AKUT’u kurtarmak!..
Dört gün önce Anadolu Ajansı'ndan geçen ve maalesef çok az gazetenin gördüğü haberde; Başbakan Yardımcısı Veysi Kaynak, Başbakanlık Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD)’ın bu yıl yaşanan 977 afet ve acil durum olayına 4 bin 224 personelle yapılan müdahaleler ile 3 bin 832 kişinin sağ olarak kurtarıldığını söyledi.
Bir yılda yaklaşık 4 bin kişinin hayatının AFAD tarafından kurtarılmış olması gerçekten muazzam bir rakam. Bu rakamın büyüklüğünü, geçen ay Sözcü gazetesinde AKUT Başkanı Nasuh Mahruki’ye yönelik yer alan güzelleme haberleriyle mukayese ettiğimizde daha iyi anlıyoruz. Malum gazete, Akut’un 20 yıldan bu yana 2 bin 548 afet olayına müdahale edip 2411 kişinin hayatını kurtardığını üstüne basa basa vurguluyordu. Hatta kendi okuyucularının 2411 rakamının büyüklüğünü kavramakta zorlanacağını düşündüklerinden olsa gerek, bu sayının 50 yolcu otobüsü dolusu insana tekabül ettiğini de utanmadan yazdılar. Sözcü’nün hesabına göre ise, AFAD’ın bir yılda kurtardığı insan sayısı ortalama 76 yolcu dolu otobüse denk geliyor.
(Otobüs örneğini, olurda bir Sözcü okuru bu yazıyı okursa, AFAD’ın rakamlarını anlamakta zorlanmasın diye kullandım)
Elbette AKUT’un kurtardığı insan sayısı az değil ama yirmi yılda 2411 kişiyi kurtaranları kahraman ilan edenler, bir yılda 3832 kişiyi kurtaran AFAD’tan bahsetme gereği bile duymuyor.
Konumuz Nasuh Mahruki olduğundan, bu mukayeseyi burada noktalıyorum. Hem bana göre AFAD ve AKUT bu ülkenin farklı iki değeri.
***
İsterseniz önce, bir zamanlar soyadı yüzünden “Ermeni” sanılan, fakat “Everest'e tırmanan ilk Müslüman” payeli Milli Dağcı Nasuh Mahruki’yi kısaca tanıyalım:
Nasuh Mahruki’nin büyükbabasının, büyükbabasının babası, Osmanlı İmparatorluğunun Kaptan-ı Deryası Ali Paşa’dır. Yani bugünün Deniz Kuvvetleri Komutanı. Cezayir Beylerbeyliği de yapmış. Osmanlı topraklarına kattığı Sakız Adası'nda yapılan bir savaşta gemisiyle birlikte yanarak şehit olmuş. “Yanarak ölen” anlamına gelen “Mahruki” soyadı da oradan geliyormuş.
Tabi bizde de bir söz vardır; “Yananı görür Allah” diye!..
Aynen öyle olmuş..
Nasuh Mahruki’nin büyükbabası Ali Cevat Mahruki, Macaristan'daki eğitiminin ardından, Türkiye Cumhuriyeti'nin genç inşaat mühendislerinden biri olarak pek çok projeye imza atmış. 1946 yılında, kendisi gibi 12 girişimciyle bir araya gelerek Garanti Bankası'nı kurmuş ve 1952 yılına kadar Garanti Bankası'nın idare meclisi üyeliği yapmış.
Ailenin parayla arası o kadar iyi olmalı ki, Ali Cevat Mahruki'nin oğlu, yani Nasuh Mahruki’nin babası Cafer Cem Mahruki, Türkiye'nin en iyi para koleksiyoncularından biri olmanın yanı sıra, Türk Nümismatik Derneği’nin de başkanıymış. Para koleksiyonu ise dünya çapında eşsizmiş.
İçinizden “Bu kadar para benim babamda olsa ben de boş boş gezer, dağ bayır tırmanırdım” dediğinizi duyar gibiyim…
Neyse konuyu sulandırmadan devam edeyim..
Tabi insan böyle bir ailenin çocuğu olunca, Nasuh Mahruki dağa tırmansa bile para gelip onu bulmuş.1988 yılında Dağcılık sporuna başlayan “Kar leoparı” lakaplı Nasuh Mahruki, Yapı ve Kredi Bankası’nın desteğiyle Everest'e tırmandı. Banka bu projeye 60 bin dolar bütçe ayırmış. (Everest’te para harcayacak yer olmadığına göre 2,5 ay için bugünkü değeriyle 180 bin lira iyi para..)
1997'ye geldiğimizde ise,
“Başsavcı Vural Savaş: Yılın hukukçusu, Bülent Ecevit: Yılın tekili, Hikmet Sami Türk: Yılın hacısı, Tansu Çiller: Yılın bacısı, Nasuh Mahruki de:“Yılın dağcısı” olarak çıkar karşımıza..
***
Türkiye, her ne kadar AKUT adını ilk kez, 1995 Aralık ayında Uludağ Keşiştepe'de yapılan bir arama kurtarma çalışmasıyla duysa da, esas tanınmaları, depremzedelerin “Sesimi duyan var mı?” dediği 1999 Marmara Depreminde, Bülent Ecevit iktidarından ses çıkmaması yüzünden oldu. İktidar, depremzedelere değil yardım etmek, onlara gelen yardımlarla memur maaşlarını öderken, kurtarma çalışmalarında en önde AKUT vardı.
Ortada “devlet” olmayınca, extrem sporcuları olası bir kazada kurtarmak için kurulan AKUT, Türkiye’nin umudu haline gelmişti.
Tabi bir yerde umut varsa, onu sömürecek birileri de o civardadır!..
Bugün hâlâ birkaç ulusalcının gözünde kahraman sayılan Nasuh Mahruki’nin yükselişi, aslında düşüşüydü.
Bakmayın siz, onun 21 yıldır Akut’un başında olduğuna. Mart 2000’de küçük bir ekiple Ağrı dağına yaptığı tırmanış, Mahruki’nin sonunun başlangıcı oldu.
Dönüş yolunda geçirdikleri kazada, Atlas Dergisi editörlerinden dağcı İskender Iğdır öldü.
Çok eleştirilen bu kazadan bir ay sonra, üçü kurucu, biri yeni dört üye AKUT'tan istifa etti.
Gerekçeleri; “Mahruki’nin tek adam olma” çabasıydı.
AKUT bu istifalarla çalkalanırken, kazadan 52 gün sonra İskender Iğdır'ın babası Yusuf Iğdır’ın yorgun kalbi daha fazla dayanamadı, o da öldü.
AKUT bir yandan istifa ve kazalarla uğraşırken, diğer yandan da paralar oluk oluk akmaya başlamıştı.
Mahruki'nin ifadesiyle; "Türkiye'deki 100.000'i aşkın derneğin içinde, Bakanlar Kurulu kararıyla ve yine Bakanlar Kurulu’ndan izin almadan yardım toplayabilen sadece 9 dernekten biri” olan AKUT”;
17 Ağustos öncesinde sadece 26 üyesi ve kasasında 10 doları (yaklaşık 32 tl) varken, 2000 yılının sonuna doğru 130 asil, 200 kadar aday üyesi, 370 milyarı Türk lirası olmak üzere, 500 milyar lira değerinde araç ve gereciyle toplam değeri 870 milyar lirayı, yani 1 milyon 350 bin doları bulmuştu. Buna bir de o günün parasıyla 25 milyar liralık devlet ödeneğini, ayrıca Kadıköy Belediyesi'nin Ataşehir'deki Afet Yönetim Merkezi içinde verilen 145 metrekarelik alan tahsisini de ekleyin.
Sonrasında ise ne AKUT, eski AKUT’tu, ne de Nasuh Mahruki sadece başkan.
Mahruki adı artık her yerdeydi!..
Kâh valilikten izinsiz İsrail'e temsilci gönderilirken,
Kâh Ulusalcılar, Rauf Denktaş’a ‘Yılın Kuvvacısı’ ödülünü verirken duyar olduk ismini..
Kuruluş amacı hayat kurtarmak olan AKUT’un başkanı Mahruki, Doğal afetler için strateji geliştirmesi gerekirken, yılsonuna kadar 650 binlik satış hedefini tutturmaya çalışan Deren Çay’ın reklamlarında oynar olmuştu.
Hatta bir ara,
Dağcılık Federasyonu Başkanı Alaattin Karaca ile “Tayt” kavgasına bile tutuşmuştu.
Sonrasında ise İşçi (Vatan) Partisi'nin Diyarbakır'da düzenlediği,
Birlik ve Kardeşlik Mitingi”ne 46 AKUT üyesiyle birlikte katılmış;
Perinçek'in, Öcalan'la çektiği fotoğrafları "Geçmişte ne olduysa oldu" sözleriyle aklama vazifesini dahi üstlenmişti..
En komiği ise;
AKUT’un 10. kuruluş yıldönümünde, bağış toplamak amacıyla çektiği 45 saniyelik spot film RTÜK engeline takılıp, yıllık gelir 100 bin TL’den 25 bin TL’ye kadar düştüğünde, derneğe üye dağcıları para karşılığında, AVM'lerin camlarını silmeye “günlükçü” olarak göndermesiydi.
Helikopter kazasında yaşamını yitiren BBP Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu için kurulan meclis komisyonunda, herkesin hemfikir olduğu sabotaj iddiasına katılmamasına ise ne denir? bilemiyorum.
Aslında Nasuh Mahruki'nin sayılacak bir sürü mahareti var ama yazıyı daha fazla uzatmanın bir anlamı yok..
Sadede gelecek olursam;
Mahruki, 2011 yılında bir röportajında;
"Bizim dernekte temel bir kuralımız var. Para, din, ırk ve politika konularını konuşmuyoruz aramızda. Siyaset üstü, insan odaklı bir kurumuz” demişti.
Bre mübarek!..
Madem siyaset konuşmazsınız, o halde ne diye bu ülkenin seçilmiş Cumhurbaşkanına televizyon ekranlarında;
“Bu devran değişecek. Adaları verenler yargılanacak” dersin?
Bak Mahruki!..
Sen, “AKP hükümetleri 2004’ten bu yana 17 adayı Yunanistan’a terk etti" bu yüzden "Yargılanacaklar" diyorsun ya,
Anlaşılan senin kendi partinden bile haberin yok.Üyesi olduğun Vatan Partisinin genel başkanı Doğu Perinçek’e göre, 2004’ten sonra Yunanistan’a verilen ada sayısı 17 değil 152.
Yoksa sen de mi Perinçek’in sözlerine inanmıyorsun?
***
Belli ki sana açılan davadan sonra biraz korkmuş, “2004-2006 yılları arasında Erdoğan cumhurbaşkanı değildi" diyerek kıvırmaya çalışmışsın. Bence ağzından çıkanlara dikkat et, çünkü farkında olmadan, o yıllarda sizin cumhurbaşkanınız olan Ahmet Necdet Sezer’i zora sokuyorsun.
Bak Nasuh Mahruki, sana naçizane bir tavsiyede bulunayım;
CHP genel başkanı Kemal Kılıçdaroğlu seni aramış; “yanınızdayız” diyerek destek vermiş.
Bu desteğin bir anlamı yok..
Bir Ulusalcı olarak sende görüyorsun ki Kılıçdaroğlu, HDP’lilere de destek veriyor, FETÖ’den tutuklananlara da..
Sen en iyisi, her yüzüne gülene güvenme..
Dostunu-düşmanını iyi seç.
Bu arada da AKUT’u bırak.
Koskoca dernek senin yüzünden bak ne hale geldi?
Eski Türkiye’nin artığı haline getirdiğin AKUT, günümüzde yalnız kedi-köpek kurtarır oldu. Sadece ben değil, arkadaşların da öyle düşünüyor. En son 29 Ekim’de AKUT Antalya Birim Sorumlusu Yılmaz Sevgül seni istifaya davet etti. Gel kırma arkadaşlarını.
El birliğiyle kurtarın AKUT’u düştüğü bu durumdan.
AFAD’ın çalışmalarını sende görüyorsun, AKUT’a pek iş düşmüyor artık.
Yinede, 2411 kişinin hayatını kurtarmış bir derneğin göz göre göre bitişine gönlümüz razı değil. Hem biz vefanın ne olduğunu iyi biliriz, geçmişin hatırına senin ayıplarını da yüzüne çarpmayız!..
Eğer tek korkun Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sana açtığı davalar ise onu da merak etme!
Kemal Kılıçdaroğlu gibi birine açtığı tüm davaları geri çeken bir Cumhurbaşkanımız var, bakarsın seni bile bağışlar!







