“İslâm’ı çeviriyle savunmak”
Filistin asıllı Amerikalı Karşılaştırmalı Edebiyat profesörü Edward Said’in Orientalism: Western Conceptions of the Orient (1978) başlığıyla İngilizce olarak yayımlanan ve sömürgecilik sonrası çalışmaların doğmasında tartışılmaz bir rolü olan eserinin İslami duyarlığa sahip Pınar yayınevinin editörü Cevat Özkaya tarafından (ara dilden, Fransızcadan) Türkçeye çevirtilip 1982 yılında “Oryantalizm” başlığıyla yayımlanmasının Bourdieu’cu bir analizini yapan Atalay Gündüz (Dokuz Eylül Üniversitesi İngilizce Mütercim-Tercümanlık Anabilim Dalı öğretim üyesi) “İslam’ı Çeviriyle Savunmak” başlıklı kitabında (İstanbul, 2020, Kriter Yayınevi), analizine şöyle başlar:
“Said’den önce de birçoklarının (Cesaire, 1955; Fanon, 1952) belirttiği gibi, Avrupa özellikle İngiltere ve Fransa on dokuzuncu yüzyılda emperyalist devlet olma yolunda agresif ve işgalci etkinliklerini “medeniyet götürme” olarak gösterme, temsil etme, haklı çıkarma yoluna gitmişler ve sömürgeleştirdikleri halkları geri, karanlık, cahil, medeniyetten yoksun olarak çizerek, kendilerine aydınlık, ileri, gelişmiş, medeni öz imgesini uygun görmüşlerdir.” (s.1)
Devam eder:
Sömürgecilerin sömürgeleştirdikleri halkları geri ve cahil, kendilerini ise ileri ve medeni görmeleri kimi bilim adamlarınca “seçkinlerin kibri” olarak tanımlanır. Nitekim Macaulay (1835) dönemin ruhunu çok iyi bir şekilde yansıtan ifadesinde, “İyi bir Avrupa kütüphanesinin tek bir rafı tüm Hindistan ve Arap edebiyatının yekununa bedeldir” der ki, on dokuzuncu yüz yıl İngiltere’sinde veya Fransa’sında buna itiraz edildiği pek görülmez. Sömürgeleştirilmiş ve ulusal bağımsızlıkları ellerinden alınmış insanların birikimlerini ve kültürlerini inkâr edici bu tutum şarkiyat çalışmalarınca desteklenir.
Gündüz, sömürgeci kibrin, üzerinde yaşadığımız topraklarda nasıl bir siyasal ve kültürel yarılmaya yol açtığını Tarık Zafer Tunaya’nın “İslâmcılık Akımı” kitabına müracaatla temellendirir: ‘Neredeyse üç yüzyıllık bir süreçte üzerinde bulunduğumuz topraklarda en büyük siyasi yarılma ve siyasal alanın hudutlarını aşarak kültürel alanı da belirleyen gerilim, siyasal alanda yaşanan çekişme, alana zar zor da olsa girmeye çalışan Batılılaşma ve (onun karşısına dikilip alandaki hakimiyetini ona kaptırmamaya çalışan ve süreç içinde rollerin değiştiği kıskanç bir iktidar mücadelesinin zaman zaman diyaloğu kaybeden) İslamcılık/muhafazakarlık tutumları arasında yaşanmaktadır. Gramsci’nin öne sürdüğü üzere siyasal alandaki mücadeleyi kazanabilmenin yolu kültürel alandaki egemenliği ele geçirmekte yatmaktadır.’
İşte Gündüz’e göre, özellikle on dokuzuncu yüzyılın ikinci yarısından sonra müthiş bir momentum yakalayan batılılaşma hareketleri güçlü bir İslamcı tepkinin doğmasına yol açmıştır. Bu İslamcı tepkinin çeviriden, özelikle de 1982’de Türkçeye kazandırılan Edward Said’in Orientalism adlı eserinden nasıl faydalandığını, bu çevirinin bu kadar hızlı ve geniş bir etkiye sahip olmasının altındaki nedenleri tartışmaya açan “İslâm’ı Çeviriyle Savunmak” isimli çalışma, Said’in eserinde öne sürdüğü fikirleri, eleştirileri ve ortaya koyduğu yöntemi tartıştıktan sonra bu eserin Türkiye’deki “İslamcı” çevrelerde bulduğu karşılığın tarihsel kökenlerini tartışarak çeviri öncesinin söylemsel arka planını irdelemektedir:
Gündüz’ün tespitine göre; ‘siyasi ve kültürel alanda referans noktasının İslam olmaktan çıkıp Batı’ya yönelmesi, hayatı maddi ve manevi belirleyici olma hususunda güçlü ve kapsayıcı bir programa sahip olan İslam dininin dünyevi belirleyiciliğini bir bakıma arka plana atmak demekti. İslam’ın iktidar alanına yapılan her hamle -Cevat Özkaya’nın ifadesiyle- bir “nefsi müdafaa” doğurmuş; İslamcı aydın ve yazarlar İslam’ı yayımladıkları telif yazıları ve kitaplarıyla savundukları gibi Doğu ve Batı dillerinden çeviriler de İslamcı camianın İslam’ın “Batı” yanlılarına karşı savunulmasında önemli bir araç olarak kullanılmıştır.’
2002’de doktora dersleri alırken Edward Said’in Orientalism (Şarkiyatçılık) kitabıyla tanışan Gündüz; “Kitap beni adeta büyülemiş, günlerce, haftalarca kitabın etkisinden çıkamamıştım” der…
İmdi, Said’in Oryantalizm’i Türkiye ve diğer İslam ülkelerinde politik bir gündemle “araçsallaştırdı” mı? Kitabın Türkçeye çevirtilip yayınlanmasında Pınar Yayınevi editörü Cevat Özkaya’nın bir “kültürel aktör” olarak rolü neydi? Cumhuriyet gazetesi yazarının ifadesiyle, yayınevi “Güllü İlmihal (Yasin)” yayınlamak varken, boyunu aşan bir işe mi girişmişti? Pınar’ın Garaudy, Lombart, Schiller, Feyerabend… gibilerin de eserlerini yayımlaması ne anlama geliyordu?
Cemil Meriç, Oryantalizm’in, “Sömürgeciliğin Keşif Kolu” alt başlığıyla basımını nasıl karşılamıştı? Cevaplar “İslam’ı Çeviriyle Savunmak” kitabında.







