• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Abdullah Şanlıdağ
Abdullah Şanlıdağ
TÜM YAZILARI
08 Temmuz 2019

Toplumsal değişim

Değişim, mevcut durumu terk ederek yeni bir dünya görüşüne, fikrine, inancına yönelmektir. Aristoteles bu terimi, “karşılıklı iki durumda birinden öbürüne geçme, anlamında kullanmıştır. Aristoteles’e göre üç türlü değişim vardır: Yokluktan varlığa geçerek (doğum), varlıktan yokluğa geçerek (ölüm), varlıktan varlığa geçerek (devim). Skolastikler bu devimi mekanik bir anlayışla yorumlamışlardır, onlara göre yeri değişenin kendisi değişmez.”

Beraber yaşam sürdüren toplumlar hiçbir zaman statik, tek düze olmamışlardır, bundan sonra da olmayacaklardır.  Dolayısıyla devamlı hareket eden ve değişen bir varlık görünümündedirler. Ne kadar geleneksel, bağnaz  ve tutucu olursa olsun her toplum ve her kültür sürekli değişkenlik arz edebilir. Ama kalıcı ve köklü olmayan değişimleri toplumsal değişim olarak ifadelendirmek doğru olmaz. Bu bağlamda CHP ailesini bir topluma benzetecek olursak, oradaki değişimi “toplumsal” bir değişim olarak tanımlamak, biraz zorlama olur. ANAP görünümlü İmamoğlu’nun muhafazakar görünümlü duruşuyla, ona bağlı olarak teşkilatlarındaki eylem ve üslubun değişip değişmediğine bakmak gerekiyor. CHP’nin geçmişi karanlık. O geçmişiyle yüzleşmeyen, dinle ve dindarlarla barışmayan bir CHP, sittin sene tek başına iktidar olamaz. CHP’deki değişim, köklü ve kurumsal bir değişim olmadığı için inandırıcı ve samimi değildir. Zaten yazımızdaki toplumsal değişimin muhatabı da salt anlamda CHP değildir.

Modernizm, insanı rüzgar gibi savuruyor. Lüks, şatafat, israf içerisindeki yaşantıyı İslam onaylamaz. Çuvaldızı kendimize, iğneyi başkalarına batırmamız gerekiyor. Biz de çok temiz değiliz. Hepimiz kirlendik. Müslümanlar modern dünya yaşantısına karşı evrensel İslami bir alternatif yaşam biçimi ortaya koyamadı. Ne yaşantımızla örnek olabildik, ne de sözlerimizle. Samimiyet ve takva ikliminden uzaklaştıkça biz de eleştirdiğimiz insanlara benzedik. Haddinden fazla şiddet, gayedeki hikmeti yok edermiş. Bir kavme olan kinimiz, bizi onlar hakkında adaletsizliğe sevk etmemeliydi. Üretmeden tüketmeyi, yan gelip yatmayı normalleştirdik. Helal-haram kavramlarını kendimize göre yorumlayıp günah defterimizi kabarttık. Elli yaş ve üstü kuşaklar İslamcılığın sermayesini hoyratça tüketti. Değişmez sabitelerimiz, asla taviz vermediğimiz ilkeleri şimdi kendimiz çiğniyoruz. Seyyid Kutup, Said Havva, Mevdudi, Hasan El Benna’nın çeviri eserleriyle yetinip o dinamikleri Türkiye ölçeğinde nasıl uyarlarızın fikri, siyasi, kültürel altyapısını oluşturamadığımız için İslamcılık hayalimiz de bitti. Refah Partisi dâvâ partisiydi, herkeste bir şuur vardı, aşk vardı. Bilgi ve donanım yine eksikti ama ihlas ve samimiyet sayesinde çaycımız bile arifti. İktidar bizi bozdu, iyi bir sınav veremedik. Ülkeye hizmet etmek için yola çıkmış kadroların içerisine iyi niyetli olmayanlar sızdı. Çürük elmalar sağlamlara zarar vermeye başladı. Uzlaşma, barış, güler yüz ve tatlı dil terk edilerek kavgacı, kutuplaştırıcı dil ve davranış ön plana çıktı. Biz böylesine bir dönüşüm yaşarken kutuplaşmanın surlarında gedikler açan bir dip dalgasının sesi duyulmaya başladı. Aman ya Rabbi! Yıllarca dine ve dindarlara zulüm yaptıklarını, millete ekmeği bile karne ile aldırdıklarını, camileri ahır yaptıklarını söylediğimiz zihniyetin muhafazakar kesime, samimi olmasalar da kapılarını araladığını, öte yandan bizim safımızda yer almış bir kısım çevrelerin de  bunlarla sarmaş-dolaş olduklarını gördük.

Tek partili yıllarda dedelerimiz, babalarımız Elif Ba öğrenirken ceberut tek partili iktidarın kolluk güçlerince zulme maruz kalıyordu. Şimdi Kur’an-ı Kerim’i tecvit kurallarıyla okuyan bir CHP’linin İstanbul›u yönetmesiyle karşı  karşıyayız. Ak Parti’nin terbiye ettiği, toplumun değerlerinin değişime zorladığı CHP, İstanbul kazanımını iktidara açılan bir yol olarak görmeye başladı. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemini bile sorgulayan, Erdoğan için “tek adam” diyerek referandum bile isteyen Kılıçdaroğlu’nun bu çıkışı, hayra alamet değil. Reisi Ak Parti’den koparmak isteyenler, bağımsız Cumhurbaşkanı tezini, yani eski Türkiye’ye dönmeyi savunuyorlar. Davutoğlu ve Babacan da öyle. Bindiler bir alamete, bakalım nereye kadar gidecekler..

Dipten gelen dalga birilerini batırırken kimleri muktedir yapar bilinmez. Şimdilik dalga yavaş ama geliyor. Kimileri devrim adına, kimileri de dâvâ uğruna kavga ederek bu günlere geldi. Bu günün insanı kavga, gürültü, kutuplaşma istemiyor. İvedi olarak iç barışa, kucaklayıcı evrensel bir dile ve güçlü ekonomiye ihtiyacımız var. Millet de gençlik de aş, iş, huzur ve güven istiyor. Ahlâk dibe vurmadan, İslami hassasiyet iyice zedelenmeden silkinmenin tam vaktidir. Son seçimdeki sert ideolojik jargon bizleri şiddetle sarstı. Mağduru bu milletin kucakladığını bile bile, hak etmediği halde İmamoğlu’na mağdur gömleğini kendi elimizle biz giydirdik. Beka” diyerek, “illet, zillet, çukur, Pontus” falan diyerek yürütülen politika iflas etti. Geldiğimiz yerleri, savunduğumuz değerleri, kazanımlarımızı düşünelim. Biz ne ara bu hale geldik? Yeniden silkinmez, köklü bir değişim ve reformları başlatmazsak, işimizin zor olduğunu hatırlatmak isterim.

 

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23