Şükrü Kaya, Lozan’ı reddediyor!
Biliyorsunuz Lozan Andlaşması’nı onaylamayacağı kesinlik kazanınca Birinci Meclis (Milli Mücadele’yi zafere taşıyan Kurucu Meclisimiz) “kendi kendisini lâğvetti” süsü verilen bir darbeyle ortadan kaldırılıp alelâcele seçime gidilmiş, Lozan’a itiraz eden hiçbir milletvekili aday gösterilmemiş, adaylar bir bir Mustafa Kemal tarafından belirlenmişti. Buna rağmen itirazların önü kesilemedi.
Şimdi olayın en şaşırtıcı yönüne geldik…
İkinci Meclis, 11 Ağustos 1923’te toplandı. Lozan Andlaşması bu tarihten 17 gün kadar önce imzalanmıştı (24 Temmuz 1923). Yani onca önemsenen ve “Türkiye Cumhuriyeti’nin tapusu” sayılan andlaşma Meclis’in olmadığı bir zamanda onaylanmıştı.
Geriye Meclis’in tasdiki kalmıştı. O da 23 Ağustos’ta gerçekleşti. Lozan Andlaşması oya sunuldu. Meclis 334 milletvekilinden oluşuyordu. Bunlardan 227’si oylamaya katıldı, 107 milletvekili katılmadı. 213 kabul, 14 red oyu çıktı (Mustafa Taşyürek, Lozan’a Hayır Diyenler, İstanbul 1995, sayfa 372).
Üye tamsayısının üçte birinden fazlası ya oylamaya katılmayarak ya da olumsuz oy kullanarak antlaşmaya karşı çıkmıştı. Lozan’ı onaylamak üzere bizzat Mustafa Kemal tarafından atanmış milletvekillerinden oluşan İkinci Meclis’in bu kadar çok fire verilmesi, Lozan Andlaşması’nın bir “zafer” olmadığının açık göstergesidir.
Bu hususta başka kanıtlar da var. Atatürk’ün yakın çalışma arkadaşı olan ve tek parti döneminin en uzun süre İçişleri Bakanlığı yapma unvanına sahip bulunan Şükrü Kaya’nın konuşması bunlardan biridir ki, Lozan’a gönderilen heyeti kastederek, “Maatteessüf beklenilen neticeyi elde edemedi” demiştir.
“Şükrü Bey (Menteşe): Boğazlara hâkim olan yerlerde bâzı adalar vardır. Meselâ, bun-lardan bir kısmı İmroz ve Bozcaada’dır. Bunlar bize bâzı kuyut ve şurutla iade olunuyor. Fakat aynı derecede Boğazlara hâkim Semendirek, Limni vardır. Bunlar unutuluyor. Herkesin malûmudur ki, Boğazlara karşı olan tasallutlar, taarruzlar Limni, Mondros limanında ihzar olu-nur. Niçin bu memleketler, bu adalar Türkiye’ye iade olunmuyor? Benim fikrimce bu itibarla ve daha birçok itibarlarla Lozan Konferansı’nın doğurduğu bu Muahedename nâkıstır (eksiktir), nâtamamdır (noksandır) ve pek çok tehlikeli mevaddı (maddeler) havidir. Boğazlar-dan sonra Midilli, Sakız ve Sisam adaları vardır. Rica ederim benimle beraber tekrar haritayı göz önüne getiriniz. Bu adalar Anadolu’dan kopmuş güzel birer parçadır… Rica ederim bir kere daha haritaya bakınız. Bu ada-lar yabancı ellerde bulundukça bizim sahillerde yaşamak imkânı var mıdır? (Yok sesleri) Sa-hillerimizin temini asayişi için edeceğimiz mütevali fedakârlıklar bu adaların zabıt ve raptından daha ziyade güç olacaktır. Bugün bile Bo-ğazlardan tutunuz da İçel sahiline kadar İzmir, Menteşe, Çeşme, Kuşadası, Antalya sahilleri orada ihzar olunan çetelerle izac edilmektedir ve bugün sahildeki çiftlikler muattal bir halde kalmaktadır. Evet, görüyorsunuz ki, Muahedede bu adaların şöyle böyle gayriaskerî bir şekle konacağına dair bir kayıt vardır. Fakat efendi-ler! Bu kayıtlar haddizatında adaların ne mak-satla Yunanistan’a verildiğini bize ihbar eden bir işarettir. Adalar Anadolu’ya denizden gele-cek istilâ kuvvetlerini durduracak birer kale idi, tâbirimi mazur görünüz, ben bunlara birer sabit, donanma diyeceğim. Bu adalar sırf Ana-dolu’nun müdafaası için yaratılmıştır. Hâlbuki müdafaa ise en haklı, en meşru bir haktır. Hâlbuki Yunanistan’ın elindeki bu adalar, Anado-lu’ya vâki olacak, taarruzun, tasallutun, hücumun ilk karakollarıdır. Bu Muahede taarruz hakkını tesbit eden, meşru göstermek isteyen bir vesikadır. Muahedeye mâkuldür, münsiftir diyebilmek için bu adaları muhtar bir şekle sokmak icabederdi. O bile yapılmamıştır.
“Efen-diler! Yunanistan’a bahşedilen Sisam adasından aşağıya doğru gidecek olursak daha birtakım adalara tesadüf ederiz. Bunlar bizim vaktiyle Cezairi Bahrisefid vilâyetimizin birer cüzü fer-di idi. İtalya Muharebesinden sonra diplomasi lisanında bunlara 12 adalar diyorlar. Bunlar içerisinde Rodos gibi, Istanköy, Meyis gibi Anadolu’ya bitişik ve Türklerle meskûn kıymetli adalar vardır…
“Efendiler! Adaların Anadolu’ya olan müna-sebetini diğer adalarda söylemiştim. Bu ada-larda da o münasebat ve alâka maaziyadetin vardır. Bugün Kuşada’dan tutunuz da ta Mer-sin’e kadar bütün sahillerimiz bu adalarda toplanan iktisadî çetelerin mâruzu i’tisafı olmak-tadır. Harb senelerindeki gümrük varidatımıza sulh senelerimizdeki gümrük varidatımızı mukayese edecek olursak o hudutlarımızı bek-lemek için vücuda getirdiğimiz teşkilâtın bize neye malolduğu tezahür eder. Adalar, bence İtalyanların elinde Anadolu’ya doğru uyanacak bir isti’mar ve istismar siyasetinin bir mukaddemesidir. (…) Binaen-aleyh, bu tehlikeleri ben gözönünde tutarak bu Muahedeyi reddetmek mecburiyetindeyim.” (TBMM Zabıt Ceridesi, İçtima 7, cild 1, 21 Ağustos 1339 (1923), sayfa 236).
Yarın İzmir Milletvekili Mustafa Necati Bey’in değerlendirmesine bakalım…


