• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Abdullah Yıldız
Abdullah Yıldız
TÜM YAZILARI
18 Aralık 2018

Mescid merkezli hayatımız vardı

Geçen gün Serkan Akın kardeşimle kısa ama özlü bir muhabbet yaptık. Serkan Akın,  yeryüzünü Rabbimizin emrettiği gibi i‘mâr edip, “ma‘mûr” kılmaya ve böylece kendi “umrân”ımızı yeniden ihyâ etmeye kendini adamış gerçek bir mi‘mâr”. Hem düşünce hem de uygulama adamı. Fikirlerini yazmayı da ihmal etmiyor. “Mescid merkezli hayat” hakkında yazdıklarının bir kısmını paylaşıyorum:  

‘Düşünce sistematiğimizin değişmesiyle yaşam şekillerimiz de değişti doğal olarak. Makinenin üretim gücünün ve betonarme apartman yapma teknolojisinin önlenemez yükselişi zamanla bizi esir aldı. Sonunda algı, yetenek, kapasite ve mekânsal imkânlarımızın çok ötesinde bir ortamda yaşamaya başladık. Nikâha, evliliğe, mahremiyete, helal kazanca, kanaate, mesleklere, selama, barışa, komşuluğa, huzura, mescid merkezli, sürekli ibadete dayalı ve mahalle ölçekli bir arada yaşama yani cemaat halinde olma özelliğimizi kaybettik. Mescid merkezli mihrab önderliğindeki hayat, modern, seküler ve laik bir forma büründü. Din ve temel dini ibadetler ile örfe dayalı ritüeller hayatımızdan yavaş yavaş çekildi. Evlilik ve cenaze törenleri, bayramlar ve özel dini günler… yeni şekillere büründü.

Apartmanlardaki komün hayat, büyüyen kentlerdeki yeni yerleşim modelleri ile birbirinden uzaklaşan tanıdık, akraba ve komşular, TV’nin hayatımıza girmesiyle aile içi sevgi ve muhabbetin kaybı ve daha niceleri. Doğal, normal, örfî, dinî ve sünnetullaha uygun bir hayat şeklinin uzağında sancılı yıllar, dönemler ve insanlar. Yürüme mesafesindeki mescidler yok artık. Bırakın dert paylaşmayı, selam verecek komşu kalmamış. Artık ev inşa edilmiyor müteahhitten satın alınıyor. Fabrikalarda 3 vardiya çalışarak ancak eve ekmek götürülüyor. Sabah ve akşam iş ve ev yolunda trafikte geçirilen saatler. Tatil yılda 15 gün ya var ya yok. Gurbette geçen zor günler ve belki yılda bir köye gitme imkânı. Önce ev sonra da araba almak için çalışılan boş ve manasız uzun yıllar…

Mahalle, bizim terk ettiğimiz ve unuttuğumuz gerçeğimiz değil, geleceğimizi inşa edeceğimiz en sağlam yaşam modelimiz olduğu için gündemimizde olmalıdır. (…)

Makinenin icadı ile tüm çalışma ve üretim yöntemlerimiz değişti ya; lazım olduğu kadar üretmek yok oldu. Kışlık hazırlık yapmak tarihe karıştı. Her şey paketlenir ve bozulmasın diye doğası değiştirilir oldu. Evlerimizdeki ambar ve kiler yerini markete bıraktı. Komşudan ödünç almak kayboldu.

Betonarme denen illet ile ev yapmayı daha basit ve kolay diyerek hayatımıza soktular ya; hafif ve yerel malzeme ile geleneksel ev yapma şeklimiz unutuldu. Ahşap, taş ve kerpiç yerini ağır betonarme kolon ve kirişlere bıraktı. Müstakil ve bahçeli evlerimiz yerine çok katlı apartmanlar yapıldı.

Otomotiv endüstrisi ile bizim birbirimize daha çabuk ulaşacağımızı söylediler ve bizi trafikte heder ettiler ya; önce o arabaları kullanalım diye geniş bulvarlar ve yollar açıldı. Bunu yaparken doğal eğimli yollarımızın etrafındaki müstakil geleneksel evlerimiz yıkıldı ve yerine büyük apartmanlar dikildi. Böylece daha az alana daha çok insan sıkıştırılmış oldu. Sonra toplu ulaşım başladı. Ulaşım imkânı var diye şehirlerimiz daha da büyüdü. Yığınlar halinde üst üste yan yana plansız ve kaçak apartmanlar her yeri sardı. Ne şehir kaldı ne şehir merkezi. Ne çarşı kaldı ne pazar. Ne han kaldı ne hamam. Geçmişe dair ne kadar vakıf ve kamu eseri varsa hep yıkıldı…  

TV’ler ile aile, ahlak, mahremiyet, muhabbet ve benzeri duygularımızı mahvettiler ya; magic box denen sihirli kutu gerçekten de sihirliymiş. Normal şartlarda ayıp ya da günah olan herhangi bir davranış TV’ler vasıtasıyla normalleşti ve hayatımızın merkezine oturdu. Ailenin merkezi sevgi ve muhabbet iken, içinden cerahat akan TV’ler oldu. Sözde iletişim için icat edilen internet ve sosyal medya ile yalnızlaştırdılar ve benliğimizi bitirdiler…

Tüm bunlar 20. Yüzyılın başından itibaren 21. Yüzyılın başlarında olduğumuz şu günlere kadar yaklaşık 100 yıl içinde oldu. İnsanlık tarihinin on binlerce yıllık kadîm geçmişi bir yüz yılda altüst edildi; demokrasi, insan hakları, eşitlik, özgürlük haykırışları altında, büyük zulümler, savaşlar, yok oluşlar eşliğinde ve her şey çağdaşlık, modernlik ve uygarlık diye pazarlanarak.

Köyden kente göçü, konaktan apartmana taşınmayı, doğal olan yerine suni olanı, teknik ve zanaat ile üretileni bırakıp fabrikada çoklu üretileni, ahlâkî olan yerine fütursuz olanı, kanaat yerine hırsı insanlığa sundular ve ne yazık ki kabul ettirdiler...’

Akın’ın tespitleri çok önemli… Çözüm mü? Kendi benliğimize ve mescid merkezli hayata dönmek…

 

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23