Mescidi Aksa’ya yönelen tehdit büyüyor
Mescidi Aksa’ya yönelen tehdit büyüyor
AHMET VAROL
Dünya kamuoyunun dikkatlerinin Körfez’deki savaşa odaklanmasının siyonist katillerin Gazze’deki halka yönelik şiddeti artırmaları açısından bir fırsat oluşturduğunu bir önceki yazımızda dile getirmiştik. Ancak Filistin’deki tehdit sadece Gazze’deki siyonist vahşetin ve saldırganlığın artırılmasından ibaret değil. Batı Yaka’da da yoğun bir şekilde yahudileştirme ve gasp faaliyetleri var. Bu faaliyetlerde işgal rejimi yahudi yerleşimci terör çetelerinden özellikle istifade ediyor.
Ancak son günlerde özellikle öne çıkan ve kesinlikle dikkatlerden kaçmaması gereken bir hadise de Mescidi Aksa’ya yönelen tehdittir. İşgal rejiminin sözde Ulusal Güvenlik Bakanı ve zihinsel yapı itibariyle Hitler’i hayli geride bırakan bir aşırı ırkçı olan Itamar Ben-Gvir’in organize ettiği ve sayıları üç bini aşan (Kudüs Vakıflar İdaresi’nin açıklamasına göre 3 bin 228) siyonist çete mensubu dün yani 23 Temmuz Perşembe günü güya Süleyman tapınağının yıkılmasının yıl dönümünü bahane ederek Mescidi Aksa’ya çok geniş çaplı bir baskın düzenledi.
Baskına iştirak eden yahudi çeteler Mescidi Aksa’nın muhtelif yerlerinde “Talmudi ayin” olarak nitelendirilen birtakım ritüeller gerçekleştirerek bu kutsal mekanı da gasp etme konusunda ısrarlı oldukları mesajları vermeye çalıştılar.
Ne yazık ki siyonistlerin Gazze’deki katliamları, Batı Yaka bölgesindeki gasp ve tehcir faaliyetleri karşısında İslam dünyasından doğru düzgün ses çıkmaması siyonistleri cüretlendirmiş ve Mescidi Aksa’yı gasp etme planları için çok daha tehlikeli adımlar atmaya başlamışlardır.
Siyonist işgalcilerin bu dönemde Mescidi Aksa’yla ilgili öncelikli planları buranın Müslümanlarla yahudiler arasında zaman ya da mekan yönünden paylaştırılması için hazırlamış oldukları prosedürün uygulamaya geçirilmesini sağlamaktır. Şu an İslam dünyasının karşı karşıya olduğu durumun ve özellikle de kamuoyunun dikkatlerinin başka yönlere çekilmiş olmasının bunun için iyi bir fırsat olabileceğini düşünüyorlar. Bu yıl güya tapınağın yıkılmasının yıldönümü olarak kabul ettikleri tarihi bahane ederek Mescidi Aksa’ya bu kadar kapsamlı bir baskın ve her tarafında çok çirkin faaliyetler gerçekleştirmelerinin sebebi budur.
Mescidi Aksa’nın paylaştırılması planının hayata geçirilmesi ise bu mabedin tamamen gasp edilmesi anlamına gelecektir. O yüzden böyle bir şeye kesinlikle fırsat verilmemesi, bilakis siyonist çetelerin buraya yönelik baskınlarının durdurulması için daha net ve daha güçlü tavır sergilemek gerekir.
İslam dünyasının siyonist katiller hatta onun arkasında duran ABD emperyalizmi karşısında bile acziyeti mazeret göstermesi kesinlikle geçerli olmayacaktır. İslam âleminin acziyet içinde olmasından dolayı değil kendi kimliğine ve değerlerine geri dönmemesi sebebiyle zillet yaşamasından dolayı siyonist katiller ve onların arkasında duran çağdaş emperyalizm bu derece cüretkâr ve azgın olabilmektedir.
Körfez Savaşı, asıl acziyet içinde olanların siyonist katillerle onlara arka çıkan Amerikan emperyalizmi olduğunu gözler önüne serdi. Ama ne yazık ki İslam âleminin içine yakın geçmişte sokulmuş fitneler bugün hâlâ etkisini göstermektedir ve emperyalist güçlerin desteği olmadan siyasi iktidarlarını sürdüremeyeceklerini düşünen saltanat sahiplerinin içine düşmüş oldukları vehim onları tereddüt etmeye zorlamakta ve korkunç siyonist vahşet karşısında bırakın parmak sallamayı parmaklarının ucunu göstermekten bile çekinmektedirler.
Dünya saltanatı geçicidir ve bu dünya zaten imtihan içindir. Asıl amaç ebedi hayatı kazanmak olmalı. Dolayısıyla dünyevi çıkarlar için zulüm ve azgınlık karşısındaki etkisizlikten, zaaftan, emperyalist güçlerin soktuğu fitnelerin etkisinden kurtulup onların içimize sapladığı siyonist işgal hançeri karşısında güçlerimizi ve imkanlarımızı birleştirmemiz gerekir. İslam dünyasının kendine gelmesi ve temel değerlerine geri dönmesi durumunda siyonist katillerin de onlara arka çıkanların da karşımızda dayanacak güçlerinin olmadığını göreceğiz.