• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Abdullah Yıldız
Abdullah Yıldız
TÜM YAZILARI
12 Kasım 2019

Kitabı ve Hikmeti Öğretip Arındıran Peygamber (s.a)

Mevlid-i Nebi haftası dolayısıyla, Peygamberimizi (s.a) ve görevlerini anlatan Kur’ân âyetlerini incelerken, şehit üstat Seyyid Kutub’un Bakara, 151. âyete dair tefsirine hayran kaldım. Paylaşıyorum:

“Nitekim kendi içinizden size ayetlerimizi okuyan, sizi kötülüklerden arındıran, size Kitab’ı ve hikmeti öğreten ve daha önce bilmediğiniz birçok şeyi öğreten bir Peygamber gönderdik.”

…Son Peygamberin (s.a) sizin aranızdan seçilmesi, Allah’ın size yönelik onurlandırıcı bir bağışıdır…

“(Bu peygamber) size ayetlerimizi okuyor.”

O size ne okuyorsa haktır, gerçektir. …Yüce Allah’ın kullara kendi kelâmı ile bu kelâmın onlara peygamberi tarafından okunması sureti ile hitap etmesi ne büyük bir bağıştır! Gönül, bu bağışın derinliğine inebildiği takdirde karşısında tiril tiril titrer. Yüce Allah onlara kendi kelimeleri ile hitap ediyor, onlarla kendi sözleri ile konuşuyor, kendilerine bu yüksek ilgiyi lâyık görüyor? Eğer Allah’ın bağışlayıcılığı olmasaydı, eğer bu bağışlayıcılık sürekli akan bir nehir gibi kesintisiz olmasaydı ve eğer Allah, başlangıçta onların yaratılış hamuruna ruhundan bir soluk üfleyerek kendilerini bu nimete yetenekli, bu bağışa kucak açan bir oluşumla donatmamış olsaydı bu insanlar kim olabilirdi?

“(Bu peygamber) sizi kötülüklerden arındırıyor.”

Eğer Allah’ın rahmeti olmasaydı, bu insanların bir teki bile kötülüklerden arınamaz, temizlenemez ve yücelemezdi. Fakat yüce Allah’ın gönderdiği Peygamber (s.a) bu insanları temizliyor; onların ruhlarını Allah’a ortak koşma (şirk) lekesi ve cahiliye pisliğinden, insan ruhunu baskısı altında ezen, onu çürüten sakat düşüncelerin kirinden arındırıyor. Bu Peygamber, insanları aşırı arzuların, doyumsuz ihtirasların ve içgüdülerin iğrençliklerinden kurtarıyor da bu sayede ruhları yaratılış mayalarını oluşturan çamura geri dönmüyor. Dünyanın neresinde ve tarihin hangi döneminde yaşarlarsa yaşasınlar, İslâm tarafından ruhları arındırılmamış olan insanlar, tümü ile doyumsuz ihtirasların ve içgüdülerin, kokuşmuş, insanın insanlığı ile alay eden ve doğuştan aşağılığa mahkûm olan hayvanlardan daha aşağı bir durumda oldukları halde leş bataklığına doğru yuvarlanırlar. Hayvan bile imansız insanın yuvarlandığı bu kokuşmuş bataklıktan daha temiz bir düzeydedir.

Öte yandan bu Peygamber (s.a), insanların oluşturduğu toplumu faizden, haramdan, hileli kazançtan, soygunculuktan ve yağmacılıktan arındırıyor. Bu saydıklarımızın hepsi ruhları ve duyguları kirleten, toplumu ve sosyal hayatı lekeleyen birer pisliktir. Bu Peygamber insanların hayatını zulümden, haksızlıktan arındırarak insanlar arasında pırıl pırıl ve berrak adaleti yayıyor. O adalet ki, insanlık ondan, İslâm egemenliği ve himayesi altında, İslâmî bir toplum düzeni içinde yararlandığı kadar hiçbir düzende ve ortamda yararlanmış değildir. Yine bu peygamber insanları çevrelerindeki her yörede ve İslâm ruhu, temiz-pak İslâm düzeni ile arınmamış her toplumda egemen olan cahiliyenin yüzünü karartan diğer bütün pisliklerden ve iğrençliklerden temizliyor. 

“(Bu peygamber) size daha önce bilmediğiniz birçok şeyi öğretti.”

Bu realite, Müslüman toplumun hayatında fiilen gerçekleşmiş bir olgudur. İslâm, bu toplumu, sadece çölde geçen kabile hayatına elverişli ya da çölün uzak köşelerinde dünyadan kopuk olarak varlığını sürdüren küçük yerleşim merkezlerine yaraşan, dağınık bilgi kırıntılarından başka hiçbir şeyin bilinmediği bir ortamda devşirerek, onu, bütün insanlığı hikmetle, beceriyle, basiretle ve bilgi ile yöneten bir düzeye çıkarmıştı. 

Bu Kur’an, -Peygamberimizin (s.a) ondan kaynaklanan direktifleri ile birlikte- bu eğitim ve yönlendirme sürecinin ana maddesini oluşturmuştu. İçinde Kur’an-ı Kerim ile birlikte Peygamberimizin yine bu Kur’an’dan kaynaklanan direktiflerinin okunup anlatıldığı Peygamber Mescidi, bütün insanlığı maharetli ve başarılı biçimde yöneltmiş olan ilk Müslüman kuşağı eğitip mezun eden büyük bir üniversite idi. O yönetim ki, insanlık bunun bir benzerini uzun tarihinin ne geçmiş ve ne de daha sonraki hiçbir döneminde görmüş değildi… 

Bu sistem, her zaman için böyle kuşaklar ve yönetim kadroları yetiştirip mezun etmeye sürekli olarak hazırdır. Yalnız bunun için, Müslüman ümmetin bu kaynağa dönmesi, Kur’ân’a gerçek anlamı ile inanması, onu kulağa hoş gelen müzikal kelime yığını olarak değil de uygulanacak bir hayat düzeni olarak algılaması şarttır.

 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

HÜSEYİN AYDIN

Sevgili hocam temizlenmesi gereken nefstir, ruh değildir. Ruh Allah tarafından bize üfürüldüğü için (Secde 9) tertemizdir ve arınmaya da ihtiyacı yoktur. Temizlenmesi gereken nefstir. Bakınız Kur’an ayetleri ne diyor. “Kim nefsini tezkiye ederse (arındırırsa) o felaha ermiştir.(Şems 9)”, “ … kim tezkiye olursa (nefsini tezkiye ederse, arındırırsa) o takdirde bunu sadece kendi nefsi için yapar. Ve dönüş Allah’adır.( Fatır 18), “Kendi nefislerini temize çıkaranları (tezkiye ettiklerini söyleyenleri) görmedin mi? Hayır (öyle değil) Allah dilediği kişinin nefsini tezkiye eder….(Nisa 49), “…. Öyleyse nefislerinizi temize çıkarmayın (nefislerinizi tezkiye ettiğinizi iddia etmeyin. O (Allah) kimin takva sahibi olduğunu en iyi bilendir.” (Necm 32) İç dünyamızda bize kötülüğü emr eden nefsimizdir, yani ruhumuz değildir. Çünkü nefsimizin kalbinde hastalıklar ( afetler) vardır. Cehalet, cimrilik, dedikudu, fitne ve fesat, hırs ve şehvet, haset, isyan, iptilalar, kin ve adavet, küfür, öfke ve gayz, sabırsızlık, vefasızlık, yalan, zan, ve zülüm. Bunların hepsi nefsimizin hastalıklarındır. Arınması gereken temizlenmesi gereken bunlardır. Bakınız sevgili hocam Kabil kardeşi Habil’i nefsinin kalbindeki haset yüzünden öldürmedi mi? ” Bunun üzerine nefsi onu kardeşini öldürmeye kandırdı.(kolay ve zevkli gösterdi) böylece onu öldürdü. Sonra hüsrana uğrayanlardan oldu.”(Maide 30), Hz. Adem ile Hz. Havva nefslerinin kalbindeki hısr yüzünden yeryüzüne indirilmedi mi? “ İkisi şöyle dedi: “Rabbimiz biz nefislerimize zulmettik, şayet sen bize mağfiret ve rahmet etmezsen, biz mutlaka hüsrana uğrayanlardan oluruz.”(Araf 23) Peygamber Efendimiz (s.a) “Hasetten sakının çünkü haset yüzünden Kabil Habil’i öldürdü. Hırstan sakının çünkü hırs yüzünden Hz. Adem ile Havva yeryüzüne indirildi.” Diye buyurmuyor mu? Bakınız sevgili hocam Hz. Yusuf ne diyor.” Ben nefsimi ibra edemem (temize çıkaramam). Muhakkak ki nefs sui olanı (şerri kötülüğü) emr eder. Rabbimin Rahim esması ile tecelli ettiği nefisler hariç, Muhakkak ki Rabbim Ğafur ve Rahimdir.” Evet hocam Ruhun kötü olduğuna dair ve arınması gerektiğine dair Kur’an’ı kerimde tek bir ayet var mı? Baştan sona kadar kur’an’ı araştırın buna dair tek bir ayet bulamasınız. Tam tersi Kur’an ruhun Allah’ın emrinden olduğunu söylemiyor mu? “ Ve sana ruhtan sorarlar. De ki:” Ruh Rabbimin emrindendir” ve size (ruha ait) ilimden sadece az bir şey verildi. (İsra 85) Kuran ayetleri bunu söylerken nasıl olurda ruhlar Allaha ortak (Şirk) koşar. Tam tersi Allah’a şirk koşan Allah’ın emirlerini yapmak istemeyen, yasaklarını da çiğnemek isteyen bizim nefsimiz değil mi? Casiye 23’te Allah (cc) bunu söylemiyor mu? “ Hevasını (nefsinin afetlerini) kendisine ilah edinen kişiyi gördün mü? Ve Allah onu faydasız ilim (faydasız ilim üzere) delalette bıraktı. Ve onun işitme hassasını ve kalbini mühürledi. Ve onun basar(görme) hassasının üzerine gışavet (perde) çekti bu durumda Allah’tan başka kim onu hidayete erdirir. Hala tezekkür etmez misiniz?”
  • Yanıtla

turgay atayurt

bakara 129-151 cuma 2. ayetleri okuyup kıyaslayın.
  • Yanıtla

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23