“NATO müttefik”lerimizle “müttefik” miyiz?
PYD ve onun silahlı kanadı YPG, 35 yıldır savaştığımız terör örgütü PKK’nın Suriye’deki kolları...
Türkiye’ye göre, bunlar da “terör örgütü”, ama Amerika’ya göre “PKK terör örgütü, bunlar değil.”
Ne peki bunlar? “Amerika’nın bölgesel müttefikleri... DAEŞ’le mücadelesinde kara kuvveti...”
Mantıklı mı? Hayır. Türkiye bu tercihin yanlış olduğunu yıllardır Amerika’ya anlatmaya çalışıyor. Amerika anlamak istemiyor. PYD/YPG örgütlenmesini modern silahlarla donatıyor. Tabii olarak o silahların bir bölümü PKK’ya aktarılıyor. Çünkü bu örgütlerin tabanı da bir, tavanı da...
Sonunda Sayın Cumhurbaşkanımız’ın sabrı taşıyor ve haklı olarak ABD’ye soruyor: “NATO’da Türkiye ile mi müttefiksiniz, PYD/YPG ile mi?” Kem-küm!
Dürüst olsalar şöyle cevap verecekler: “Sizinle müttefikiz, ama dümen suyumuzdan çıktınız, bu durumda bölgede her istediğimizi itirazsız ve sorgusuz-sualsiz yapacak, ‘höt’ değil ‘hık’ diyecek yeni müttefikler bulmak zorundayız!”
Ama dürüst değiller. Hiçbir zaman da olmadılar.
Türkiye artık bir yol ayrımında...
¥
Amerika böyle de Avrupalı müttefiklerimiz farklı mı sanki?
İsterseniz tarih perspektifinden kısaca bakalım...
Almanya: Birinci Dünya Savaşı’nda Kudüs İngilizler tarafından işgal edildiğinde, “Kutsal belde nihayet Hıristiyanların eline geçti” diye “müttefikimiz Almanya” bayram yapmıştı.
Hâlâ aynı havada: Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne girmesine en çok itiraz eden devletlerin başında Almanya geliyor...
Suriyeli göçmenler konusunda verdiği hiçbir sözü tutmuyor. Her fırsatta Türkiye’yi suçlamaktan büyük zevk alıyor.
Ayrıca da lütfedip “terör örgütü” saydığı PKK’ya zaman zaman kucak açıyor: Şehirlerinde büro açmasına, yürüyüş yapmasına, propaganda çadırı kurmasına ve bayrak açmasına izin veriyor.
İngiltere: En sinsi Avrupalı!.. Mondros Mütarekesi’nin henüz mürekkebi korumadan andlaşmaya ihanet edip Musul’u işgal eden kalleş! Tarih boyunca gariban Müslümanların iliklerini emerek beslenen, imparatorluğunu Müslümanların iskeletleri üzerine kuran vampir...
Afrika’nın, Hindistan’ın, Ortadoğu’nun ve nice yerlerin zenginliklerini yıllar boyu sömürmekle kalmamış, sırf Müslümanları başsız bırakıp rahatça sömürebilmek için yaptığı “İstilâ projesi”nin başına “hilâfeti kaldırma” maddesini koymuş.
İsrail, İngiltere’nin sinsi ve gizli projeleri sayesinde kuruldu (1948). Osmanlı Devleti keza İngiltere’nin sinsi ve gizli projeleri (1916 tarihli Sykes-Picot Anlaşması gibi) sonucu parçalandı. İslâm dünyası onun yüzünden hâlâ sancılı ve acılı...
Sonuç olarak, İslam dünyasında, özellikle de Ortadoğu’da İngiliz işgaliyle birlikte başlayan kargaşa ağırlaşarak sürüyor.
Fransa: Fransa’nın tarih boyunca bize yaptığı kalleşliklere ilişkin bir kitap bile yazabilirim. Ama zaman ve zemin müsait değil. Bu yüzden sadece tek olayı kısaca anlatmakla yetineceğim...
1525’te Fransa’nın etrafı Alman İmparatoru Şarlken›in (Charles Quint) ülkeleriyle çevrilmiş, bir ada hâline gelmişti. Fransa Kralı I. Fransuva, Pavye Savaşı’nda yenildi (24 Şubat 1525). Üstelik yaralandı ve Almanya’ya esir düştü. Zindana atıldı. Kurtulma umudu yoktu. Nihayet annesi kanalıyla Osmanlı Padişahı Kanuni Sultan Süleyman’a başvurdu. Kanuni, Fransa Kralı I. Fransuva’yı zindandan kurtarmakla kalmadı, himayesine aldı. O kadar ki, Fransa’da kıtlık çıktığında gemiler dolusu yiyecek gönderdi. Korkudan Akdeniz’e çıkamayan Fransız ticaret ve balıkçı gemilerine de, Osmanlı bayrağı çektirdi: Fransa’ya saldırmanın Osmanlı’ya saldırmak anlamına geldiğini ilân etti.
Fransuva ölünce, yerine geçen oğlu II. Hanry (1553) zamanında yine Fransa aç kaldı. Bu kez Hanry, Kanuni’ye müracaat etti: “Babama yaptığınız yardımları lütfen bize de yapın!”
Kanuni, II. Hanry’yi de himayesine aldı. Bu konudaki antlaşma 01 Şubat 1553 yılında İstanbul’da imzalandı...
Yani Fransa yıllar boyu “Türk ekmeği” yedi. Ama kısa süre sonra yediği ekmeğe ihanet etti: İngiltere ile birlikte topraklarımızı paylaştılar. Şimdi de fırsat buldukça Osmanlı torunlarını çelmelemeye çalışıyor.
Dostları böyle olanın düşmana zaten ihtiyacı kalmaz!


