Bir bayramın ardından
Dostlar bir bayramı daha güzel anıları ile geride bıraktık. Rabbim yeni bayramlarda, bayram tadında buluşmalar nasip eylesin.
Ülkemiz üzerinde dolaştırılan karabulutlar bayram vesilesi ile biraz dağılmış olsa da her an her şeye hazır olan birer asker gibi olmak durumundayız.
Devletimizin devamlılığını, birlik ve bütünlük hamurumuzun mayasını bozmaya and eylemiş yerli yabancı tüm fitne ve fücur odakları elbette kendilerine yakıştırdıkları davranışları ile sağımızı solumuzu kaşımaya hatta kanatmaya devam edecekler.
Birlik içerisinde olduktan sonra her ne yapılırsa yapılsın evvel Allah kılımıza zarar veremezler ve veremeyecekler. Zaten de veremiyorlar.
Şu Amerika gavuru “inadım inat” demeye devam ederse, ecelinden evvel yıkılarak mazlum dünyanın garip gurebasını sevindirecek gibi.
Her şeyden evvel bizler kendimize bakmalı ve devletimize ve bu aziz millete layık olmanın şartlarında kusur ediyorsak düzeltmeye kendimizden başlamalıyız.
Ele telkin verirken salkım yutanlardan olmamalıyız ki, sözümüz tesirli olsun ve birlik hamuruna tuz olabilelim.
Laf ile peynir gemisini yürütmek isteyen acezelerimizi tutum ve davranışlarımızla mahcup edebilmeliyiz.
Hastalandığımızda aradığımız
şifanın kaynağı
Günümüz tıbbında hastalıkların sebebi ve tedavilerin hikmetinden ziyade görünür sebep sonuç ilişkileri öne çıkarken hasta olanlarımız için başka önemli gerçekler ve gerekçeler söz konusu olabilmekte.
Değeri okurlarım şifa ve şafi sadece mükevvenatı yaratan Rabbimizin esmasında gizli. Modern tıp kabul etsin veya etmesin bu evrensel gerçeklik.
Kanıta dayalı tıp, bu gerçekliğe meydan okuyarak bugünkü açmaz durumlara doğru savrulmamızı sağladı.
Modern tıbbın teknolojinin de yardımı ile füze hızı ile gelişen imkanlarına rağmen birçok hastalığın tedavisinde nal topluyor olmamızın başka mantıklı bir açıklaması varsa öğrenmek isterim.
Bugünkü tıbbın önemli bir çıkmazı daha var. O da koruyucu yönünün tamamen iptal edilerek sadece tedavi edici yönünün öne çıkarılması.
Adeta şöyle der: Sen hasta olmaya bak. Bu süreç içerisinde cebini para ile de doldur. Hastalandığında ben o paralarını alır ve seni tedavi ederek yeniden cebini dolduracağın günlere hazırlarım.
Yukarıdaki cümle biraz ağır oldu ancak gerçeğin tâ kendisi.
Özellikle birçok alanda dünyanın en gelişmiş ülkesi olarak kabul edilen Amerika’da modern tıbba veryansın edenlerin bu açmazdan çıkma yollarını sorgularken gördükleri gerçeklik bu.
Yıllarca tu kaka diyerek vurun abalıya cinsinden yerlere serdiğimiz tamamlayıcı tıp günümüz Amerika’sında yeniden kendine yer bularak umutsuzlara umut dağıttığı gibi dünyanın birçok ülkesinde de yeniden sorgulanmaya başladı.
Ülkemiz de bu gelişmelerden nasiplenmeye başladı. Devletimiz de birçok hastalık için tamamlayıcı tıp uygulamalarını tedavinin bir parçası olarak görüyor artık.
Ancak bazı meslektaşlarımız özellikle dinozor kafalı olanlar inadım inat mantığı ile bu gelişmelere karşı ciddi bir direnç gösteriyor. Tamamlayıcı tıbbın sunduğu imkanları çağ dışı görerek umudu sönmüş çaresiz hastalarımızın bu imkanlardan yararlanmalarına engel oluyorlar.
Bu duruşun arkasında yatan en büyük gerçeklik ve korku ise tıp dininin yıkılacağı ve Yaratıcının tıbba müdahalesi ile inançlarının darmadağın olabileceği korkusu.
Korkunun ecele faydası olmaz gerçekliği evrensel bir kabul görse de bizdeki dinozorlar için bunun da bir anlamı yok.
Boşluklar doldurulur kuramı da evrensel bir gerçeklik.
Biz hekimler tamamlayıcı tıp yöntemleri ile hastalarımızı tedavi etmeyi ret ettiğimizde burada oluşan boşluk ister istemez birileri tarafından dolduruluyor.
Bu birileri genellikle hekim olmadığı için de işlenen cinayetlere zımmen ortak olmuş oluyoruz.
Daha fazla inat etmek yerine tıbbın açmazlarında tamamlayıcı tıp maymuncuklarını bilinçli olarak hastalarımıza kullansak daha doğru olmaz mı?
Yıllarca akupunktur uygulamış bir hekimim.
Binlerce hastam bugüne kadar uyguladığım tedavilerden yararlanmasa elbette devam etmezdim.
Aynı şekilde hacamat için de bu doğru diğer tamamlayıcı tıbbi uygulamalar için de doğru.
Hekimlerimiz arı misali olmak zorundalar.
Nasıl arı bal yapma görevini yerine getirirken ona yüklenmiş misyonu hatasız uyguluyorsa, hekimlerimiz de şifayı verene tam teslimiyet içerisinde hizmetinde bulunduğu mükemmel yaratıklara aynı şekilde muamele etmeli.
Bilmediğini bilmeyecek kadar kara cahil olma inadından da aklı selimini kullanarak vaz geçmeli.
Yoksa evet yoksa daha sert kayalara toslar dururuz.
Kaş yapalım derken daha çok gözleri oyar, çıkarırız.
Benden söylemesi. Bugünlük de bu kadar. Kalın sağlıcakla.







