifa, rızık ve yaratmak fiili ve sıfatlarının Allah’a mahsus olduğunu dilimin döndüğünce anlattım anlatmasına da hastam reçeteyi bırakarak muayenehanemden ayrıldı.
Kırk yıllık hekimlik hayatımda başıma ilk kez gelen bir olay bu.
Bu meseleyi paylaştığım bir hoca efendi, rızkın Allah tarafından tüm canlılara verildiğini, şifanın ve yaratmanın Allah’a ait fiil ve sıfatlar olduğunu tasdik ederek konu hakkında uzunca izahatta bulunmuştu.
Değerli okurlar meslek hayatım boyu şifa meselesini hep düşünür ve anlamaya çalışırım. Çünkü tıp kitaplarımızda tüm detayları ile yazılan hastalıklarla, hastalarımızda görüp müşahede ettiklerimiz hiçbir zaman bire bir aynı olmaz. Aynı hastalık olarak düşünüp aynı ilaçlarla tedavi ettiğim farklı hastalardan aldığımız şifa cevabı bazen birbirinin zıddı olabilir.
Tıbbi bilgilerimiz hastalarımızdan edindiğimiz tecrübelerle zenginleştikçe tedavi protokollerimiz olgunlaşarak hastalarımıza yazdığımız reçeteler şifaya giden yolu bulmamızı kolaylaştırır. Er-rızku a’l Allah sıfat ve fiili ile ilgili birçok insanımızdan işittiklerimiz var. Mesela bir yakınım hocam benim gibi tembel bir insana Allah bu zenginliği vererek beni imtihana tabi tutuyor derdi. Benzer durumları sizler de müşahede etmişinizdir.
Vermeyince Mâbud neylesin Sultan Mahmut deyimini duymayanımız yok sanırım.
Örnekleri çoğaltmak elbette mümkün.
Yaratmanın Allah’a mahsus olduğu Araf suresi 54. ayette geçen genel bir kabul ve kul yapısı tabiri de bir aczin işareti olarak söylenir.
Mal bulmuş mağribiciler yukarıda kısaca aktarmaya çalıştığım bilgilerden de kendilerine malzeme bulup keriz avcılığına çıkarak yeni kerizler bulmak için mesai harcayabilirler.
Din düşmanları takıyye yapmadan samimi olarak mertçe bu hastalıklı ruh hallerini açık etseler amenna. Ama maalesef hiçbir zaman bu cesarette olamamışlar.
En cesur olduklarında bile takiyye yapmayı ihmal etmeyerek kimi benim anam da başörtüsü takardı, kimi de benim babam da hacıdır diyerek garip bir savrulmanın piyonu olmayı tercih ederler.
Samimi olmak lazım. Birtakım izmlerin gölgesi altında ulu orta garip sesler çıkarmak yerine evet din düşmanıyım diyebilmek, hatta öldüklerinde dini kurallarla musalla taşına musallat olmamak için vasiyet etmeleri lazım.
18 yıl ezanı yasaklayanlar, 86 yıl Ayasofya Camii’nin kapısına paslı kilit vurarak Müslümanlara eziyet edenler de din düşmanlığını takıyye ile yapıyorlardı.
İsmet paşaya atıfla söylenen tarihe geçen bir sözü ile makalemi tamamlamak istiyorum.
Din istismarı yapmayan paşa olarak servis edilse de İsmet paşa da maalesef takıyye yapmış ve din istismarcısı partililerin baskılarına dayanamayıp Uşak miting alanında konuşmasını Allahaısmarladık diye tamamladıktan sonra kürsüden inmiştir.
Pireyi deve yapan bu güruh bugünlerde yine iyice azıttı. Kimi dine, kimi dindara saldırırken kimi de saman altından yürüttüğü suyun yolunu izlemekle meşgul.
Böyle zamanlarda daha uyanık olmak gerek. Piyasaya sürülen okların hedefinde birlik hamurumuzu sulandırmak var. Kavga ve kaos tüccarlığı var. Dünya fezaya giderken bir kez daha milletimizi 50-100 yıl geriye götürerek hayal ettikleri bağnaz çağdışı günlerin özlemi ile yanıp tutuşanlar var.
Ben de son sözüm olarak hatırlatayım. Uyuyanlar uyansın. Eski Türkiye yok. Yeni Türkiye var. Bu haftalık da bu kadar. Kalın sağlıcakla.
Yılbaşı tebriki
Hicri 1444 yılına girmiş bulunuyoruz. Yeni yılımızı tebrik ediyor âlem-i İslam’a ve insanlığa huzur getirsin diyorum.







