• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Abdullah Şanlıdağ
Abdullah Şanlıdağ
TÜM YAZILARI
25 Şubat 2019

Gönül belediyeciliğine giderken…

Gönül Belediyeciliği kavramı tuttu. Halkın gönlüne hitap edebilir, kırılan kalbleri ve gönülleri onarabilirsek, ne ala…

Yerel seçimlere bir ay kala Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından ortaya koyulan “Gönül Belediyeciliği” bir proje olmaktan çıkarak uygulama alanı bulmaya başladı. Metropol il ve ilçedeki belediyelerle istişare edilerek Başkanların Gönül Belediyeciliği Projesine uygun hareket etmesi istenmeye başlandı. Yerel seçimlerin yaklaşması ile birlikte Ak Parti için bu projenin altı kuvvetlice çizildi. Zaten Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın öteden beri üzerine basa basa söylediği hususlardan biriydi bu. Ancak biraz gecikmeli bir proje oldu. Kısaca; belediye başkanları kazandıkları takdirde zamanlarının büyük bölümünü vatandaş ile geçirecekler. Kapıları ve telefonları kapanmayacak. Siyah plaka ve makam arabalarından uzak durulacak ve halktan kopuk bir görüntü oluşmasının önüne geçilecek. Vatandaş başkanlara istediği zaman ulaşabilecek ve vatandaşın sorunları dinlenecek. Randevuya gerek duymadan herkes sorunlarını başkana anlatabilecek. Sorunların çözülmesi için harekete geçilecek. Yardıma ihtiyacı olanlar bilinecek ve proje yapılacak. Yoksul vatandaşlara özel önem gösterilerek ihtiyaçları giderilecek. 

Vatandaşın elektrik ve su sıkıntıları, yollardaki çukurların kapatılması gibi alt yapı sorunları sorun olmaktan çıkarılacak. Hizmetlerle ilgili hiçbir şikâyet gelmeyecek, her sorun yerinde incelenecek. Başkanların gönüllere hitap etmesi, gönülleri alması, halkını kucaklaması, vatandaşın sorunlarını gidermesi, ihtiyaç sahiplerinin ihtiyacı nispetinde yardımcı olmasını beraberinde getirecek. Gerçekleşmesi durumunda güzel bir proje. Ancak bundan önce tez elden çözülmesi gereken sorunlar var. O sorunlar giderilmeden gönül belediyeciliğine ulaşmak hayal olabilir.

Seçimlere giderken, temel gıda maddelerindeki pahalılığı önlemek için tanzim satış mağazaları açtık. Biz; bereket kuyruğu derken, muhalefet kıtlık ve pahalılık kuyruğu dedi. Üretici ile tüketici arasında oluşan komisyoncuları ortadan kaldırmak ve halka daha ucuz temel gıda maddeleri sağlamak adına yaptık bunu. İyi güzel de; denetlemeyi kim yapacak. Tüketici ile üretici arasında adaletsizlik yapan komisyoncuyu denetlemek varken, pansuman tedbir sayılabilecek bu uygulamaya gerek var mıydı? Neyse.. Küreselci ekonomi politikalarının sonucudur bunlar ve biz iktidarımızda yeni bir model ortaya koyamadık. Devlet sanayicilik yapmaz, devlet ticaretle uğraşmaz, devlet bakkal, manav işletmez, devlet çiftçilik yapmaz. Diyerek birçok şeyi özelleştirdik. Oysa devlet halkının refahı ve mutluluğu için neden çiftçilik yapmasın, neden tarıma el atmasın?

Şimdi seçimlere giderken, halkın pahalılıktan yakınmalarına karşı acele tanzim satış mağazalarına yöneldik. Bu önlemler geçicidir, yüzeyseldir. Devletimiz seçimlerden hemen sonra veya şimdi ekonomiyi, tarım politikasını elden geçirmelidir. Yalnızca üretici ile tüketici arsındaki komisyonu azaltmakla kalmayalım, meselenin köklü çözümü nedir, ona bakalım. Üretimin gelişmesi için ne gerekiyorsa yapılmalıdır. 

Üretici doğrudan desteklenmedikçe fiyatların yükselişi önlenemez.

Tarıma, çiftçiye destek verilmeli, hayvancılık geliştirilmeli, ithal et projesi bitirilmelidir. Bugün nüfusumuz artmasına rağmen toplam nüfusun ancak % 5’i tarımla uğraşıyor. Tarımla uğraşana, köylüye, çiftçiye destek verilmelidir. Dağdaki çoban, üretici, besiciler bu işten bezerse, gün gelir kesecek kurbanlık hayvan bulamayız. İthal pahalı gübre, pahalı mazot, tohum kullanan çiftçinin derdi dinlenmelidir. Onların tek derdi; mazotun ve gübrenin pahalı olması ve gereken desteğin tam olarak sağlanmamasıdır. Soruna temel dinamiklerden yaklaşmalıdır.

Piyasa serbest bırakılmalıdır” sözü, Allah buyruğu değildir. Kapitalizmin temel taşlarından birisi olan bu doktrin bırakılmalıdır. Devlet, piyasaya ve ekonomiye müdahale etmemelidir. Etmezse, başkaları müdahale eder ve altında kalan vatandaş olur. “Piyasanın görünmez eli piyasayı düzenler” kuralını yıkmalıyız. Devletin görünen eli, piyasanın görünmez elinin üstünde olmalıdır. Türkiye gıda yönünden ve bütün yönlerden kendi kendisine yeten bir ülkedir. İthalatın nefes borusunun kesilmesi için üretimi hızlandırmamız ve doğru reçeteler uygulamamız gerekiyor. Çözüm ise, ne karma ekonomi, ne kapitalizm ve ne de sosyalizmdir. Ayağımızı yorganımıza göre uzatmalı, israftan kaçınmalı ve her şeyden önemlisi de faiz lobilerine, stokçulara fırsat verilmemelidir. Üretim… Üretim, üretim.

 

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23