Aşı çözüm olur mu?
Virüs savaşında elimizdeki en güçlü silahın aşı olduğunu kabul ederek makaleme başlıyorum. Aşılamayı bizden daha önde götüren ülkelerin durumuna baktığımda cevabımın evet olması zor gibi. Aşılanmış nüfusun çoğunlukta olduğu ülkelerden son günlerde gelen haberlere bakılırsa kaygılarımda haklıyım.
Hâlâ bilinemeyenleri çoğunlukta olan bir virüsün oyuncağı olmuş bilim dünyasından gelen açıklamaların günlük değişimine baktığımda bu işin daha uzun bir süre baş ağrıtıcı olabileceğini kabullenerek, her şeyi bir anda normale dönmüş gibi hareket etmemek gerekiyor.
Devletimiz son bir ay içerisinde adeta depar yaptı ve günlük aşılama sayısını milyonun üzerine çıkararak Kurban Bayramı öncesi için umutvar olmamıza sebep oldu.
Ümitvarız.
Bir engeli daha aşarak kuyumuzu kazan yerli ve yabancı güruhun bir kez daha avuçlarını yalatacağız. Tıpkı ekonomik sosyal ve siyasi savaşlarda yalattığımız gibi yalatacağız.
Sık sorulan bir sorunun cevabını veriyorum. Üçüncü doz aşımı yaptırdım. Ciddi bir yan etki ile karşılaşmadım. Eş dost ve hastalarıma aşı olmaları gerektiğini aktarırken bugün en iyi silahın bu olduğunu söylüyorum.
Bilim insanlarımızın gayreti ve çabası ile her gün yeni bir gelişme oluyor ve sizlerle makalelerimde bunu da paylaşıyorum.
Yerli aşı çok soruluyor. Sanırım sonbaharda yerli aşılarımızı daha güvenli ve emniyetli bir şekilde olarak önümüzdeki kışı geçtiğimiz kışa göre daha güvenli ve sağlıklı geçirebileceğimizi umuyorum.
•
Çocuk asker
Devlet millet düşmanı aklını kiraya vermişlerin inanabileceği bir iddia nereden geldi biliyor musunuz?
Ar ve hayâ duyusunu kaybetmiş ABD’den geldi.
Böyle dostun olduğunda düşmana ne hacet.
Be alçak. Sen kendi yaptıklarından utanmadan sıkılmadan nasıl böyle bir açıklama yaparsın. Demokrasi(!) ve hürriyet(!) götürdüğün mazlum dünya insanlarının evlerini başına yıktığın yetmedi canlarından bile ettin.
Sayende ne can ne mal ne de namus kaldı.
Hepsini birden iğfal ettin.
Şimdi de utanmadan sıkılmadan çocuk askerlerden bahsediyorsun.
•
Kanal İstanbul
Yaparım.
Yaptırmam.
Cumhurbaşkanımız her fırsatta yaparım dediği kanal İstanbul için ilk kazma geçen hafta vuruldu. Rabbim, kanalın açılışını da görmeyi nasip eylesin diyorum.
Satarım
Sattırmam.
Bu iki kelimeyi bizim nesil çok iyi hatırlar. Rahmetli Özal’ın bir televizyon programında halkçı partinin başkanı ile girdiği bir tartışmanın akılda kalan son iki kelimesi bu.
Yıllar geçtikçe unutulsa da tarihe mal olmuş bu iki kelimeden iki farklı anlam çıkarmak mümkün.
Yapmak ve yıkmak veya yapmamak.
Çakılı çivisi olmayan o kadar çok insan var ki, sadece konuşarak veya ülkemiz lehine olan meselelere takoz görevi görerek yaşayan ve dünyasını değiştirdikten sonra da hatırlanmayan unutulup giden veya yaptığı kötülüklerle anılan.
Onları saymaya gerek yok.
Ama derdi memleket millet ve devlet olanları her hatırlayışımızda ya rahmet diliyor veya yaptıklarından örnekler vererek yâd ediyoruz.
Mesela.
Menderes dediğimizde aklımıza hemen ezanın aslına uygun olarak okutulması geliyor.
Erbakan dediğimizde yerlilik ve millilik geliyor.
Özal dediğimizde dünyaya açılmamızın önünü açması, iletişimde sanayi ve teknolojide öze dönüş ve icraatları geliyor.
Erdoğan dediğimizde akla ilk gelenler kişilere göre değişse de benim aklıma öncelikli gelen icraatı Ayasofya’nın asli haline getirilerek ibadete açılması.
Yani Ayasofya-i – Kebir Camii.
Azgın azınlık ve yerli yabancı işbirlikçilerin engellemeleri başarılı olmazsa ki inşallah başaramayacaklar. Kanal İstanbul da aklıma ikinci olarak gelir.
Hatasız kul arayan kul bulamaz.
Meyvesi olmayan ağaç taşlanmaz.
20 yıllık sürede ülkemiz adına yaptığı hizmetlerden dolayı elbette hata yapmıştır. Hata arama uzmanları önce kendilerinden başlayarak hakkaniyetle hata arayışına başlarlarsa bendeniz de onların safında olurum.
Kendi hatalarından başlamayanların bulduğu hatalara da itibar etmem.
Bu haftalık da bu kadar.
Kalın sağlıcakla.







