--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Rahşan Ecevit üzerinden “mağdur” edebiyatı, tutmaz!

Zekeriya Say
Zekeriya Say

2 Mayıs 1999, Pazar günü.

Saat 15.20’de, Fazilet Partisi İstanbul Milletvekili Merve Kavakçı, türbanıyla Meclis Genel Kurulu Salonu`na geldi. 

Kavakçı, Salona girdiğinde, DSP ve Bakanlar Kurulu sıralarından, sıra kapaklarına vurmalar, gürültüler, homurtular geliyordu.

Bu gürültü, FP sıralarından gelen alkış ve tezahürat seslerini bastırıyordu.

 ***

 İlk o atladı.

Milli Savunma Bakanı Hikmet Sami Türk..

 “Bu kıyafetle Meclis`te bulunması tüzüğe aykırıdır” dedi.

 DSP sıralarından `çık dışarı` sesleri ve gürültüler yükseldi.

 Kocaeli Milletvekili Halil Çalık da “çık dışarı” diye öne atladı.

 DSP sıralarından gürültüler yükselmeye devam ediyordu..

 Başbakan Bülent Ecevit : “Sayın Başkan söz istiyorum!..” der demez,

 Milli Savunma Bakanı Hikmet Sami Türk de “söz istiyorum” dedi.

 Meclis Başkanı: “Ne hakkında söz istiyorsunuz?” diye sorunca, 

 “Tüzük hakkında söz istiyorum” dedi,Milli Savunma Bakanı Hikmet Sami Türk.

 Meclis Başkanı: “Benim burada görevim, içtüzüğün esasıdır” diyerek, söz vermedi.

 Milli Eğitim Bakanı Metin Bostancıoğlu: “Birisi sarıkla gelirse, bırakacak mısınız?

diyerek, tartışmaya katıldı.

 
 Milli Savunma Bakanı Hikmet Sami Türk: ”İçtüzük neyin giyileceğini gösteriyor, neyin giyilmeyeceğini göstermiyor.” diye bağırdı.

 (Bu kadar “tüzük” demesi, türbana olan “büzük” korkusundan olsa gerek)

 Meclis  Başkanı: “İçtüzük?!..” diye baktı manası, manasız..

 Milli Eğitim Bakanı Metin Bostancıoğlu: “Mayoyla gelebilir mi mayoyla?” diyerek,tartışmayı kendi seviyesine, yani bel altına çekmeye çalıştı.

  Meclis Başkanı: “Bana bağırma!..” dedi, hiddetle..

 Milli Eğitim Bakanı Metin Bostancıoğlu tekrar “Sayın Başkanım” dedi, pişkin bir edayla..

 Meclis Başkanı: (Bu işin ) “Hukuku neyse onu teklif ederim.” diyerek sert çıktı.

 Milli Savunma Bakanı Hikmet Sami Türk: “Söz istiyorum. Usul hakkında...”

 Meclis Başkanı: “Elbette ki, usul hakkında olacak.” (belki içinden “fosul olacak hali yok ya” demek istedi, kim bilir?) diyerek, zevzekliğe pirim vermedi.

 Başbakan Bülent Ecevit: “Bir dakika müsaade edin... Burada bir hükümet başkanı olarak önemli bir konuda söz istiyorum. Lütfen bunu dikkate alınız.” dedi.

 Milli Eğitim Bakanı Metin Bostancıoğlu: (Ecevit’i parmağıyla işaret ederek ) “Söz istiyor, söz... Hükümet başkanı olarak söz istiyor..” diyerek, sesini Meclis Başkanına duyurdu. 

 Peki, dedi Meclis Başkanı: “Hükümet başkanına söz vereyim.”

 ***

Başbakan Bülent Ecevit:

“Sayın Başkan, değerli milletvekilleri” diyerek konuşmasına başladı..

“Türkiye`de hanımların giyim kuşamına... (FP sıralarından “Yuuhhh” sesleri) Türkiye`de hanımların giyim kuşamına, başörtüsüne özel yaşamlarında hiç kimse karışmıyor.

Ancak, burası hiç kimsenin özel yaşam mekânı değildir. Burası, devletin en yüce kurumudur. (DSP sıralarından `bravo` sesleri, alkışlar)

Burada görev yapanlar, devletin kurallarına, geleneklerine uymak zorundadırlar. 

Burası, devlete meydan okunacak yer değildir.

(DSP sıralarından `Bravo` sesleri, alkışlar, yer yer böğürme ve hâllenme sesleri geliyordu)

 “Lütfen bu hanıma haddini bildiriniz!.” diyerek Merve Kavakçı’ya çevirdi öfkeden kan çanağına dönen gözlerini..

  DSP sıralarından gelen alkışlar, uğultular, FP sıralarından yükselen itirazları ne yazık ki bastırmıştı..

 Meclis Başkanı: “15 dakika ara veriyorum.” diyerek 18.40’ta kapattı oturumu.

 Oturumun kapanmasıyla, Merve Kavakçı, seçildiği halde önce milletvekilliğinden sonra da vatandaşlığından oluyordu..

 ***

17 yıl önceki bu konuşmalar, meclis tutanaklarından!..

 Şimdi gelelim 17 yıl sonra, bugüne!..

 15 Kasımda, Ankara Swiss Otel'de, Kıbrıs’ın 33. kuruluş yıldönümü için verilen resepsiyonda, Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar'ın korumaları "komutan gelecek" diyerek, 93 yaşındaki Rahşan Ecevit'i kapısı açık, hazır halde bekletilen asansöre korumalar eşliğinde bindirdiler diye, muhalif tayfa kıyameti kopardı..

 Genelkurmay nezaket gösterip,

Bu olayı, “Floşş Haber!” haber diye duyuran gazeteye “yanlış anlaşılma” var diyerek, açıklama yaptı.

 Genelkurmay Başkanlığı Basın ve Halkla İlişkiler Dairesi Başkanı Tuğgeneral Ertuğrulgazi Özkürkçü’nün açıklaması şöyle:

“Korumalar orada bulunan iki asansörden birini tutmuşlardır. O anda yandaki diğer asansör de müsait durumda olmasına rağmen, Rahşan Hanımefendi ve yanındakiler kapısı açık olan asansöre yönelmişlerdir. Koruma personeli kendilerine yandaki asansörün de müsait olduğunu, mümkünse o asansörü kullanmalarını söylemesine rağmen kendileri bunu duymamışlar ve asansöre girmişlerdir. Bunun üzerine koruma personeli, o kişilerin kim olduğunu bilmemesine rağmen,(doğal olarak) yaşlarına hürmeten hiçbir şey söylemeden onların yanlarına binmiş ve kendilerini yukarı kata çıkarmayı müteakip tekrar asansörü aşağıya indirmiştir.”

 Muhalefetin, üzerinde fırtınalar kopardığı olayın özeti bu..

 Genelkurmay’ın bu açıklamasına rağmen, gerek muhalif basın, gerekse muhalefet partililer açıklama üstüne açıklama yayınlayıp, hakaretin biri bitmeden diğerini sıralamaya devam ediyorlar.

 Neymiş efendim?

“Genelkurmay’ın gücü,  93 yaşındaki Rahşan Hanım'a yetiyor”muş!..

Yanılıyorsunuz bayım!

Gücü sivillere yeten Genelkurmay eskide kaldı..

Taaa 28 Şubat 1997’de, kısmen 27 Nisan 2007’de…

 Artık sivillerle hemhal olan bir ordumuz var!..

 Gücü de  tüm Türkiye düşmanlarına yetiyor, Hamdolsun..

 ***.

Sizin Genelkurmay’la olan karın ağrınızın nedenini biz biliyoruz!..

“Darbeye destek verip, Erdoğan’ı devirmedi” diye düşmanlığınız!..

 Alışacaksınız!..

Hulusi Akar darbeye karşı çıkacak, siz de “Mal mal bakacaksın”ız!..

 Madem karın ağrınız var..

 Kurtulmak istiyorsanız,  GATA’ya gidin.

Hem bakın sivillere de açıldı, artık..

GATA’ya gitmişken, İstediğiniz kadar “postal koklarsınız”

 “Göbeğini kaşıyan” dediğiniz halkı da orada göreceksiniz ama, idare ediniz!..

 Çünkü biz artık her yerdeyiz..

 Alışmalısınız bence!..

 ***

Neyse,

Rahşan Ecevit’in mağdur edilmesi hadisesine dönecek olursak;

 Belli ki, asansör hadisesi onları da ikna etmemiş olmalı ki, yedek bahane olarak;

“Rahşan Ecevit’in protokol masasına davet edilmemesini” öne sürdüler. .

Genelkurmay;

 “Gecenin organizasyonu KKTC Büyükelçiliğine aitti” diyerek, çamur atma heveslerini kursaklarında bırakmış.

Eh, onlar da;

“Ecevit’in kurtardığı(!) Kıbrıs”a kızamayacaklarına göre!...

 ***

Muhalefetin, bir bardak suda koparmaya çalıştığı bu fırtınayı anlamak gerçekten güç..

 Ne yapmış korumalar?

Rahşan Ecevit’i tanıyamamış!..

Masaları yumruklayarak, ıslıklarla, yuhalama sesleriyle resepsiyondan kapı dışarı mı ettiler?

Yok!

Asansöre bindi diye, “Vatandaşlıktan mı çıkardılar?”

Hayır!

Eee!..

 Korumalar Rahşan Hanımı tanımamış mış!..

İyi ki tanımamışlar!..

 O korumalar Rahşan Hanım’ı tanısalardı ne olurdu, hiç düşündünüz mü?

 Tanısalardı;

“Bülent Ecevit’e yazarkasa atan” esnafı hatırlarlardı.

Tanısalardı:

Ahmet Necdet Sezer’in, Ecevit’e Anayasa kitapçığı fırlattığını hatırlarlardı..

Tanısalardı:

“Ecevit düştüğünde, borsanın da düştüğünü” hatırlarlardı.

Tanısalardı:

Ecevit’e ‘androjen’ denen erkeklik hormonu verildiğini hatırlarlardı.

 Peki hatırlayınca ne olacaktı?

Güleceklerdi.

Gülseler daha da kötü ya..

 İşini özenle yapan korumalar, gayrı ciddi davranmış olacaktı..

Ayrıca,

“Rahşan Hanım’ı o halde görünce güldüler” diye, daha beter haber olacaklardı..

 ***

Velhasıl, bütün muhaleflerin psikolojisi bozuk, durumları vahim..

 “Hava bulutlu” desen,

“Bana ördek mi dedin?” diye yapışacak bir yaka arıyorlar!..

Zekeriya Say Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle