--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Osmanlı büyümesinin temeli insandır

Yavuz Bahadıroğlu
Yavuz Bahadıroğlu

Meşhur tarihçimiz Âşık Paşazade anlatıyor…

Sultan İkinci Murad’a, artan savaş masraflarını karşılamak üzere, âcil para lâzım olmuş. Çandarlı Halil Paşa’yı huzuruna çağırtmış. Varlıklı büyük bir aileden gelen Çandarlı’nın elinde büyükçe bir meblâğ olduğunu biliyormuş. Borç istemiş. 

“Sefer masarifati içün akçe gerektür, vadesi geldükte iade etmek şartıyla bir miktar borç viresun.” (Savaşa para lazım, belirli bir vade ile senden ödünç para istiyorum)…

Çandarlı Halil Paşa: “Tedarük içün biraz mühlet lâzım, kangi miktar virebileceksem bugün, yarun arz iderum.” (Parayı toparlamak için biraz zaman lâzım, toparlar toparlamaz gelir verebileceğim kadarını veririm) deyip çıkmış.

Fazlullah Paşa, Padişah’ın borç istediği haberini nasılsa duymuş, duyar duymaz da huzura koşmuş: “Kul kısmından borç alınmaz!” diye âdeta çıkışmış Padişah’a, “şevketlü Hünkârım, padişahlar borç almazlar.”

“Lâzım oldukta başkaca çare kalur mi ki?”

“Padişahlara hazine gerektür Hünkârım! Müsaade buyrulursa size hazine toplayalum.”

Sultan İkinci Murad sakin sakin sormuş: “Nasıl toplayacaksun hazineyi ey benum vezirim?”

Fazlullah Paşa cevap vermiş: “Ahali (halk) sayenüzde zengincedur, malları-mülkleri çokçadur. Bir yolunu bulup ellerunden almak münasiptur. Böylece hazine tedariki yapmış oluruz. Leşker gazadan geru kalmaz.” (Halk zenginleşti, bir şekilde servetlerini ellerinden alıp devlete geçirelim).

Sultan İkinci Murad öfkeyle yerinden fırlamış:

“Bre Fazlullah!..” diye gürlemiş, “Bu nasıl söz söylemektur? Bilmez misun kim bizum mülkümüzde üç helâl lokma var: Bunlardan birincisi madenlerumuzdur, ikincisi vergilerdur, üçüncüsü harp ganimetleridur. Bizum leşkerumuz (askerimiz) gaziler leşkeridur kim kursaklaruna haram lokma girmez. Şol padişah kim leşkerine haram lokma yedurur, ol leşker haramî (eşkıya) olur. Haraminin sebati yoktur. Bir küçük zorluk gördükte firara kadem basar (zoru gördükte kaçar). Biz leşkerumuze haram lokma yedurmezuz. Söyledüklerun duymaz olam.” 

Özet olarak günümüz Türkçesine çevirelim…

“Bre Fazlullah, öyle şey olmaz! Devletin helal geliri madenler, vergiler, bir de fethedilen bölgelerden elde edilen zenginliklerdir. Bunların dışındaki gelir helal olmaz. Bizim ordumuz gaziler ordusudur, ordumuza asla haram lokma yedirmeyiz. Çünkü haram yiyen ordu eşkıya olur. Eşkıya yüreksizdir. Zorluk görür görmez kaçar. Sözlerini duymamış olayım.”

İşte böyle: Osmanlı Padişahı ile vatandaşı, aynı duyarlılık içinde hayatın “helal” ile çerçevelenmesine dikkat ederlerdi. “Haram yiyen haramî olur” anlayışıyla “Haram”a yaklaşmazlardı. Belki bu yüzden hayatlarında kriz olmaz, darlık olmaz, geçim sıkıntısı olmazdı.

Bugün ise ne yöneten, ne yönetilen, “helâl” ve “haram” konusunda hassas değiliz: Bu da krizi ve darlığı davet ediyor.

Biz, çoktandır, “Haram yiyen haramî olur” anlayışından kopup, vaktiyle rahmetli Alipaşa Dayı’dan duyduğum tekerlemeye geldik: “Helâl haram ver Allah, rezil kulun yer Allah!..” 

Reziller tüyü bitmemiş yetim hakkı yiyor, ellerine fırsat geçerse milletin kanını emiyorlar.

Ortalığı “kırk haramiler” götürüyor! 

 

Yavuz Bahadıroğlu Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle