Osmanlı Devleti’nin temelleri
* Osmanlı bir “kanun” ve “Töre Devleti”dir: Başta Padişah ve akrabaları olmak üzere, “Kanun-u Kadim” herkesi bağlar…
* Her padişah, tahta çıkar çıkmaz, Kur’an’a ve töreye (kendinden önceki uygulamalara) bağlı kalacağına yemin eder…
* Hiç kimsenin kudret ve kuvveti kanun ve törelerin üstünde değildir: Özellikle padişahlar denetim (şeyhülislâmlık müessesesinin denetimi) altındadırlar ve kanunlarla törelere uymak zorundadırlar…
* Padişahlar savaş ve barış ilanı hakkından bile mahrumdurlar. Bunun için ulemanın onayını almak zorundadırlar (Mesela Sultan Dördüncü Mehmed, Macaristan savaşını erteleyememiştir).
* İsrafa ve sefahate meyleden padişahlar, ulema fetvasıyla halledilir (tahttan indirilir). Osmanlılarda bu yüzden Avrupalı anlamda bir “istibdat” ve “mutlakıyet” yoktur, hoşgörü ve özgürlük vardır…
* Osmanlı Devleti, insan, hayvan ve bitkiye yönelik hizmetler üreten büyük bir hayır kurumudur. Padişahlar bu büyük hayır kurumunun yöneticileridir!..
* Osmanlı’da, kim olursa olsun, neye inanırsa inansın, nasıl giyinirse giyinsin insanlar hürdür (ama Abdullahdır, kuldur)…
* Osmanlı’da “hak kuvvette” (günümüzün “kuvvetli olan haklıdır” anlayışı) değil, “kuvvet hakta”dır (haklı olan kuvvetlidir anlayışı) geçerlidir: Bu yüzden sistematik haksızlık ve adaletsizlik olmamıştır…
* Osmanlı’da padişahlar adliyeye karışamaz, gerektiğinde padişahlar da yargılanır ve mahküm olur (Fatih Sultan Mehmed’le Mimar İpsilantı Efendi Davası örneği) [Hukukun üstünlüğü ilkesi]…
* Osmanlı’da devlet başkanları (padişahlar) hükümete sadece tavsiyede bulunabilir, talimat veremezler [Koçi Bey şöyle der: “Vezir-i âzam (yürütmenin başı=Başbakan) müstakil olup umûr-u saltanata (devleti yönetme biçimine) kimse müdahale etmezdi.”]
* Orta zamanların sonuna kadar padişahların şeyhülislâmları görevden alma yetkileri yoktur, ama şeyhülislâmlar padişahları azletme yetkisine sahiptirler…
* Osmanlı devlet sistemi, pek çok yabancı düşünürün tetkik ve tescilinden geçtiği üzere “mutlakıyet” değil, insanı merkez alan ve insana değer veren, bugünkü demokratik anlayışa yakın bir yapıdır…
* İnsanı merkez alan anlayışın kaynağı Kur’an’dır ve Kur’an hükümleri zulüm ve istibdad meyline karşı en büyük engeldir. Bu yüzden padişahlar ve yöneticiler zulmü bir yöntem olarak benimsememişler, bazı münferit hareketleri ise şiddetle cezalandırmışlardır…
* Halkın iradesi padişahın nüfuz ve kudretinden üstündür. Bu sebeple padişahlar zaman zaman kıyafet değiştirip halkın içine karışmakta, talep ve değerlendirmeleri birinci elden almaya özen göstermektedirler (tebdil çıkma)…
* Sultan I. Mahmud devri Reis-ül-Küttablarından (Dışişleri Bakanı diyebiliriz) Emârzâde Hacı Mustafa Efendi’nin, Fransız Sefiri Marquis Villeneuve’e söyledikleri meşhurdur: “Aslına bakarsanız, Osmanlı Devleti, adı henüz konmamış bir cumhuriyettir.”
* Osmanlılarda en nüfuzlu insan padişah değil, şeyhülislâmdır. Şeyhülislâmın herhangi bir kararına padişahın itiraz etmesi söz konusu bile değildir. Oysa padişahların isteğini reddeden pek çok şeyhülislâm vardır…
* Avrupa’da hiç bir insan hakkı yokken, Osmanlı’da padişahların ve diğer yöneticilerin, insan haklarına riayetleri diplomatik belgelerden anlaşılmaktadır (bu da zaten inanç temellidir: Çünkü insan haklarına riayetsizlik kul hakkını gözetmeme anlamına gelir)…
* Halk, padişahı açıktan açığa tenkit etmek, devlet ve hükümet adamlarını alaya almak hakkına sahiptir. Vaizler vaazlarında, halk hatipleri meydanlarda tenkit hakkını kullanırken, zabıta müdahale etmez. Özgürce konuşurlar. Bunun sayılamayacak kadar örneği var...


