• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Zekeriya Say
Zekeriya Say
TÜM YAZILARI

Bugün başka şeyler konuşabilirdik…

06 Ağustos 2026
A


Zekeriya Say İletişim: [email protected]

Bugün başka şeyler konuşabilirdik…
ZEKERİYA SAY 

İlk Türk gazetesi, 1 Kasım 1831’de yayımlanan ‘Takvim-i Vekayi’ sayılır. 

Fransa’da ‘La Gazette’nin yayımlanmasından 200 yıl sonra, ‘padişah buyruğuyla’ yayın hayatına başlayan ‘Takvim-i Vekayi’den beklentisini açıklayan II. Mahmut;

“Bu gazete, kutsal şeriata ve devlet düzenine dokunmama şartıyla, benim iktidarıma çok yardımcı olacaktır” demiştir.

Gazetenin yayını 1860’a dek sürmüş, bu tarihte bütünüyle ‘Resmi Gazete’ye dönüştürülmüştür.

1879’da bir dizgi yanlışı yüzünden kapatılan, sonra yeniden açılsa da bir türlü dikiş tutturamayan Takvim-i Vekayi’nin ardından Agâh Efendi’nin 21 Ekim 1860’ta çıkardığı “Tercüman-ı Ahval” gerçek anlamda ilk Türk gazetesi sayılır.

“Tercüman-ı Ahval” de yeni gazetelerin ortaya çıkmasıyla yaşadığı tiraj kaybı, rekabet ve ekonomik zorluklar ile kurucusu Agâh Efendi’nin Avrupa’ya kaçmasıyla kapanmıştır.


Kimilerine göre o yıllar “sansür dönemi” olarak anılsa da…

Gazeteciler, akçeli iddialarla gündeme gelmemiştir.

Cumhuriyet döneminde ise Türk basını ve gazeteciler, “para karşılığı yayın, resmi/örtülü destek, yabancı kaynaklardan yardım veya rüşvet” iddialarıyla anılmıştır. 

İsmi bu tür akçeli işlerle karışan ilk kişi ise hiç kuşkusuz, ‘Genç Cumhuriyet’in “gözde” gazetecilerinden olan Yunus Nadi’dir.


Almanya’da çıkarılan bir yasayla, ülkeye dışarıdan her türlü mal girdisi yasaklandığı halde, “halı tüccarı” olan kayınbiraderi Sabur Sami için Alman Büyükelçiliği’ne başvuran Nadi, 


Almanya’ya halı ihraç etmek için “istisnai imtiyaz” talebinde bulunuyor ve Büyükelçilik bu talebi yerinde bulunca, Türkiye’de sadece Yunus Nadi için ithalat(!) izni çıkartılıyor.

Dönemin Alman Büyükelçisi Rudolf Nadolny, verdiği bu izin ile ilgili 22 Ekim 1924 tarihinde “gizli” ibareli bir yazı yazarak, Alman Dışişlerini şöyle bilgilendiriyor:

“Yunus Nadi’ye verilecek olan bu hizmet onun için kesinlikle maddî bir anlam

taşımaktadır, ancak bunun karşılığı politik olarak ödenecektir. Adı geçen kişi, şimdiden sağladığımız maddi imkâna karşılık, ‘buna’ hazır olduğu konusunda anlayış gösterdiğini belirtmektedir. Daha önce sözü edildiği gibi kendi isteğinin yerine getirilmesi durumunda hiç alışılmadık biçimde bize kolaylık göstereceğine işaret etmektedir”

Böylece…


Alman yanlısı olduğu için ismi “Yunus Nazi”ye çıkan Yunus Nadi, Almanya’dan ticari imtiyaz karşılığında politik destek sözü vermiş ve kalemini Almanlara kiralamıştır. 

Ayrıca, Fransa’dan da aylık ödeme aldığı yönünde iddialar gündeme getirilmiştir.

1950’lerde, Demokrat Parti iktidarında da “örtülü ödenek”ten birçok gazete, dergi ve gazeteciye “tesis masrafı, abone, borç, bağış” adı altında ödemeler yapıldığı öne sürülmüştür. 


Bu tür iddialar, “Besleme basın” eleştirilerinin dayanaklarını oluştursa da…

Medyanın “parayla imtihanı” vesayetin hüküm sürdüğü 90’lı yılların karanlığında ayyuka çıkmıştı. 

1990’ların sonlarında, gazete patronlarının hayali banka sahibi olmak, bankacıların hayali de güçlü medya kuruluşlarına sahip olmaktı…

Dönemin medya imparatorlarından Dinç Bilgin,

“Tüm rakiplerimin bankası vardı. Almaya mecburdum. Dönemin yöneticileri, beni bile bile batık bir bankaya önce ortak sonra sahip yaptı” demişti. 

Medyanın “4. Kuvvet” olduğu ve “Bu defa işi silahsız kuvvetler halletsin” manşetleri atarak, cuntacılardan rol çaldığı o dönemde Türkiye, mafya babaları ile samimi olan, lüks villarda yaşayan, Başbakanlara ana-avrat küfreden “gazeteciler(!)le tanıştı.

Bu isimler, milyon dolarlık transfer ücretleriyle kurum değiştirerek, adeta “para babası” haline geldi.

Muhafazakâr kesimin gönlünde bayraklaşan yazarlar, eserleriyle bereketlenen ömürlerine rağmen dünyada doğru dürüst bir eve bile sahip olamazken, Sol’un kısır kalemleri, aldıkları orantısız paralarla gününü gün etti….

Zırhlı evlerde oturanları, emlak ağasına dönenleri, denizde yat sefası sürenleri, Saraçhane’deki İBB binasının otoparkında emaneti elden teslim alanları, çikolata kutusunda gelen rüşvet parası karşılığında sipariş haber yazanları ve sarı zarflı gazetecileri saymıyorum bile…

Özetle…

Zamanında geçmiş günahların hesabı sorulsaydı, bugün başka şeyler konuşabilirdik…

 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23