2013’te İslâm Âlemi -2
2013’te İslâm âleminde Müslüman halkları meşgul eden öncelikli olayların bir boyutunu emperyalizmin daha fazla kaybetmeme, bir boyutunu kaybettiğini geri alma, bir boyutunu kazanmak için girdiği bataklıklardan güdümlü yönetimlerin konumlarını sağlamlaştırarak çıkma, bir boyutunu yeni tehlikeler karşısında bazı riskleri göze alma, bir boyutunu da tamamen uzaktan kumandalı yönetimler vasıtasıyla İslâmî hareketin yükselişini durdurma çabaları oluşturmaktadır.
Daha fazla kaybetmeme çabalarında birinci derecede yüklendiği ülke Suriye’dir. Bu ülkeyle ilgili taktikleri ve izlediği politika buradaki direnişin arkasında ABD ve İsrail olduğu iddialarını da tamamen çürütmüştür. Çünkü 2013’te yaşanan gelişmeler halkı harekete geçirdiği ileri sürülen güçlerle, Baas’ı açıktan destekleyen, hiçbir ahlâkî ve insanî ölçü tanımadan katliamlarına ortak olan güçlerin Baas’ın arkasında ittifak ettiklerini, onu kaybetmemek için yardımlaştıklarını şüpheye mahal bırakmayacak derecede açığa çıkardı.
Global ve yerel emperyalist güçlerin kendisine destekte ittifak etmesinden, kiminin açıktan kiminin üstü kapalı destek vermesinden cesaret alan Baas rejimi de 2013’te şiddet ve vahşetini bir önceki yıla nispetle artırdı. Fakat karada kontrol altında tutabildiği alan iyice daraldığı, bir önceki yıla nispetle çok daha dar bir alana kapatıldığı için katliamlarını daha çok hava saldırılarıyla sürdürdü. Ama hava saldırılarında askerî üstünlük çabasından ziyade kendisini istemeyen halkı imha siyasetinin öne çıktığını gördük. Dolayısıyla askerî noktalardan ziyade insanları topluca katledebileceği noktaları hedef alması dikkat çekti. Ayrıca imha siyasetinin başarılı olabilmesi ve mümkün olduğunca çok sayıda insanı katledebilmek için saldırılarında çoğunlukla toplu imha silahları kullandı. O yüzden yıl boyunca sadece hava saldırılarıyla öldürülenlerin günlük ortalaması 100’ün üstüne çıktı. Tabii bu arada kara saldırıları da sürdü. Buna bir de rejimin karada kontrol altında tuttuğu bölgeleri yoğun kuşatma altında tutmasından ve insanî yardım ulaştırılmasını engellemesinden kaynaklanan açlık sebebiyle ölümler eklendi.
Uluslararası anlaşmalarda toplu imha silahlarının yasak olmasına rağmen BM başta olmak üzere emperyalizmin “global diplomasi” alanında gözlemciliğini yapan kuruluşların Baas zulmünün bu tür silahlarla gerçekleştirdiği katliamlara kimyasal silahların imhasına dair tamamen göstermelik makyaj anlaşması dışında herhangi bir müdahalesi olmadı. Üstelik Baas, kimyasal silahlarla ilgili anlaşmayı kabul ettikten sonra bu silahlardan geri kalmayan varil bombalarıyla insanları kitleler halinde hedef alarak imha etmeye devam ettiği halde. Baas’ın varil bombalarıyla katliamı sürdürmesi “kimyasal silahları imha anlaşması”nın sadece bir imaj düzeltme anlaşması olduğu, katliamların önüne geçme konusunda ciddi anlamda bir girişimin söz konusu olmadığı yönündeki tahminleri doğru çıkardı.
Uluslararası emperyalizmin Suriye’ye yönelik siyasetine baktığımızda Bosna-Hersek’teki siyasetine çok benzediğini görürüz. Orada da görünüşte savaşın silah temin yollarının kapatılması gerekçesiyle savaşanlara silah ambargosu uygulanıyordu. Oysa ırkçı Sırp milisler ihtiyaç duyduklarından fazla silahı Sırbistan üzerinden ve Rusya’nın yardımlarıyla temin edebiliyorlardı. Dolayısıyla ambargo sadece, Sırp milislerin ırkçı ve dayatmacı anlayışa göre kurmak istedikleri dikta rejimine karşı kendilerinin ve halklarının hukukunu savunan Müslüman direnişçilere uygulanmış oluyordu. Suriye’de de aynı durum söz konusu. Baas rejimine resmî kanallardan silah aktığı için silah ambargosu tamamen onun zulmünden kurtulmak isteyen halkın hukuku için mücadele eden direnişçilere uygulanıyor.
Baas zulmü 2013’te Filistinli mültecilerin yaşadığı kamplara yönelik baskı uygulamalarını ve saldırılarını da artırdı. Filistinli mültecilerin, halk ayaklanmasına karşı kendisinin yanında durmamalarını bir nankörlük olarak değerlendiren Beşşar Esed bu şiddet uygulamasıyla onları cezalandırmak istiyordu. O yüzden kamplardan çıkmayı başarabilenler ülkeyi tamamen terk etmeyi tercih ettiler. Birçokları da Avrupa ülkelerine kaçmak için bindikleri teknelerin Akdeniz’de batması sebebiyle bu denizin sularına gömüldüler.







