THY - Yeni Havalimanı Promosyon - Ankara

Ramazanınız mübarek olsun!

16 Mayıs 2018 Çarşamba

Buruk bir ramazana daha girdik. Kahrolası Amerika’nın Ortadoğu’daki eli İsrail yine katliam yaptı. Farkında mısınız bilmiyorum, ama yıllardır her ramazan öncesinde içimizi burkan olaylar meydana geliyor.

Ve biz, yıllardır her ramazana yüreklerimiz ezile ezile giriyoruz. Her orucumuza kan damlıyor!

Müslüman Müslümana, Türk Türk’e, Arap Arab’a ihanet ederse, olacağı budur! Bir bakıma, “Mü’minler kardeştir” diyen Allah’ımızın emri hilâfına hareket etmenin narına yanıyoruz!..

“Birleşiniz” diyen Efendimiz’in tavsiyesine aykırı olarak paramparça olmanın bedelini ödüyoruz!

Ne diyeyim: Bu ramazan inşallah son acı ramazanımız olsun!

***

Eskiden marketler olmadığı için, ramazana on, onbeş gün kala ramazan alışverişi yapılır, kiler ramazanlıklarla doldurulurdu. Sonra çamaşırlar yıkanır, köşe bucak süpürülür, tahtalar fırçalanır, evler “sultan misafirliğe gelecekmiş gibi” hazırlanırdı.

Bir anlamda gelmesi beklenen de bir sultandı: Onbir Ayın Sultanı! Himmet, hikmet, rahmet, merhamet, bereket, mağfiret sembolü geliyordu…

Osmanlı insanı genel olarak temizdi. Çünkü “temizlik imandan” gelirdi. Ama ramazan hürmetine insanlar bir kez daha yıkanıp temizlenir, bu yüzden hamamlar sabahlara kadar dolup taşardı.

Osmanlı asırlarında hilâl görülmeden oruca başlanmazdı. Buna “rü’yet-i hilâl” (hilâlin görülmesi). İstanbul Bayezid’deki yangın kulesi, aynı zamanda hilâl gözlemekte de kullanılırdı. Ayrıca Süleymaniye, Fatih, Cerrahpaşa, Sultan Selim ve Edirnekapı Camilerinin minareleri de aynı amaca hizmet ederdi. 

Kadılık makamına mensup güvenilir bazı memurlar, bu gözlem yerlerine gönderilir, ay’ı gözlemeleri istenirdi. Cami görevlileri ile halk da gönüllü olarak gözleme katılırdı.

Ramazan hilâlini gören, önce şahit tutar, böylece birkaç çift gözün aynı anda hilâli görmesi sağlanırdı. Sonra birlikte fetva kapısına gidilirdi. Fetva Emini’nin emriyle hilâli gören iki kişi içeri alınıp sorgulanır, o sırada, dışarıya haber sızmaması için, Fetva Dairesi’nin büyük kapısı sımsıkı kapatılırdı. 

Sorgulama çok titiz yapılırdı. Ramazan hilâlini gördüklerini iddia eden şahitler, tuzak sorularla şaşırtılır, doğru söyleyip söylemedikleri iyice araştırılırdı. Doğru söylendikleri kanaati geldikten sonra, bir mahkeme ilâmı hazırlanıp Kadı Efendi tarafından mühürlenir, ardından sicil defterine kaydedilir, nihayet Şeyhülislâma gönderilirdi. Ancak ondan sonra kapıların açılmasına izin verilirdi. 

Açılan büyük kapıdan Süleymaniye Camii’nin mahyacıbaşısı elinde bir kandille gözükür, avludaki binek taşına çıkar, kandilini sallayarak Süleymaniye Camii minarelerinde işaret bekleyen kandilcilere “ramazan başladı” işaretini verirdi…

Bu işareti alır almaz, minarelerde hazır bekleyen kandilciler minarelerdeki mahyaların kandillerini bir bir yakar, bu manzarayı gören diğer camilerdeki gözcüler de aynı şeyi yaparlardı. Bir anda camiler ışık sağanağı altında kalırdı…

Böylece İstanbul doyumsuz bir güzelliğe kavuşurdu. Minarelerdeki mahyalarla kandillerin yanması, o dönemin sakin yaşantısını şenlendirir, tüm hayata müthiş bir hareketlilik getirirdi.

Süleymaniye Camii’nin minareleri ışıklandırıldıktan sonra davulcular ve tellâllar sokak aralarına dağılır, ramazan-ı şerifin geldiğini halka müjdelerlerdi…

Çocuklar davulcuların arkasına takılır, sokak sokak dolaşırlardı.

Kısacası hilâlin görünüp ilân edilişi, İstanbul halkı için büyük bir seyir ve eğlence olurdu.

Halk kandillerin yanmasıyla sokaklara dökülür, ramazanın başlaması şerefine şenlik yapardı.

Hepinize hayırlı ramazanlar diliyorum sevgili dostlarım. 

 

YORUM YAZ