• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Abdullah Şanlıdağ
Abdullah Şanlıdağ
TÜM YAZILARI
29 Temmuz 2019

Yeni oluşumlar, Ak Parti ve göçmenler Yenilikçilerden yenilik doğar mı?

Yollar uzun, kimi dönüşe gider, kimi hiç dönmemeye.. Ömür biter lâkin yollar bir türlü bitmez. Siyaset... İnsanoğlunun yönetme arzusu, iktidar ve gücü ele geçirmeyi kamçılar. Öyle ya, hüküm sürebilmek ve inandığın değerleri hâkim kılabilmek için iktidar gücü lazım. Türkiye›nin İslamlaşma veya İslamcılık davasının tarihini Milli Nizam’la başlatmak doğru değildir. Türkiye›nin kadim bir kültürü, sağlam bir Müslümanlık inancı vardır. Bu topraklarda binlerce yıldan beri hakim kültür İslam’dır. Hatta laikliğin en koyu uygulandığı, tek partili seküler istibdad rejiminde bile bu millet asla İslam’dan, akaidden feragat etmemiştir. Abdülhamid cennet mekan çok sağlam bir İslamcıydı. (Müslümandı)Kemalist sistem seküler ve laik bir düzeni kendisine esas aldı. Batı’dan devşirme birçoğu tahrif edilmiş dini metinleri anayasa yaptık. İslamcılık veya siyasal İslam dediğimiz olgu, işte bu seküler düzenle mücadele etmek üzere doğdu. Bu manada İslamcılık bir harekettir, gerçekliktir, küfre karşı verilen hak bir mücadelenin ismidir. Acizane benim İslamcılık anlayışım şudur. Allah Rab ve ilahtır. Otoritesi, mürebbi oluşu, kulları üzerindeki kanun koyuculuğu asla sorgulanamaz. Beşeri öğretiler benim yaşam biçimim olamaz. Allah’ın emir ve yasaları evrenseldir ve asla modernizme, çağdaşlık denilen dinsizliğe kurban edilemez. Bu evrenin bir tek hakimi vardır o da Allah(cc).

Bizler gözümüzü açtığımızda seküler partilerin hüküm sürdüğü dönemle karşılaştık. Aklımız yetmeye başladığında merhum Erbakan hocamızın partisini tanıdık. İslamcılık bilincimizin oluşmasında çeviri eserler kadar Erbakan hocanın da büyük emeği vardır. Allah ondan razı olsun. Bir makaleye söylemek istediğinizi bazan sığdıramayabilirsiniz. Okuyucuyu da sıkmadan meramınızı aktarmalısınız. Kısa keseyim de Maraş havası olsun. Tayyip Erdoğan,  Abdullah Gül,  Ali Babacan,  Ahmet Davutoğlu… gibi isimler uzun bir yolun kader arkadaşıdırlar. Gönlüm isterdi ki bu isimler bugün ayrılıla-gayrılığa düşmeden birlikte hareket etsinler. Seküler partilere alternatif olarak doğan Ak Parti her ne kadar kendisini İslamcı diye tanımlamasa da kurucu lideri ve tabanı ile İslam ve dindarların lehine bir harekettir. Bir Filistinlinin Ak Parti ve Erdoğan’a bakış açısı neyse bizimki de odur. Hak ve adaletten sapmadıkları sürece baş tacıdırlar. Babacan ve Davutoğlu yenilikçiler diye tabir edilenler arasında değildir. Ak saçlılar-yenilikçiler kavramı ile ne kastedildiğini, yaşları 30’un altındakiler bilmezler. Erbakan hocanın partisinden ayrılarak Ak Parti’yi kuranlara yenilikçiler dendi. Milli Görüş gömleğini çıkaranlar dendi. Neyse.. Tıpkı bugün Ak Parti’nin içerisinden ayrılarak yeni parti kurmaya çalışanlar nasıl ümmeti bölmek veya hainlikle suçlanıyorsa o gün de aynı şekilde bölücü denilerek suçlandılar. Hâlâ Saadet Partili kardeşlerimiz Erdoğan’a bir bölen olarak bakarlar. İbn-i Haldun’un siyaset ve insan üzerine söylediği sosyolojik gerçeklik bugün de geçerli. Eğer Abdullah Gül ve Babacan ekibi Erdoğan’ı ve Ak Parti’yi bitirmek isteyen oluşumlara hizmet etmemiş olsaydı, varsın kursunlardı partilerini. Ak Parti ilelebed yaşayacak değil ya. Her fâni gibi Ak Parti hareketi de misyonunu tamamlayacaktır. Ama bugün o gün değildir. Babacan seküler değilse de liberal bir görüntü veriyor. Henüz Ak Parti’den ayrılmadı ama Davutoğlu Babacan’a göre, zahirde daha muhafazakâr ve dindar. Yenilikçilerden yenilik mi doğuyor dememin sebebine gelince..

Aslında ortada yenilik diye bir şey yok. Ak Parti kendisini yeniler, taban-tavan, teşkilat yapısını dengelerse yoluna devam eder.

...............

Türkiye’nin 8 yıldan beri uluslararası toplumdan ciddi bir destek almadan yürüttüğü Suriye politikası ve mültecilere yönelik “bu bir vicdan meselesidir” denilerek devam eden sorunu kaşıyanlar var. Göç, dünyanın bir gerçeğidir. Doğu Avrupa’dan da düzenli ve düzensiz göç devam ediyor. Suya ve gıdaya erişim, emperyalizm, savaşlar devam ettiği sürece göç de devam edecektir. Kuzey Suriye’de terör koridoru açmaya çalışanlara sormak lazım Suriyeliler ve mülteciler konusunu. Ey zalimler; içerde Esed, dışarda ABD, İsrail, PYD/PKK terör koridorunu oluşturmak için var güçleriyle çalışıyorlar. Türkiye ise topraklarında barındırdığı mültecileri hem 8 yıldan beri barındırıyor, hem de Azez’den Afrin’e kadar oluşturduğu emin bölgeye İdlib ve Fırat’ın Doğusunu da katarak, mültecileri o bölgelere iskan etmenin mücadelesini veriyor. Türkiye’nin çok güçlü bir göç politikası var. Aksini iddia edenler haindir. Şimdi devlet kayıt altında tuttuğu göçmenleri kayıtlı olduğu illere iskanı zorunlu kılan bir politika uyguluyor. 20 Ağustos’a kadar tanınan süre bu anlama geliyor.

 

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23