Terörün Sonundan Bölgesel Düzenin Başlangıcına
Milli İradenin Sesi Yeni Akit
Türkiye ve dünyadaki gelişmeleri yakından takip etmek için Google listenize Yeni Akit'i ekleyin.
Türkiye, “Terörsüz Türkiye” vizyonuyla tarihi ve stratejik bir dönüm noktasının eşiğindedir. Ancak bu süreç, sadece silahların susmasından ibaret sığ bir askeri başarı olarak okunamaz.
Av. Yurdal Kılıçer Demokratlar Platformu Genel Sekreteri
Asıl mesele, silahların sustuğu vasatta yeni bir düzenin nasıl kurulacağıdır. Önümüzdeki dönemin kilit anahtarı kurumsallaşma ve toplumsal sahiplenmedir. Güvenlik sahasında elde edilen başarılar toplumsal ve siyasi bir mimariyle taçlandırılmadığı sürece kalıcı olamaz. Terörsüz Türkiye’nin gerçek başarısı, dışarıdan ithal edilmiş hazır reçeteleri reddederek, kendi tarihinden, coğrafyasından ve köklü devlet tecrübesinden neşet eden yerli ve milli bir modele dönüşebilmesiyle ölçülecektir.
Son yirmi yılda yaşanan stratejik zihniyet devrimi, Türkiye’nin güvenlik anlayışını baştan aşağı yenilemiştir. Güvenliğini sadece kendi sınır çizgisi gerisinde arayan pasif devlet anlayışı geride kalmış, tehdidi kaynağında kurutan, diplomasi ile askeri caydırıcılığı eş zamanlı sahaya süren tam bağımsız bir irade hakim olmuştur. Bu doğrultuda PKK’nın silahlı varlığının tamamen sona erdirilmesi, yalnızca iç güvenliğimiz açısından bir sonuç değildir. Ankara’nın nihai hedefi sadece sınırı korumak değil, sınır ötesinde sürekli tehdit üreten bataklıkları kökten değiştirmektir. Böylece Türkiye, bölgesel gelişmelerin nesnesi olmaktan çıkıp denge kurucu asli bir özne haline gelmektedir.
Meseleye sadece güvenlik penceresinden bakmak, madalyonun diğer yüzündeki devasa jeoekonomik potansiyeli görmemek demektir. Terörün gerilemesi, güvenliğin somut ekonomik karşılığını üretir. Irak’ın kaynakları, Suriye’nin stratejik coğrafyası, Türkiye’nin devasa üretim gücü ve Avrupa pazarının ihtiyaçları aynı denklemde buluşacaktır. Ulaşım koridorlarından enerji nakil hatlarına kadar kurulacak yeni ekonomik ağ, Körfez’den Kafkasya’ya kadar geniş bir coğrafyaya refah taşıyacaktır. Vatandaşın hayatında yatırım, ticaret ve istihdam olarak karşılık bulan bu süreç, toplumsal sahiplenmeyi de en üst seviyeye çıkaracaktır.
Günün sonunda karşımızda tek bir hayati soru kalmaktadır: Terörün geride bıraktığı alanı kim ve ne dolduracak? Bölgeye sömürgeci güçlerin vekâlet savaşları ve dış müdahaleler mi yön verecek, yoksa Türkiye’nin öncülüğünde istikrar, ticaret ve kardeşlik hukuku mu hakim olacak? Terörsüz Türkiye’nin ikinci aşaması, Ankara’dan Bağdat’a, Erbil’den Şam’a ,Tahran’dan Körfez’e kadar karşılık bulacak “terör sonrası bölgesel düzen”in inşasıdır. Türkiye, kendi güvenliğini sağlarken komşularının kalkınmasına da öncülük ederek, güvenlik üreten bir devletten bölgesel jeostrateji, jeoekonomi düzen üreten küresel bir aktöre dönüşmektedir. Terörün sona ermesi nihai hedef değil, geleceğin jeopolitiğini yeniden yazan tarihi bir başlangıçtır.