--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

FETÖ'nün müttefiki NATO!..

Zekeriya Say
Zekeriya Say

15 Temmuz’da Cumhurbaşkanı Erdoğan’a kaldığı otelde suikast girişiminde bulunan 37 darbeci hakkında Muğla Cumhuriyet Başsavcılığı iddianamesini tamamladı.

Fethullah Gülen’in örgüt lideri olarak yer aldığı İddianamede 44'ü tutuklu, 3'ü de aranan toplam 47 şüpheli var.

İddianamedeki en dikkat çekici detay, şüphelilerden M.Ö’nün yazdığı ve kendi koğuşundan başka bir koğuşa göndermeye çalışılırken ele geçirilen notta ki;

"15 Temmuz'un bir son değil bir başlangıç olduğuna inanıyoruz. (…) Maç 90 dk. henüz bitmedi" şeklinde ifadeler.

***

Bu not karşımıza çıkan ilk şifreli mesaj değil elbet. Daha önce de bir çok örneğiyle karşılaşmıştık.

Fethullah Gülen’in oturduğu koltuktan kalkıp diğerine geçmesi, CNN’e verdiği röportajda görülen Diyarbakır’daki 4 ayaklı minare panosu, kapatılan Mevlana Üniversitesi'nin twitter hesabından; "14Ağustos’ta görüşmek üzere..” şeklinde tweet atılması, Hz. Yusuf'un Silivri Cezaevine gidip tutuklu FETÖ’cülere namaz kıldırdığı iddiası gibi  bir sürü örneği sıralayabiliriz.

"Maç 90 dk. henüz bitmedi.”notuyla, tutuklu FETÖ’cülere kuşkusuz "darbe daha bitmedi" mesajı verilmek istenmiş.

Bu notun diğerlerinden farkı,  el altından ulaştırmaya çalışan kişinin asker oluşu.

Darbecilerin, hükümetin kararlı mücadelesi sonucu görevden el çektirilen ve tutuklanan on binlerce haşhaşiye rağmen hâlâ ümitvâr oldukları anlaşılıyor.

Tutuklu FETÖ’cülere bu denli büyük çapta bir ümidi verebilecek yapı olsa olsa AB ve NATO’dur.

Zaten FETÖ’cülerin, NATO ve AB ile olan  iltisakları da sır değil!..

Hatırlarsınız, 15 Temmuz darbe girişiminden sonra TSK’dan ihraç edilen ve hakkında yakalama kararı bulunanTümamiral Mustafa Zeki Uğurlu'nun, 26 Temmuz’da, üniformalı bir şekilde NATO toplantısına katıldığı ortaya çıkmıştı.

Fethullah Gülen’in, darbe sonrası Mısır televizyonuna yaptığı; "Batı, Türkiye'ye müdahale etsin, AK Parti hükümetini düşürsün" çağırısındaki “Batı”, dört ana yönden biri olan değil, direkt AB ve NATO’nun kendisiydi.

Tabi villasını FETÖ’cülere, ruhunu Avrupalılara satan casusluk firarisi Can Dündar da benzer bir çağrı yapmış;

Alman televizyonunda,  batılı ülkelere "Türkiye'ye müdahale edin" diye yalvarmıştı.

Ayrıca, Rus uçağının FETÖ’cü pilotlar tarafından düşürülmesi de bu kirli ittifakın bir organizasyonu olduğu netleşmişti.

Rus jetinin düşürülmesiyle bir taşla iki kuş vuran FETÖ’cüler; 

Rusya’nın tehdit haline gelmesiyle TSK’yı, NATO’ya daha fazla yaklaşmak nmecburiyetinde bırakırken,

Ekonomik ve siyasi açıdan en parlak çağını yaşayan Türkiye- Rusya ilişkilerini de akamete uğratmıştı.

Bu örnekleri,

NATO üyelerinin gönderdiği patriotları, PKK’ya yönelik operasyonlar sonrası geri çekmesi ve son olarak Almanya’nın silah ambargosu ile çoğaltmak mümkün.

***

57 yıldır kapısında beklediğimiz AB’nin yerine, farklı bir arayış içine girmemiz gerektiği fikrini ortaya atan ilk kişi dönemin MGK Genel Sekreteri Orgeneral Tuncer Kılınç’tı.

Kılınç, 7 Mart 2002’de, Harp Akademileri Komutanlığı'nın düzenlediği bir sempozyumda, şahsi görüşü olduğunu belirttikten sonra:

“Türkiye’nin; AB dışında, Rusya ve İran'la yeni arayışa girmesi gerektiğini söyledi” diye yoğun bir linçe tabi tutulmuştu.

Cemaziyelevvelini yakından bildiğimiz Tuncer Kılınç, biz muhafazakârlar için matah bir adam değil. 

Fakat dönemin Genelkurmay Başkanı Hüseyin Kıvrıkoğlu’nun eleştirilerine rağmen bu sözleri açıkça söyleyebilmiş olması da, takdire şayan.

Kılınç’ın bu sözleri o dönem sadece kartel gazeteleri tarafından eleştirilirken, sanık olarak tutuksuz yargılandığı ve 13 yıl hapis cezasına çarptırıldığı Ergenekon sürecinde, FETÖ’ye ait gazeteler tarafından tekrar gündeme getirilmiş, paşanın üzerinden adeta silindir gibi geçilmişti.

Gülen’in adamları tarafından, “Avrasyacılar” diye isimlendirilen Balyoz ve Ergenekon sanıklarının ordudan tasfiye edilmesiyle,  TSK’daki NATO ittifakını destekleyen FETÖ’cülere kadroların önü açılmıştı.

Böylece, komuta kademesi, Batı'da eğitim almış FETÖ’cü subaylar tarafından doldurulmuş, 15 Temmuz’da aktif rol alan darbecilere tüm kapılar açılmıştı.

(Bu arada “Avrasyacı, Ulusalcı” dedikleri MGK eski Genel Sekreteri Orgeneral Tuncer Kılınç’ın, 12 Kasım 2014’te CHP'ye katıldığını belirtmekte fayda var.)

***

FETÖ’cüler, NATO’cularla sıkı-fıkı olurken, Türkiye ise AB ve NATO ile yaşadığı sıkıntıları bir türlü aşamamıştı.

Haliyle;

AB ile ilişkilerin kopma noktasına geldiği şu günlerde, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın; Şangay Beşlisi’ne dâhil olma yönündeki açıklamaları yerli ve yabancı basında oldukça çok konuşuldu.

Bildiğiniz gibi, geçtiğimiz hafta gerçekleştirdiği Özbekistan seyahati sonrası, dönüş yolculuğunda uçakta gazetecilere açıklama yapan Erdoğan; “Şanghay Beşlisi içerisinde Türkiye niye olmasın?” demişti.

Erdoğan’ın bu açıklamasına, Şangay Beşlisi üyeleri jestle karşılık vermiş, ilk kez dışarıdan birini, Türkiye’yi;Enerji Kulübünün 2017 dönem başkanlığına getirmişlerdi.

Tabi Erdoğan’ın bu açıklamasından 5 gün sonra, hukuki bağlayıcılığı olmasa da, Avrupa Parlamentosunun yaptığı oylamada, Türkiye ile müzakerelerin dondurulması kararının çıktığını hatırlatmakta fayda var.

***

Aslında Cumhurbaşkanı Erdoğan, Şangay Örgütü’ne katılma niyetini ilk kez 19 Kasım’da, uçaktaki söyleşide dile getirmedi.

18 Temmuz 2012’de, katıldığı bir televizyon programında, Rusya lideri Putin’le aralarında bir latife olarak, Şangay İşbirliği Örgütü’ne üyeliğin gündeme geldiğini söylemişti.

Ardından, 22 Kasım 2013’te St. Petersburg'da gerçekleşen 4. Türkiye Rusya Üst Düzey İşbirliği Konseyi Toplantısı sonrası düzenlenen ortak basın toplantısına Başbakan sıfatı ile katılan Erdoğan,  bu sefer ciddi bir şekilde Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'e;

"Şangay İşbirliği Teşkilatı'na gelin Türkiye'yi alın. Bizi de bu sıkıntıdan kurtarın" demişti.

***

18 Temmuz 2012 tarihi, Erdoğan her ne kadar “latife”dese de, suikastçı askerin de dediği gibi FETÖ’cüler için “90 dk”lık ihanetin başlama vuruşuydu.

Şangay Beşlisi’ne üyelik fikri Erdoğan’ın dilinden döküldüğü anda, FETÖ’ye ait gazeteler uyarı kılıfıyla aba altından sopa göstermeye başlamıştı.

“AB’den öteye yol mu var?” başlıklarıyla yayınladıkları haberlerde;

“Her şeyden önce Türkiye’nin Batı birliğiyle göbek bağı AB değil NATO’dur. Biz AB’den önce NATO’dan dolayı Batılıyız. Askeri idmanlarımız, savunma konseptlerimiz hepsi NATO’dan kaynaklı.” çıklamalarıyla, NATO ile olan inorganik bağlarını deşifre ediyorlardı.

Eğer ortada FETÖ ile bir ittifakları olmasaydı, darbenin hemen ardından, arandığı halde Tümamiral Uğurlu, NATO’nun toplantısına katılma cesaretini kendinde bulabilir miydi?

Ya da Fethullah Gülen ile Can Dündar’ın “Türkiye’ye müdahale edin” sözleri, kendiliğinden yapılmış alelade bir çağrı mıdır?

Hayır; tabi ki!..

Elbette bu gizli ittifakın verdiği cesaretle yapılmış çağrılardır.

Bu nedenle, AB ve NATO ile yürütülecek ilişkilerde, bin düşünüp bir karar verilmeli ve bunlardan gelebilecek olası ihanetlere karşı daima uyanık olunmalı,  diye düşünüyorum!..

Zekeriya Say Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle