Soçi Zirvesi’nin sonuçları

18 Şubat 2019 Pazartesi

Suriye iç savaşının siyasi çözümüne yönelik bugüne kadar birçok görüşme yapıldı. Yapılan onca görüşme ve zirveden hiçbiri Suriye’de akan kanı durdurmaya yetmedi. Gelinen nokta itibarıyla Türkiye; Cerablus ve Afrin’de tam anlamıyla hakimiyeti sağladı ve bölgeyi emin hale getirdi. Sınırlarımızın yanı başında konuşlandırılan terör koridoru Türkiye’yi tehdit etmeye devam ediyor. Bu tehdidi bertaraf etmek ve ülkemizde misafir ettiğimiz 4 milyona yakın Suriyeli mülteciyi ülkelerine yeniden iskân etmek için Menbiç ve Fırat’ın doğusunun terörden arındırılması kaçınılmazdır. Peki, Suriye hakkında bugüne kadar uluslararası camiada ne gibi adımlar atıldı, Suriye zirveleri hangi kararlarla sonuçlandı? Cenevre’de görüşmeler yapıldı. Arkasından Türkiye, Rusya ve İran eliyle gelen ateşkes sağlandı. Sonrasında ise Türkiye, Rusya ve İran garantörlüğünde 30 Aralık 2016’da yürürlüğe giren ateşkesin ardından devam eden süreçte, Kazakistan’ın başkenti Astana’da barış görüşmelerine başlandı.

Dördüncüsü gerçekleşen Üçlü Zirve’de Türkiye, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın liderliğinde bir kez daha Suriye’nin istikrarı, terörün bitirilmesi ve mazlumların huzuru için büyük bir sorumluluk ortaya koydu. 

UMUTLAR KISMEN DE OLSA YEŞERDİ

Soçi’deki tarihi üçlü liderler zirvesinde, yine bölgenin kaderini etkileyecek kritik kararlar alındı. Umarız bu kez, akan kan durur ve bölgeye istikrar gelir. İdlib›de terör örgütlerine yönelik operasyonların yoğunlaştırılması noktasında Türkiye, Rusya ve İran’la mutabakata yakınlaştı. Güvenli bölge konusunda da Türkiye ve Rusya arasında nihayet yakınlaşma oldu gibi. Şimdilik Türkiye, Adana Mutabakatı çerçevesinde Şam rejimiyle (Esed’le)masada bir araya gelmeye yanaşmaz ise, Rusya ve İran’ın Esed’siz bir formüle yanaşmayacaklarını söyleyebiliriz. Bölgede İsrail’in güvenliği, ABD-Arap milleti yakınlaşması, PYD-YPG gibi meseleler henüz çözüme ulaşmış değil. Beşinci üçlü zirveye kadar olan sürede Ankara Şam arasında yeni kanalların açılması ihtimal dahilinde. Bilindiği üzere Cumhurbaşkanı Erdoğan güvenli bölgeye katkı sunmaları için Rusya ve İran›a çağrı yaptı. Güvenli bölgenin kurulması noktasında Ankara ile Moskova arasında bir yakınlaşma gerçekleşti. Hem Rusya hem de İran; Türkiye’nin güvenli bölge talebine ve sınırlarımızda gerçekleştirilen terör operasyonlarına duyarsız değiller. Zirvede üç lider de önemli açıklamalarda bulundu.

Önce Putin’in açıklamalarına bakalım

Putin dedi ki; “Suriye ile ilgili toplantılar ileride de yapılacaktır. Astana’da Mart sonunda bir toplantı yapılacak. Biz bölge ülkeleriyle yoğun temas içerisindeyiz. Suriye’de barışın sağlanması ve Suriye’nin yeniden ıslah edilmesi için olumlu koşullar sağlanmıştır. Suriye’de sadece siyasi yöntemlerle siyasi çözüm mümkün olabilir. Suriye’nin toprak bütünlüğünün sağlanması şarttır. Sadece Suriyeliler kendi geleceğini belirlemelidir.”

Putin’in bu açıklaması, Türkiye’nin bölgede terörle mücadelesine evet, ancak Suriye’nin geleceğinin inşasında müdahilliğine “hayır” anlamına gelir mi? Ya da müdahil olacak bir ülke varsa, o da benim mi demek istiyor?

Ruhani’nin açıklamalarından satır başları:

“Bugün çok faydalı, açık ve net bir toplantı oldu. Terörizmle mücadelenin gereğiyle ilgili vurgu yapıldı. Çatışmanın azaltılması ve garantör birliklerin bölgede olması geçici olacaktır. İdlib, Suriye’nin bir parçasıdır ve temizlenmesi lazım. Çok endişemiz var ve tedirginiz. Amerikalılar DEAŞ’ın bir kısmını Afganistan’a aktarıyor. Bu çok tehlikeli olabilir. Amerikalılar görünüşte çekilseler bile, aldığımız bilgilere göre Suriye’ye müdahaleye devam edecekler.”

Görüldüğü üzere İran’ın bir takım endişeleri var. DEAŞ’ın Afganistan’a aktarılması ve ABD’nin Suriye’den çekilme kararına inanmadıklarını, Suriye’ye müdahil olmaya devam edeceklerini ifade eden Ruhani, endişesinde haksız değil.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıklamalarından satır başları:

“34 yıldır terörle mücadele eden, on binlerce vatandaşını PKK terörüne kurban veren bir ülke olarak İranlı kardeşlerimizi anlıyoruz. Terörün sonu hezimettir. Suriye’de barış ve istikrar ortamının tesisi yönünde yürüttüğümüz çalışmaları gözden geçirdik. İdlib başta olmak üzere, Suriye’de ateşkesin sağlanması da ana gündemlerimizden biriydi. Suriye halkı özellikle İdlib›de hayata tutunmaya çalışan kardeşlerimiz yeterince acı çektiler. Ne İdlib›de ne de Suriye’nin başka bölgelerinde yeni insani krizler istemiyoruz. Türkiye, sahanın zorluğuna rağmen sükûnet için olağanüstü çaba harcamıştır. Rejimin ateşkese uyması yönündeki beklentilerimizi de mevkidaşlarıma ilettim. 

Görüşmede, ABD’nin Suriye’den çekilme kararını da değerlendirdik. Sayın Trump’ın aldığı karar gerçekleşmesi halinde son derece önemlidir. Çekilme sürecinin PYD ve DEAŞ’ın dolduracağı bir güç boşluğuna mahal vermemelidir. Güvenli bölge Türkiye’nin kontrolünde olmalıdır. Olmazsa bu demektir ki, bizim Türkiye olarak güvenliğimiz her an yine tehdit altında olmaya devam edecektir. İkincisi ise güvenli bölgenin PYD-YPG için bir tür koruma kalkanı olmasına müsaade edemeyiz. Bu konuda çok ama çok kararlıyız. Bunun bilinmesini istiyoruz. Burada tabii özellikle Suriye Kürtlerinin güvenliği için de buna ihtiyaç var. Fakat bizi üzen şey şu, ikide bir karşımıza Kürtler-Türkler meselesinin getirilmesidir. İkide bir Kürtlerin hukukundan bahsediyorlar. Kürtlerin hukukunu bugüne kadar YPG/PYD mi korudu? Neredeydi bu YPG/PYD?”

Erdoğan’ın; Soçi zirvesinin sonuçlarına yönelik açıklaması ve kaygıları, bizim de öteden beri dile getirdiğimiz tespitlerdir. Bölgeden ABD çekilecekse, onun boşluğunu asla PYD-YPG ve DEAŞ doldurmamalıdır. En önemlisi de güvenli bölge kesinlikle Türkiye’nin kontrolünde olmalıdır. Ne Türkiye’deki HDP-PKK terör örgütü Kürtlerin hukukunu savunmakta ve ne de Suriye’deki PYD-YPG.

 

Günün Özeti

YORUM YAZ

  • DingoDingo4 ay önce
    Ölüm korkusu ? Araba zırhlı mı ? Kargalar bile gülüyor !

Günün Özeti