--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

“Oyun havasıyla başlayan diriliş!..”

Zekeriya Say
Zekeriya Say

Referanduma doğru son sürat gidiyoruz!..

Başbakan Binali Yıldırım, anayasa referandumu için;

“Muhtemelen Nisan ayının ilk yarısında, 20’sine kadar uygun bir tarihte yapılacak” dedi.

Süreç,  inşallah ülkemiz için hayırlara vesile olur!..

Bu arada referandumla yalnız “çift başlılık” ortadan kalkmayacak, bir milletin sekteye uğratılmış "kıyam"ı da tamamlanmış olacak!..

Şöyle ki:

Bundan 67 yıl önce, 10 Nisan 1950 yılında, İstanbul Radyosu’nda oyun havaları çaldığı esnada yayın aniden kesilir ve “Eski Genelkurmay Başkanı Fevzi Çakmak vefat etmiştir.” anonsu yapılır.

Duyurunun ardından, oyun havalarına kaldığı yerden devam edilir.

Bu densizlik özellikle muhafazakâr gençlerin çok ağrına gider.

10 binlerce genç Harbiye’deki Radyoevi’nin önünde toplanır ve mahut rezaleti protesto eder.

Zira hükümetin emrindeki radyo,

Mareşal Fevzi Çakmak’a gerekli tazimi ve hürmeti göstermemiştir.

İki gün sonraki cenaze töreninde ise, yüz binlerce vatan evladı;

Askerlerin omuzundan aldıkları merhum Çakmak’ın tabutunu;

TaksimKaraköyTürbe ve Beyazıt üzerinden, Eyüp Mezarlığı’na kadar, üzerinde Kâbe örtüsünden bir parça olduğu halde, “tekbirler” eşliğinde tam 8 saat boyunca ellerinin üzerinde taşırlar.

Ezan’ın Türkçe okunduğu o meş’um günlerde, iki müezzin de minareye çıkar ve  “Allah-ü Ekber” nidalarıyla ezanı aslına uygun şekilde okurlar.

Tabi tüm bunlar yaşanırken bir kısım genç “şeriat” bahanesiyle dipçik darbelerine maruz kalır, kimileri de tutuklanır.

İnançlı gençlerin inisiyatifi ele aldığı bu tören;

14 Mayıs 1950 seçimlerinde CHP’nin ağır yenilgiye uğramasının en önemli nedenlerinden biri olur.

Bu vesileyle CHP’nin tek parti diktası son bulur.

Baskıya, zulme, açlığa, hatta inançlarının kısıtlanmasına dahi “gık”ını çıkarmayan halkın sabrını; 

Biricik “Mareşal”lerine yapılan bu saygısızlık taşırmıştır.

Millet, çirkefliğin bu denlisine sessiz kalmayarak, baskıcı müesses nizamı bir süreliğine de olsa altüst etmeyi başarır..

Üstat Necip Fazıl’ın “Gençliğe Hitabe”sinde tarif ettiği;

"Kim var?" diye seslenilince, sağına ve soluna bakınmadan fert fert "ben varım!" cevabını verebilen o şuurlu gençlerin bu eylemiyle Adnan Menderes iktidara gelse de,

sonu malum…

27 Mayıs'ta başlayan ve önü bir türlü alınamayan darbelere, maalesef 15 Temmuz’a kadar geldik..

Sekiz saat boyunca “Mareşal”in mukaddes naaşını omuzlarında taşıyan o gençlerin torunları, 15 Temmuz kalkışmasını yaklaşık 8 saatte akamete uğratmış, darbeler tarihine yeni bir halka eklenmesinin önüne böylece geçmiştir.

***

Kaderin cilvesi olsa gerek;

Yine bir Nisan ayında, 

Bu sefer de Türkiye’nin prangalarından kurtulup-kurtulmayacağını oylayacağız!..

Koalisyonların son bulduğu, otel odalarında vekil pazarlıklarının yapılmadığı, erken kalkanın darbeye kalkışmadığı müreffeh bir “Yeni Türkiye”nin inşasının ilk adımını hep birlikte atıyoruz…

Süreç oldukça çetin!.. 

Bilindiği gibi meclisteki oylamalar; ısırıklar, arkadan atılan yumruklarlar, kürsüde yapılan kelepçe şovları arasında geçti.

Bu arada; 

Referandum tarihi henüz netleşmeden, oyların rengi de belli olmaya başladı!..

 “HAYIR”cı tayfanın başını, 15 Temmuz gecesi marketlere ve ATM’lere koşanlar çekiyor.

“EVET” diyenler ise ekseriyetle, ellerindeki bayraklarla tankları durduran, vesayetin her türlüsüne geçit vermeyenler.

“HAYIR”cılar;

 “Atatürk’ün kurduğu rejimi yıkacaklar” tezviratlarıyla bel altı vuruşlarına start verdiler.

"Atatürk” ismi hâlâ geniş bir kitlenin kırmızıçizgisi, yumuşak karnı.

Bu yüzden, CHP'liler ve Ulusalcılar, kampanyalarını bu “algı” üzerine oturtmuş durumda…

Tabi bir de varsa yoksa "Tek adam!" söylemi...

Öte yandan;

Sonucu “EVET” çıkan anketlerde, yüzde 10 gibi büyük bir fark görünse de, muhtemel yol kazası riskine karşı önlem alınmalı.

Rehavete kapılıp, gevşek davranılmamalı.

Hem,

Önemli olan siyasilerin değil, vatandaşın ne anladığıdır!..

Çünkü Türkiye'nin "referandum" geçmişinde bunun ilginç örnekleri mevcut.

Bu durumla alakalı, Mehmet Barlas’ın yıllar önce aktardığı bir anekdotla yazımızı noktalayalım:

1982 Anayasa referandumu ile birlikte, Demirel'in siyasi olarak yasaklanması da halkoyuna sunulur..

Mahut referandum yüzde 92 "evet" oyu ile sonuçlanınca,

Süleyman Demirel, doğum yeri olan İslamköy'den gelen bir mektubu Barlas’ın da aralarında olduğu gazetecilere gösterir..

Mektupta özetle şöyle denilmektedir...

“-Sayın liderim.. Komünistlerin bütün menfi propagandasına rağmen, İslamköy'de de, referandum yüzde 92 oranı ile kazanılmıştır..”

Demirel mektubu gösterip;

"Bu adam ya durumu anlamamış, ya da benimle alay ediyor" der.

 Evet!..

Ak Partililer ve MHP’liler, gerekçelerini özellikle sade ve anlaşılır bir biçimde halka ifade etmeliler.

Tabi, “algı operasyonları” ile oluşturulmaya çalışılan kafa karışıklıklarının da önüne geçilmesi gerekiyor.

Bu süreçte en önemli görev ise, hiç şüphesiz “muhafazakâr gençliğe” düşmektedir.

Liderlerinin bir daha idam edilmemesi, ya da vefat ettiğinde arkasından oyun havalarının çalınmamasını istiyorlarsa “EVET” için dur-durak bilmeden çalışmalılar.

İşe de,

15 Temmuz’un ardından katlanıp, kaldırılan tüm ay yıldızlı bayrakları raflardan indirmeyle başlamalılar.

Bu bilinçle, İnşallah;

“Müteyakkız olalım, müteyakkız kalalım!..”

Zekeriya Say Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle