“Sesini yükselt!..”
Ebu Cehil!..
“Cehaletin babası” anlamına gelen bu sıfatı, Peygamberimiz taktı.
Asıl adı Amr bin Hişam bin Mugire’dir.
Mekke’nin ileri gelenlerindendi. En soylu ve en asil insanı sayılıyordu.
Peygamberimizle hemen hemen aynı yaştaydı.
Çalmak, yalan söylemek, rüşvet, ihanet, zulüm onda ziyadesiyle mevcuttu.
Hayatı İslam ile mücadeleyle geçti.
Müslüman olanlara çok ağır işkenceler yaptı.
İslam’ın ilk şehidi Sümeyye’yi ve oğlu Ammar bin Yasir’i katleden de o’dur...
Hz. Muhammed’i hiç sevmezdi.
Her kabileden bir kişi seçip, peygamberimizin evine baskın yaparak, efendimizi şehid etme fikri ondan çıkmıştı.
Peygamberimiz onun için “Ümmetimin Firavunu” diyordu.
Bedir Savaşı’na komuta eden iki Kureyşli komutandan biriydi.
Bu savaşta Medineli kardeşler Muaz bin Amr ile birlikte Muavviz bin Afra (Afra annesinin adıdır) tarafından yaralanıp, öldü diye bırakıldı.
Peygamberimiz, Ebu Cehil’in akıbetini sorunca, Abdullah İbni Mes'ud Hazretleri, Ebu Cehil'i aramaya gittiğinde onu can çekişirken gördü.
Ebu Cehil, son nefesinde bile, "Ey koyun çobanı!.. diyerek Abdullah İbni Mes'ud Hazretleri’ni hor görecek kadar kibirliydi.
Savaşı Peygamberimizin kazandığını anlayınca;
"Muhammed'e söyle ki, şimdiye kadar onun düşmanıydım; şimdi düşmanlığım bir kat daha arttı!" demişti.
Bunlar Ebu Cehil’in, Abdullah İbni Mes'ud tarafından öldürmeden önceki son sözleriydi.
***
Abdullah İbn Ubeyy ibn Selûl!..
“Münafıkların Reisi” diye bilinir!..
Fitne ve iftira makinesi gibi çalışırdı.
Bedir Savaşı’ndan sonra Müslüman taklidi yapmaya başladı.
Sürekli Hz. Peygamberin yanında durur, fitneye çıkarmak için fırsat kollardı.
Göstermelik namaz kılardı.
Müslümanları hakir görür, onların aleyhinde çirkin sözler söylerdi.
Peygamberimizi küçük düşürmek, İslamiyet’in yükselişine mani olmak ve Müslümanlar arasında nifak çıkarmak için elinden gelen gayreti ömrü boyunca göstermekten geri durmadı.
Hakkında “Münafikûn” suresi nazil oldu.
Yahudiler ve Mekkeli müşriklerle beraber İslam karşıtı faaliyetlerde bulundu.
Uhud Savaşı’nda kendisi gibi münafık olan 300 adamı ile ordudan ayrılıp, savaşa katılmadı.
Beni Mustalik Gazvesi sonrasında Medine’ye dönüşte, düşürdüğü gerdanlığını aramak için ordunun gerisinde kalan Hz. Aişe validemiz hakkında uydurulan iftiranın baş tertipçisi ve yayıcısıydı.
“İftiranın büyüğünü üstlenen adam için en büyük azap vardır.” (Nur/11) Ayeti kerimesi ondan bahseder.
***
Ebu Cehil ile Abdullah ibn Ubeyy İbn Selûl, bütün bu kin ve nefrete rağmen günümüz kâfirleri ve münafıkları kadar alçalmamıştır diye düşünüyorum..
Neden mi?!..
Bildiğiniz gibi, ne zaman gündeme bir çocuk istismarı haberi düşse; anası-babası, cinsi-cibilliyeti beli olmayan bir güruh ortaya çıkıyor ve “İki Cihan Serveri” peygamberimiz Hz. Muhammed’e, validemiz Hz. Aişe ile olan evliliği üzerinden iftira atıp, hakaret ediyorlar.
En son,
Ak Parti’nin meclise getirdiği ve gelen baskılar sonrası komisyona geri çektiği “Erken yaşta evlilik” düzenlemesi tartışılırken, bu alçaklar iş başındaydı.
Ebu Cehil gibi bir kâfirin, Ubeyy İbn-i Selûl gibi bir münafığın herhangi bir anormallik görmediği söz konusu evlilik yüzünden Peygamber Efendimize sosyal medyada üzerinden hakaret ediyorlar. Ağıza alınmayacak en adi iftira ve hakaretleri peş peşe sıralıyorlar.
***
Peygamber Efendimizin nikâhı Mekke’de kıyıldığında, Hz. Aişe validemiz 9 yaşında olsa da, bildiğimiz anlamda fiili bir evlilik hayatı, Hicret’ten sonra Medine’de başladı.
9 yıl süren bu evliliğin sonunda Peygamberimiz vefat ettiğinde, Hz. Aişe validemiz 27 yaşındaydı. Bu durumda fiili evlilik başladığında Hz. Aişe validemiz 17 ila 18 yaşındaydı.
Aslında “modern kafirler” de bu gerçeğin farkında ama; adamların maksadı üzüm yemek değil, o yüzden bu iftirayı sık sık gündeme getiriyorlar…
Tabi bir de, 1400 yıldır hiçbir yerde duyulmamış bu iftiranın, laik cumhuriyet ile karşımıza çıkması da oldukça manidar!..
Atatürk’ü kanunla koruduğumuz ülkemizde, maalesef Allah’a, peygamberimize ve zevcesine küfür etmek, iftira atmak serbest.
Bu küfürlerin ardı arkasının kesilmemesinin nedeni ise, biz Müslümanların gerektiği şekilde topluca tavır koyamamasından kaynaklanıyor. Yalnız yürütülen mücadelelerden büyük sonuçlar elde etmek mümkün olmadığına göre, bu alçaklar böyle giderse bize daha çok küfür ederler.
***
“Yalnız” demişken, başımdan geçen bir hadiseyi anlatmak isterim!..
2012 yılında, 10 Kasım’la alakalı, Koç Holding’in verdiği; “Olmasaydın olmazdık” adlı ilanından sonra, gazetemiz Yeni Akit’te “Olmasaydın da olurduk 1881-1938” şeklinde ücret karşılığı bir reklam yayınlandı diye, hakkımda ceza davası açılmıştı.
Ben ve avukatım yapayalnız duruşma saatini beklerken, davacı taraf kalabalık bir şekilde duruşma salonu önünde yerini almıştı.
Oysa ilan gazetede yayımlandığında hatırı sayılır derecede destek mesajları almıştık.
Fakat kimse duruşmaya gelmeye tenezzül etmemişti.
Yalnız girdiğimiz davadan, beraat ile çıkmıştık ama...
Sonuç beraat olsada, yalnızlık kötüydü..
***
Bu davanın bir benzeri, hâlihazırda Akit Tv Sorumlu Müdürü Ali Özken kardeşimize açıldı.
Atatürk’ün ölüm yıldönümünde “Zulüm 1938’de son buldu” başlığıyla bir haber yayınlandı diye 4,5 yıl hapsi isteniyor.
Davaya onlarca şehrin barosu, sendika temsilcileri, Atatürkçü Düşünce Derneği, Emekli Subay Dernekleri, Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı ve İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü ile CHP’nin yanı sıra, ikisi cezaevinden olmak üzere 391 bireysel başvuru dilekçesi verildi.
Atatürk söz konusu olduğunda, Kemalistlerin nasıl organize hareket ettiğini görüp de takdir etmemek mümkün değil!..
Tabi mahut davada, adaleti tesisle yükümlü olan Küçükçekmece 5. Asliye Ceza Mahkemesi’nin ilk duruşma için 22 Şubat 2017’de, saat 09.05 geçeye gün vermesinin tevilini hukukçulara havale ediyorum.
***.
Velhasıl bizde durumlar böyle…
Atatürk kanunla korunduğu halde, sevenleri en küçük eleştiride yeri göğü inletirken,
Biz Müslümanlar, efendimize edilen hakaretlere karşı, “imanın en alt derecesi” olarak, “kalbimizle buğz ediyor muyuz?” o bile meçhul!..
***
Peki “Ne yapalım?” diyorsanız,
İşe, 22 Şubat 2017 saat 09.05 tarihini ajandanıza eklemekle başlayabilirsiniz… O gün için kimseye söz vermeyin…
Gerisi kolay..
Malcolm X’in de dediği gibi;
En azından “Sesinizi yükselt”ir, belki bir “Slogan at”arsınız!..
Niyetimiz hayır olunca, bakarsınız akıbetimiz de hayır olur İnşallah!..







