Dolar âşıkları
Halk arasında sık kullanılan bir tabir var.
“Teşbihte hata olmaz” kuralı ile bu deyimi hatırlatarak makaleme başlamak istiyorum.
Dolar âşıklarının hal-i pür melali celladına âşık olmak deyimi ile birebir uyuşuyor.
Garip ama gerçek.
Gâvurun yeşil kâğıdına ilan-ı aşk edenlerin dolar 10 TL olduğunda attığı sevinç çığlıklarını izledikçe bu düşüncem daha bir netlik kazandı. Dünyanın çivisini yerinden oynatan covid belasının sarsıntısı sadece ülkemizi değil tüm dünyayı alt üst ederken elbette ülkemizde her şey güllük gülistanlık olmayacaktı.
Nitekim olmuyor da.
Tüm insanlığın zor bir imtihanı olan bu sürecin sağ ve salimen atlatılması için birlik ve bütünlük içerisinde olmak şart. Ülkemiz insanı bu şarta uymadığı gibi bindiği gemiyi delmekle de meşgul olanlar var.
Devletimiz bir taraftan terör belası ile uğraşırken diğer taraftan ekonomik olarak girilen darboğazdan çıkmak için uğraşıyor.
Her iki mesele de çok önemli ve başlı başına bir beka sorunu.
Tek dişli canavarların dün olduğu gibi bugün de hayalini kurduğu böl-parçala-yönet taktiği işlemeyip ülkemiz dünya ölçeğinde itibar kazanmaya devam ettikçe, kuduran malum güçler ve onların içimizdeki maşaları doların 10 TL’ye çıkmasından umutlanarak yeni hamleler peşine düşecekler ve öldük, bittik, kül olduk edebiyatı ile yeni taraftar peydahlamaya yeltenecekler.
Ülkemizin parasının pul olması, doların alıp başını gitmesi özellikle geçim sıkıntısı içerisinde olan büyük çoğunluk için yeni sıkıntılara sebep olacaktır. Dolar edebiyatçılarının tuzu kuru olduğu için bu durum onlara herhangi bir şekilde dokunmasa da büyük çoğunluk için maalesef birçok olumsuzluğun kapısını açacaktır.
Bunu anlamak için ekonomist olmaya gerek yok.
Bundan sonrası tufan diyenlere verilecek en mantıklı cevap nerede ise yarım asırdır bu sarmal içerisinde bocaladığımız ve mehter marşı gibi iki iler bir geri ile bugünlere gelişimiz olur.
Mesleğim gereği vatandaşımızla yakın teşriki mesaimden dolayı halkımızın nabzını bir nebze de olsa tutan bir kişiyim.
Yarım asırlık sürede yaşanılanları bizzat yaşayarak ve gözlemleyerek bugünlere geldim. Daha beterini yaşadık edebiyatı yapmadan mevcut gidişattan nasıl kurtuluruz sorusunun cevabını aramamız gerekiyor.
Dövizi faiz kılıcı ile dengelemenin, pek bir yararının olmadığını yarım asırlık bir tecrübeden sonra artık net biliyoruz. Bugüne kadar defalarca dövizin ateşi palyatif tedbirlerle düşürülse de hastalık devam ettiği için tedavi başarılı olmadı. Derviş’li Derviş’siz IMF reçeteleri ile tedavilerden sonra bugün bu ve benzer tedavilerden sonuç beklemek beyhude. Bir süre sonra ateş tekrar yükseliyor ve hastalık ben buradayım gitmeye niyetim yok diyor.
Sanırım bu çaresizlik yeni çare arayışları ile giderilmeye çalışılıyor ki, bu çok riskli ve bir o kadar da başarılı olunması kolay olmayan bir çözüm arayışı. Ekonomist değilim, bugünkü durumdan anladığım kadarı ile yerli üretimi artırarak dışarıya ödediğimiz dövizi azaltma yolu deneniyor. Böylece cari açık azaltılarak bütçe dengelenecek ve makas daraldıkça döviz de kendini dengeleyecek.
İnşallah başarılı olunur. Düğün-bayram edenlerin hevesleri kursaklarında kalır, hem devletimiz hem de vatandaş bu sarmaldan kurtulur.
Ekonomistlerimiz bu yolculuk için zor dese de denemeye değer görenlerdenim. Bazı hastalarımızın tedavisinde zoru başarmanın verdiği haz ve heyecanı yaşayan bir hekimim ve o hazzı iyi bilirim. Ülkemizin bir türlü içinden çıkamayarak hep patinajlar yaptığı bu zorlu yolculuktan da başarı ile çıkmasının hazzını da millet olarak yaşamak isterim.
Dövizin her zıplamasını iğneden ipliğe zam olarak yansıtarak bu sıkıntılı günleri daha da yaşanmaz hale getiren her kim olursa olsun devlete ve millete ihanet etmektedir. Devletini, milletini kaybetmiş halkların düştüğü zillete düşmemek için bugün devletimize ve paramıza sahip çıkmamızı elzem görmekteyim.
Gerisi lafı güzaf.
Bu haftalık da bu kadar.
Kalın sağlıcakla.







