• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Abdullah Şanlıdağ
Abdullah Şanlıdağ
TÜM YAZILARI
15 Nisan 2019

Gelişmelerin neresindeyiz?

Türkiye bir an önce seçim tartışmaları gündeminden çıkıp, bölgesel ve uluslararası gündem üzerinde yoğunlaşarak geleceğe ilişkin projeler geliştirilmelidir. Bugün artık Türkiye’nin sorunlarını konuşmak, masaya yatırmak ve çareler aramak vaktidir. Kısır döngü tartışmalarla ve sadece 2023’e odaklı düşünce ile bir yere varmamız mümkün değildir. Bizim dışımızdaki dünya akıl almaz, baş döndürücü hızla ilerliyor. Klasik paktlar ve göstermelik oluşumlar dağılıyor artık. Elini silaha sürmeyen küresel devler, petrolün, doğalgazın  ve enerjinin olduğu topraklarda vekalet savaşı yürütüyorlar. Nil’den Fırat’a kadar uzanan Siyonist bir projenin yanı sıra, buna hizmet edecek olan; Kuzey Irak’tan Akdeniz’e kadar uzanan koridorda Kürt tabanlı terör devleti kurmanın planları tükenmiş değil. Biz bu gelişmelerin tam ortasındayız. Bizim için PKK neyse PYD/YPG de odur. Lakin Amerika hâlâ “Türkiye Kürtleri (PYD’yi demek istiyor) vurmaya kalkarsa ekonomik olarak onları mahvederiz” tehdidine devam ediyor.

  Amerika ve Rusya ile ciddi pazarlıklar görüşülüyor. Biz S-400 füzesini  Rusya’dan alma konusunda kararlılık gösterdikçe ABD, öteden tehdit içeren kartlar açıyor sürekli.  S-400 alımından vazgeçsek, en kötü ihtimalle ne olur? NATO’ya ve müttefiklik ilişkilerimize zarar verebilir. Yani Türkiye NATO’nun ortak hava savunma sisteminin dışında kalabilir deniliyor. Mesela Kahramanmaraş ve Adana’da konuşlandırılan,  Suriye’den gelebilecek olası tehditlere karşı aktif hale getirilen hava savunma sisteminin devre dışı kalması söz konusu olabilir. Hiç mesele değil. Güvenliğimiz İtalyanların hava savunma sistemine endekslendiyse, yandı gülüm keten helva. Kötü komşu, insanı hacet sahibi eylermiş.   Başka? İnsansız hava uçaklarına kadar imal eden Türkiye, kendi hava savunma silahlarını da üretmelidir.

Çin-ABD gerilimi sürerken, kovboy Amerika, komşumuz İran’ın resmi ordusunu terör örgütü ilan ediyor. İran Devrim Muhafızları Ordusu (IRGC), İran Silahlı Kuvvetleri’ne bağlı kara, hava, deniz ve füze kuvvetleri bulunan büyük bir ordu olduğu halde, İslam Devrim Muhafızları Birliği’ni  bir terör örgütü olarak tanıdı. Yakında, aslında İran’ın kendisi de bir terör devletidir derse,  şaşırmayacağız. ABD’nin İran’a yönelik menfi tutumu 40 yıl öncesine dayanıyor. İran için sürekli yaptırım kararı uygulayan şeytan ABD, daha da ileri giderek; yaptırım kararına uymayan ve  İran ile ticaretini devam ettiren, diğer ülkeleri kapsayacak şekilde yaptırım kartını devreye sokacağını ilan etti. Neredeyse İran’ın petrol ihracatı sıfıra indirgendi. İran ise doğal ve haklı olarak, petrol ihraçlarının engellenmesi halinde kendisinin de diğer ülkelerin petrol ihracatını Basra Körfezi’nde keseceği uyarısında bulunuyor. Bu uyarı karşısında Trump yönetimi, Suudi ve Körfez ülkelerinin petrol ihracatlarını Hürmüz ve Mendeb boğazlarından yapabilmelerini sağlamayı amaçlıyor. Zaten dünya petrolünün yüzde 32’si Hürmüz, yüzde 8’i Babu’l Mendeb Boğazı’ndan taşınıyor. Buradan bir kriz çıkabilir… Enerji noktasında ne yazık ki dışa bağlıyız. Dolayısıyla İran bizim için önemli ve kilit bir ülke.

Türkiye karşıtı birçok ülke, başta İsrail olmak üzere, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki sondaj çalışmalarından rahatsızlık duyuyor. Türkiye’nin ayakta kalması ve bölgenin aktörü olmasını istemeyen şer güçleri, ekonomik ambargo ve itibarsızlaştırma silahı ile bizleri vurmak istiyorlar. Tüm bunlar yaşanırken ABD’nin desteklediği İsrail, Suudi Arabistan, Mısır, BAE ve  Ürdün arasında keyifli anlar yaşanıyor. Bakalım Arap kardeşlerimizle Amerikalı müttefikimiz ve dahi Kudüs düşmanları nasıl anlaşabilecekler?

Aslında bugün Sudan’ı değerlendirecektim. Hiçbir mesele birbirinden bağımsız değil. Gelişen her bir olay birbiriyle ilintili ve aynı merkezlerden yönetiliyor. Sudan’da 30 yıllık Ömer el-Beşir yönetimi sona erdi. Ülkenizi İslami ilkelerle yönetseniz dahi, eğer adaletiniz yoksa, halka güven veremiyorsanız, ekonomik olarak rahat değilseniz, düşünce ve fikir özgürlüğü yoksa, reformlara geçit vermiyorsanız, hepsinden de önemlisi; dünyadaki gelişmeleri iyi okuyup kendinizi buna göre konumlandıramıyorsanız, iktidarınızın uzun soluklu olması mümkün değildir. Ömer el-Beşir 1989’da askeri darbeyle iş başına gelmişti, şimdi ülkede büyüyen ekonomik kriz nedeniyle yine askeri darbeyle gitti. Aslında iktidar Sudan’da İhvan-ı Müslimin hareketi ile ortak çalıştı. Ancak ekonomik krizler, reformlara yönelmeme ve benzeri sebeplerin yanında petrol gelirini de kaybeden ülkede halk sokaklara taştı. Sudan Yüksek Askeri Konseyi yönetime el koydu. Ortadoğu’ya Arap Baharı gelemedi, bundan sonrasında da zor gelir. Mısır, Libya, Irak, Tunus derken Sudan da düştü. Bu bölgelerdeki hareketliliği, dalgayı basit bir dille ifade edemeyiz. Yönetimlerin çatırdamasında bölgenin kendi dinamikleri kadar, dış etkenlerin de etkili olduğunu unutmamak gerekiyor. Bu mesele sadece Ortadoğu meselesi değil,  dünyadaki tüm Müslümanların ortak meselesidir. 

 

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23