“Ayşenur Arslan gazeteciliği sahiden bırakmış!..”
Geçtiğimiz hafta vefatının birinci yılında hayırla yâd ettiğimiz Hasan Karakaya bizim mahallenin, yani muhafazakâr basının tescilli “ağabey”iydi. Herkes onu kendi öz ağabeyi gibi sever, sayardı.
Tabi bir de “karşı mahalle” var.
“Ağa babaları” ile meşhur o mahallenin “ağabeyi” kimdir? bilinmez ama, onların ünlü bir “abla”ları var.
Hani şu;
Hüsnü Mahalli’nin “Devlet büyüklerine hakaretten tutuklanma”sını gerekçe göstererek 16 Aralık’ta Halk Tv’de yaptığı “Medya Mahallesi” programını bitirerek gazeteciliği bırakan Ayşenur Arslan var ya, işte o…
“Medya Mahallesinin Ablası” olarak bilinen Arslan;
“Gerçekten artık mış gibi yapamayacağım.
Hüsnü içerideyken gazetecilik yapamayacağım” diyerek, güya gazeteciliği bırakmıştı.
Dayanamamış!...
Sözlerinin üzerinden henüz 20 gün geçtikten sonra, yeniden yazmaya başlamış..
Yazısını gördüğümde;
“Sözünde duramadı, tükürdüğünü yaladı” diyecek gibi oldum ama…
Yazdıklarına göz gezdirdiğimde, durumun düşündüğümden farklı olduğunu gördüm!..
Çünkü;
Arslan, gazetecilik yapmak için değil, resmen provokatörlük yapıp, yandaşlarını muhtemel bir isyana hazırlama görevini üstlenmiş.
Tamam;
“Sözünde durmamak münafıklık alametidir..” ama Arslan, yazısı ile de nifak çıkarmayı amaçlamış...
Arslan;
14 yıllık Ak parti iktidarını “uzun bir gece”ye benzettiği yazısında;
“Gece uzun sürdüğüne göre sabahın artık yakınlaşması beklenir. Ama toplumsal olaylarda iradi müdahale yoksa, beklenen güneş hiç doğmayabilir.” diyerek,
Toplumun harekete geçmesi gerektiğini söylüyor..
Güya;
Emek örgütlerinin mücadeleye katılmasıyla;
Bitmeyen Ak parti gecelerini(!) hep birlikte dağıtacaklar!...
Arslan yazısının sonunda;
“Tek hücreli organizmaların bile kendini savunma, hayatta kalma içgüdüsü vardır. Koskoca bir toplum kendisini korumak için hiçbir şey yapmayacak mı?” diyor..
“Emek örgütleri” dediği ne idüğü belirsiz marjinal grupları “tek hücre”de toplamayı başaramayacağını bildiğinden, onları organize bir şekilde “iradi müdahalye”, yani iktidarı alaşağı etmeye çağırıyor..
Arslan'ın “TERLİKSİ HAYVAN” metaforuna ise bayıldım!..
Ayşenur Arslan, içerisinde yaşadığı mahalleyi oluşturan “amip”leri daha iyi betimleyemezdi..
Yalnız,
2016’nın son günlerinde;
Denizli'de “silahla basit yaralamaya teşebbüs” suçundan yargılanan bir annenin, oğluna “terlik” fırlattığını hatırlatmak durumundayım…
Öyle ya,
Bütün mesajların “subliminal” olarak bilinçaltlarına verildiği son yıllarda, Arslan’ın “amip” diyerek genelleme yapmak yerine, “terliksi” demesi doğrusu bana çok manidar geldi.
“İradi müdahale”ye davetiye çıkaran Ayşenur Arslan’ın;
“Silahlanın ve sokağa çıkın” diyecek hali yok ya…
“Abla”mız;
“Terlik” demiş.. “Hücre” demiş..
Daha ne desin?..
“Arife tarif gerekmez” diye bir atasözümüz olduğunu hatırlatmaya gerek yok sanırım!..
***
O dönem Star Haber Genel Yayın Yönetmeni olan Ayşenur Arslan;
bundan 14 yıl önce Zaman’dan Nuriye AKMAN’a verdiği bir röportajda;
“Medya pavyonunun bakiresiyim” demiş.
İtalyan Dili ve Edebiyatı mezunu olan Arslan, gazeteciliğe 1974’te TRT’de muhabir olarak başlamış. 8 yıl sonra Güneş Gazetesi’nde Haber Müdürü’lüğü yaptıktan sonra, Nokta Dergisi’nde ve Söz Gazetesi’nde çalışmış. Arkadaşlarıyla birlikte reklam ajansı kurup, Türkiye’nin ilk yerel dergisini hazırlamış.
Bir ara “Cinsel Bilgiler Ansiklopedisi’ne İtalyanca çeviri yapmış. Cumhuriyet Gazetesi’nde bir yıl çalıştıktan sonra Star TV’ye, ardından ATV’ye geçmiş. Burada 8 yıl çalıştıktan sonra tekrar Star TV’de ardından CNN Türk’e, oradan kovulduktan sonra da Sokak Tv’de ve son olarak Halk Tv’de çalışmış..
Sürekli masa değiştiren konsomatrisler gibi, sık sık gazete ve televizyon değiştiren Ayşenur Arslan’ın kendini “Pavyondaki bakire”ye benzetmesi boşuna değilmiş!..
Arslan’ın bu kadar işyeri değiştirdikten sonra kendisine “bakire” demesine Nuriye Akman da şaşırmış olmalı ki;
“Demek kendini her şeye rağmen medyada “Bakire” sayıyorsun? “ sorusunu sorma ihtiyacı duymuş..
Arslan da;
“En azından öyle hissediyorum. Her türlü çirkin ilişki dönüyor. Sen orada bakire kalmaya çalışıyorsun. Ama pavyonu saran yoğun sigara dumanı, alkol kokuları üstüne siniyor. Geçip, orada dolaşırken üzerine birtakım eller değiyor, kirleniyorsun. Her ne kadar bakireysen de tertemiz kalamıyorsun.” demiş..
Gerçekten de dediği gibi olmuş..
Aradan 1 buçuk sene gibi kısa bir zaman geçtikten sonra Radikal’de yayınlanan bir yazıda, Tarık Demirkan;
Ayşenur Arslan’ın kendisini 'kirli haber” yapmaya zorladığını, bunu reddedince de;
“Ben mi yapacağım! Siz temiz prenslersiniz de ben mahallenin o... muyum!” diyerek ortalığı ayağa kaldırdığını yazıyordu..
Belli ki Ayşenur Arslan;
“Medya mahallesinin bakiresi” değildi artık!..
Kirlenmişti..
Yada kirlendiğini fak etmişti..
***
Eşinden şiddet gören..
İlk evliliğinden 8 ay sonra..
İkincisinden ise, oğlu 6 yaşındayken ayrılan Ayşenur Arslan;
İlk bakışta savunmasız, zavallı bir kadın profili çizse de, durum sanıldığı gibi değil..
Zira Arslan;
Hem annesi hem de babası MİT mensubu olan özel bir ailenin çocuğuydu.
İşin diğer bir ilginç yanı ise,
O dönem eğitimi ve donatımı CIA tarafından sağlanan MİT’in bünyesindeki iki personelin çocuğu olan Ayşenur Arslan’ın “solcu” oluşu..
68 kuşağına mensup bir solcu olmakla övünen Ayşenur Arslan, genellikle Aydın Doğan, Dinç Bilgin, Cem Uzan gibi “kapitalist” patronlara ait medya şirketlerinde çalışmış...
Bir dönem;
“Haber alanında en fazla para kazanan kadınlardan biri olmasıyla”,
Arslan’ın nasıl bir solcu olduğunu yeterince özetledik sanırım..
***
Görüldüğü gibi;
Anne ve babası MİTçi olan Arslan, kıyafet değiştirir gibi gazete-tv değiştirmiş…
Son olarak,
“Gazeteciliği bıraktım” dedikten 20 gün sonra Majinal Sol Örgütlere yakın bir gazetede tekrar yazı yazması,
Arslan’ın geçmişte yaşadığı “gel-git”lerin bugünkü bir yansıması gibi.
Hele,
İlk yazısını “İradi müdahale” ana fikri üzerine oturtması…
Doğrusunu söylemek gerekirse, bunu “salt gazetecilik aşkı”yla izah etmek mümkün değil..
Bu durumda Ayşenur Arslan;
Bilerek veya bilmeyerek bir operasyonun parçası olmuş gibi görünüyor.
***
Bildiğiniz gibi;
PKK ve DAEŞ son dönemlerde saldırılarını “seküler” çevrelere yöneltmiş durumda.
Beşiktaş’taki kanlı saldırının şoku atlatılmadan, yılbaşı gecesi Reina saldırısı, ardından İzmir adliyesi…
Reina saldırısının faili henüz yakalanamadı ama,
Saldırıyı “DEAŞ” üstlendi.
Uzmanlar CIA’nın olayda parmağı olduğunu iddia ediyorlar.
Biz bunları tartışırken,
ABD'li general Wesley Clark “DEAŞ'ı biz kurduk” itirafında bulundu.
Üst aklın ve emrindeki taşeron örgütlerin;
Türkiye’de olası bir iç savaşın fitilinin ateşlemek istedikleri gün gibi ortada.
Tüm bu yaşananların üzerine;
“Partili Cumhurbaşkanı”nın önünü açan Anayasa Değişikliği teklifinin bugün mecliste görüşülecek olması nedeniyle,
CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’nun;
“Pazartesi açın televizyonları iyi izleyin ve pazartesiden sonra Meclis’teki mücadelemizi göreceksiniz.” Tehdidini de eklersek…
Türkiye üzerine oynanan oyunları daha iyi görebiliriz diye düşünüyorum..
***
Madem yazıyı Ayşenur Arslan’ın üzerine bina ettik, onunla bitirelim..
Evet, evet..
Arslan kesinlikle gazeteciliği bırakmış!..
Madem “iradi müdahale” çağrılarıyla bazı mahfilleri harekete geçmeye davet ediyor,
Savcılarımız da harekete geçip, "abla"mıza;
Bu “iradi müdahale”nin aslı-astarı nedir? Ne değildir? sorsa diyorum!..







