Biz yapamayız, gavur yapar!
Değerli okurlarım insan psikolojisini olumsuz yönde etkileyen en önemli unsurlardan bir tanesi aşağılık kompleksi olarak tanımlanan kendini değersiz, beceriksiz ve başarısız görme duygusudur.
Bu duygunun esiri olmuş birisine bahşedilen birçok olumlu meziyet, bu kompleksin etkisi ile topraklanır ve yok olur.
Yapamam ya da yapamayız kilidi ile akletme duyusu başta olmak üzere tüm doku ve organlar çalışmaz hale gelebilir.
Aşağılık kompleksi hastalığına tutulmuş bir insanın; mevkisi, makamı, eğitimi, sosyal durumu ne olursa olsun muhakkak beyninin içerisindeki bu virüsün etkisi sayesinde cesaretsiz, beceriksiz ve başaramam duygusunun anaforu ile hem kendini hem de etrafını sükutu hayale uğratır.
Ülkemizde etkisi giderek azalsa da yerine göre bazı alanlarda hâlâ devam eden gerici, çağdışı uygulamalar sayesinde bu kompleks illetine tutulmuş hasta ruhlu çok insan hâlâ var ve maalesef son yıllarda bu gayya kuyusundan tırnakları ile çıkmaya çalışan vatandaşlarımızın önünde dağ gibi bir engel teşkil ediyor.
Biz yapamayızcı bu güruhun varsa yoksa tek dayanağı ülkemizin batısındaki çağdaş(!) devletler.
Onlar yapar.
Biz yapamayız.
Bu hastalığın pençesine düşmüş ilim irfan sahibi kişilerde bile hastalığın emaresini görmek mümkün.
Bugün gelinen noktada aşağılık kompleksinin esiri olanlar inanmasa da ülkemiz pandeminin ağır faturası ve dünyayı her geçen gün daha da tehdit eden yanı başımızdaki savaşa rağmen üretiyor, yeni istihdam alanları oluşturarak yıllardır kangrenimiz olan işsizlik azalıyor ve cari açığın da giderek azalan bir trende doğru gittiğini görüyoruz.
Biz yapamayız nakaratı ile dediğim dedik çaldığım düdük anlayışı ile inanmam da inanmamcı bu kesim için maalesef ne yapılsa ne edilse boş. Sosyal medyada sayısız örnekleri ile bu gerici tayfanın paylaşımlarına rastlamak mümkün.
Kimi gururumuz TOGG’a takmış kimi de milli gururumuz savunma sanayiindeki aklı almaz inkişaflara takmış.
Takan takana ama çok şükür kervan yürüyor. Vatandaş da olan bitenden haberdar, söylemle eylem uyuşmazlığında kendini açık edenleri gözleri ile gördüğü için sağda solda ulu orta ötenlere prim dahi vermiyor.
Birçoğumuzun malumu olan bilgiyi hatırlayarak makaleme devam edeyim.
Cennetmekan Abdulhamid Hanı yıllar süren entrika ve iftiralarla tahttan indiren yabancılar ve onların yerli uşakları birkaç yıl gibi kısa bir sürede koca imparatorluğu paramparça ederek emellerine nail olmuşlar ve hayallerini de bir bir gerçekleştirmişlerdi.
Yıllardır iki yakamızın bir araya gelememesini birde bu gözle okumalıyız.
Cumhuriyetimiz kurulurken çimentosu olan dini İslam kuruluştan kısa bir süre sonra sade terk edilmemiş, din adına ne varsa düşman ilan edilerek, millet çimentosundan mahrum edilince olanları, yaşanan rezaletleri tarih kitaplarında okuyoruz.
Dini diyaneti elinden alınan millete aynı anda şırınga edilen zehir; aşağılık kompleksidir.
Biz bir şey yapamayız.
Biz üretemeyiz.
Birisi bir şey yapmaya kalksa sen yapamazsın.
Edemezsin türü olumsuz isim sıfat ve fiilleri kullanarak azmi ve gayreti olanların bile hevesini kursaklarında bırakmışız.
Kim yapar?
Gavur en iyisini yapar.
Birçok alanda hâlâ durum bu maalesef.
Aşağılık kompleksi böyle bir şey.
Adeta insanın aklını dumura uğratır.
Son yıllarda ülkemizin atlattığı badirelerin birçoğunda bu kompleksin etkileri var.
Teknolojide, sanayide ve tarımda kat edilen mesafelerin muhalefet edenlerin gözünde hiçbir kıymeti harbiyesi yok.
Mesleğim gereği dününü bugününü çok iyi bildiğim sağlık sistemimizin bugün geldiği yeri anlamada bile aşağılık kompleksinin etkisi var.
Sağlık sistemimizin eksiklerine rağmen dünyada birçok ileri(!) ülkeden daha iyi olduğu gerçekliğini görmemek için ya kör ya da aklını kiraya vermiş olmak gerekir.
Ama mangalda kül bırakmayan konu mankeni ya da sırça köşk sahibine sorsan gözlerimizle gördüğümüz bu gerçekliğin tam zıddı ile insanımızı ikna etmeye gayret eder.
Böyleleri için yüce kitabımız A’raf 179 da “bunların kalpleri vardır ama kavrayamazlar, gözleri vardır ama görmezler, kulakları vardır ama işitmezler ve onlar hayvanlar gibi hatta daha da şaşkındırlar ve asıl gafiller onlardır” diyerek bize söyleyecek başka bir söz de bırakmıyor.
Değerli okurlarım seçim sathı mailine hızla girdiğimiz bugünlerde bel altı ipe sapa gelmez asparagas kirli bilgilere karşı uyanık olalım.
Böyle zamanlarda her gördüğümüze, duyduğumuza ve yazılana çizilene itibar etmeyelim.
Akıl süzgecini muhakkak kullanarak bilgi kirliliğini engellemeye çalışalım.
Gemimizi delerek milletimizi azgın dalgalı sularda boğmak isteyenlere prim vermeyelim.
Sözün gümüşlüğünden çok sükutun altın olmuşluğuna itibar ederek ulu orta itici, kırıcı, ayrıştırıcı söylemlerden uzak duralım.
Bu haftalık da bu kadar.
Kalın sağlıcakla.







