THY - Kabin Kıyafetleri Lansman

Şu Musul meselesi ve Misak-ı Millî

04 Eylül 2018 Salı

Musul meselesi, İsviçre’nin Lozan kentinde başlayan görüşmelerin gündemine 26 Kasım 1922 tarihinde geldi. O tarihte Irak’ın durumu tıpkı şimdiki gibi çok karışık ve çok belirsizdi. İngiltere’nin yanı sıra, Fransa ve ABD, bölgede menfaat (petrol denilen) aramaya çıkmışlardı. Bu yüzden bölgeyi yeni Türkiye’ye bırakmak istemiyorlardı. Türkiye ise beş yüz yıl müddetle bölgeyi yönetmişti. Hak iddiasında bulunması doğaldı. Üstelik bölge ahalisinin ekseriyeti ile Türkiye’nin din ve kan bağı vardı. Zaten “Misak-ı Millî” sınırlarının içine alınma sebebi de bu bağlardı.

Bu noktada İsmet Paşa bir yanlışlık yaptı: Musul’da nüfusun büyük çoğunluğunu teşkil eden Türk ve Kürtlerin, Arap ve diğer unsurlardan ayrı olarak aynı ırktan geldiklerini, yani “Turan” kökenli olduklarını ispatlamaya kalkıştı. 

Bu görüşe dayanarak, Musul’un mukadderatının İzmir’in, İstanbul’un, Trakya’nın, Adana, Urfa ve Antep’in mukadderatıyla aynı olduğunu ve bu şehirlerin mütarekeden sonra ve mevcut antlaşmalar hilafına işgal edildiğini söyledi. 

İngiliz Heyeti’nin Başkanı Lord Curzon, İsmet Paşa’nın savunmasını dinledikten sonra Misak-ı Millî gibi bir belgenin galip devletlere dayatılamayacağını belirtti. Ankara Meclisi’ndeki Kürt milletvekillerinin içinde Revanduz ile Süleymaniye’den gelmiş olanların bulunup bulunmadığını, bunların bir seçim neticesinde mi Ankara’ya geldiklerini sordu: Tabii bu soruların cevabı yoktu…

Bunun üzerine Curzon Musul meselesinin hakeme havale edilmesinin uygun olduğunu ve bu hakemin de Cemiyet-i Akvam (Birleşmiş Milletler) olabileceğini söyledi.

Buna cevaben İsmet Paşa, meseleyi hakeme veya Cemiyet-i Akvam’a göndermenin uygun görmediğini, Musul’un apaçık durumuna rağmen konuyu hakeme bırakmayı doğru bulmadığını söyledi.

Tartışma uzayıp sonuçsuz kalında konuyu ikili görüşmelere bıraktılar. İsmet Paşa, ikili görüştüğü İngiliz temsilcilerinden Tyrrell’e, Türkiye’nin fakir bir ülke olduğunu, bu bakımdan Musul petrollerinden pay istediğini ifade etti. Bunun üzerine Tyrrell, tatmin edici bir antlaşma imzalandığı takdirde İngiltere’nin Türkiye’ye her türlü ekonomik yardımı yapacağını, fakat barış antlaşmasının hazırlanmasında petrol veya malî yardımın pazarlık konusu yapılmaması gerektiğini belirtti. Bu tarihten itibaren de Türkiye’nin Musul üzerinde hak iddiasından vazgeçmesi şartıyla Musul petrol kaynaklarından veya gelirlerinden hisse verilmesi imkânlarını araştırmak için Türk delegasyonu ile İngiliz petrol uzmanları arasında görüşmeler yapılmaya başlandı. 

Fakat bir sonuç alınamadı. Nihayet Lord Curzon, İtalyan ve Fransız delegelerinin ısrarları üzerine bu konunun daha sonraki bir tarihte Türkiye ile İngiltere arasında görüşülmesine dair bir maddenin antlaşma metnine konulmasına razı oldu. Böylece Musul meselesinin görüşülmesi Lozan Antlaşması’ndan sonraya bırakılmış oluyordu. 

İki ülke delegasyonu arasında görüşmeler 19 Mayıs 1924 günü İstanbul’da Kasımpaşa’daki eski Bahriye Nezâreti binasında başladı. “Haliç Konferansı” diye isimlendirilen görüşmelerde Türk Heyeti’ne Meclis Başkanı Ali Fethi Bey, İngiliz heyetine ise Sir Percy Cox başkanlık ediyordu. 

Görüşler arasında uçurumlar olduğu daha ilk gün anlaşıldı. Fethi Bey Musul’un Osmanlı yönetimi zamanındaki sınırları gözönünde bulundurularak Türkiye’ye devrini istiyordu. Cox ise buna karşılık Musul şehri dahil olmak üzere Fırat Nehri’nin iki sahilini de istiyordu. Haliç Konferansı, hiçbir yakınlaşma sağlayamadan 5 Haziran’da dağıldı. 

Aslında İngiltere’nin isteği olmuş, böylece konu Birleşmiş Milletler’in gündemine girmişti. 

Gerisine yarın bakalım…

 

YORUM YAZ

  • ÖzlemÖzlem16 gün önce
     arkadaş, biz bukadar şehitleri, mücadeleyi boşuna mı verdik? Madem musul masada kaybedildi  arkadaş 1925 te musula girmek için harekat ordusu niye olusturulduda şeyh said isyanı cıktı.. musula biz harekat düzenledik mi kurtuluş savaşında? Mücadele etmediğin işgalden kurtarmadigin yeri masada nasıl istiyorsun veya masada nasıl kaybediyorsun  arkadaş? Biz işgalden kurtardığımız yerlerin sınırlarını lozanda çizdirdik.Musul işgale girdiğinde osmanlı ordusuna geri cekilin emrini veren vahdettin , musulu ingilizin kucağına bırakan vahdettin ama suçlu Atatürk öyle mi ?  adını birde antikemalist koymuş ....
  • MüslümMüslüm18 gün önce
    Musul'u alamamışlar. Peki Vahdettin nereyi aldı? Abdülhamit nereyi aldı? Mesela Erzurum'u Rus'tan kurtarabildi mi?
  • Uğur KartalUğur Kartal19 gün önce
    Tarihi bilmek ayrı şey ,anlamak ayrı.
  • antikemalistantikemalist19 gün önce
    Mesele şu; İngiltere ve diğer emperyalist güçler zaten Osmanlı yerine kuracakları ülkenin sınırlarını önceden belirlemişti! Nasıl ki Irak, Ürdün, Suriye Lübnandan çekip gittilerse Türkiyede de anlaşabilecekleri bir idareyi başa getirip çekip gideceklerdi! Bize de hangi toprakları vermek istiyorlarsa onu verdiler, fazlası kaldı! Musul, 1. Dünya harbi sonunda hala bizim olduğu halde masada kaybedildi!