--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Tevekkül: Sebeplere sarılıp Allah’a güvenmek

Süleyman Gülek
Süleyman Gülek
0

Hayat, her zaman istediğimiz ve planladığımız şekilde ilerlemiyor. Bazen deprem, sel, yangın gibi doğal afetlerle; bazen hastalık, kaza, iş kaybı veya ailevi sıkıntılarla karşılaşıyoruz. Böyle zamanlarda insan kendisini çaresiz ve güçsüz hissedebiliyor. Kalbimizi daraltan bu olaylar karşısında bize güç veren en önemli değerlerden biri tevekküldür. Tevekkül; hiçbir tedbir almadan beklemek, sorumlulukları terk etmek veya yaşanan her olayı sorgulamadan kabullenmek değildir. 

Tevekkül, insanın elinden gelen gayreti gösterdikten sonra sonucu Allah’a bırakması ve O’na güvenmesidir. İnsan çalışır, tedbir alır, dua eder; neticeyi ise Allah’ın takdirine teslim eder. Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulmaktadır: “Kararını verdiğin zaman artık Allah’a dayanıp güven. Çünkü Allah, kendisine dayanıp güvenenleri sever.”  (Âl-i İmrân, 3/159) Bu ayet, tevekkülün iki önemli yönünü ortaya koymaktadır: Önce düşünmek, danışmak ve karar vermek; ardından da Allah’a güvenmek. Yani tevekkül, gayretin ve tedbirin ardından gelen bir teslimiyettir.

Tevekkül Tedbiri Terk Etmek Değildir

Peygamber Efendimiz, tevekkül anlayışını çok güzel bir şekilde açıklamıştır. Bir adam devesini bağlamadan bırakıp “Allah’a tevekkül ettim” deyince Allah Resûlü ona: “Deveni bağla, sonra tevekkül et.” (Tirmizî, Sıfatü’l-Kıyâme, 60) buyurmuştur. Bu hadis, Müslümanın sorumluluk anlayışını açıkça göstermektedir. İnsan önce üzerine düşeni yapmalıdır.  Daha sonra sonucu Allah’a bırakmalıdır. Deveyi bağlamadan “Allah’a güvendim” demek nasıl doğru değilse; hastalık karşısında tedavi aramamak veya tehlikelere karşı hiçbir önlem almamak da tevekkül değildir. 

Depreme karşı dayanıklı binalar yapmak, yapı denetimlerini ihmal etmemek, afet çantası hazırlamak, toplanma alanlarını bilmek ve acil durum eğitimlerine katılmak birer sorumluluktur. Sel riski bulunan bölgelerde gerekli önlemleri almak, hastalıklardan korunmak için sağlık kurallarına uymak ve gerektiğinde doktora başvurmak da tedbirin gereğidir. Tedbir almak Allah’a güvenmemek değil, Allah’ın bize verdiği aklı ve imkânları doğru kullanmaktır.

Her Zorluk Bir İmtihandır

Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulur: “Andolsun ki sizi biraz korku ve açlıkla; mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltmekle sınayacağız. Sabredenleri müjdele.” (Bakara, 2/155) Bu ayet, hayatın içinde korku, kayıp, hastalık ve sıkıntıların bulunabileceğini bildirmektedir. Ancak ayetin devamında sabredenler müjdelenmektedir. Buradaki sabır, hiçbir şey yapmadan beklemek veya acıyı yok saymak değildir. Sabır; acı karşısında doğru davranıştan vazgeçmemek, umudu kaybetmemek ve Allah ile bağını korumaktır. 

Deprem, sel veya hastalık gibi olaylar insanın hayatında derin yaralar açabilir. Böyle zamanlarda üzüntü duymak, ağlamak insan olmanın gereğidir. Tevekkül, insanın acısını inkâr etmesi anlamına gelmez. Aksine tevekkül, acının içinde Allah’ın yardımına sığınabilmek ve bütün zorluklara rağmen yeniden ayağa kalkmaya çalışabilmektir. Kur’an’da şöyle buyrulmaktadır: “Şüphesiz Allah sabredenlerle beraberdir.” (Bakara, 2/153) Bu ilahi müjde, sıkıntı yaşayan insanlara önemli bir teselli vermektedir. İnsan kendisini yalnız hissetse bile Allah’ın yardımının ve rahmetinin kendisine yakın olduğunu bilmelidir.

Başımıza Gelen Her Olayı Yanlış Yorumlamamalıyız

Yaşanan her felaketi veya hastalığı doğrudan belirli kişilerin günahlarıyla açıklamak doğru değildir. Çünkü hayat, imtihanlarla doludur. Peygamberler de hastalık, kayıp ve sıkıntılar yaşamışlardır. Bu nedenle başına bir musibet gelen insanı suçlamak, onun acısını artırmaktan başka bir işe yaramaz. Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulmaktadır: “Allah’ın izni olmadan hiçbir musibet başa gelmez. Kim Allah’a inanırsa Allah onun kalbini doğruya yöneltir.” (Teğâbün, 64/11) Bu ayet, yaşanan olaylar karşısında Allah’a güvenmenin ve kalbi O’na yöneltmenin önemini vurgulamaktadır. Ancak bu anlayış, insan hatalarını ve ihmallerini görmezden gelmek anlamına gelmez. Sağlam olmayan binalar, alınmayan tedbirler ve yapılan ihmaller varsa bunların sorumluluğu da mutlaka değerlendirilmelidir. Tevekkül, yanlışları örtmek için değil; doğru olanı yaptıktan sonra Allah’ın takdirine güvenmek için vardır.

Sonuç: Tedbir Bizden, Takdir Allah’tandır

Tevekkül; çalışmadan beklemek değil, çalıştıktan sonra Allah’a güvenmektir. Depreme karşı sağlam yapılar inşa etmek, hastalık karşısında tedavi olmak, sel ve diğer afetlere karşı önlem almak, sevdiklerimizi korumak ve ihtiyaç sahiplerine yardım etmek bizim görevimizdir. Bütün gayretimizi gösterdikten sonra sonucu Allah’a bırakmak ise tevekküldür. Çünkü insanın bilgisi sınırlı, gücü sınırlı ve geleceğe dair hâkimiyeti sınırlıdır. Fakat Allah’ın ilmi ve kudreti sınırsızdır. Bu nedenle hayatın her alanında şu dengeyi korumalıyız: Tedbirimizi alacağız, sorumluluğumuzu yerine getireceğiz, elimizden gelen gayreti göstereceğiz; ardından Allah’a güvenip O’nun takdirine teslim olacağız. Tevekkül, insanı tembelliğe değil gayrete; korkuya değil cesarete; umutsuzluğa değil umuda; yalnızlığa değil dayanışmaya yöneltir. Gerçek tevekkül, sebeplere sarılırken kalbi sebeplere değil, sebeplerin yaratıcısı olan Allah’a bağlamaktır. Tedbir bizden, takdir Allah’tandır.

Süleyman Gülek Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle