--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

“Mükemmel ve muhteşem eski Türkiye!”

Yavuz Bahadıroğlu
Yavuz Bahadıroğlu

10 Kasım münasebetiyle bazıları öyle desteksiz salladılar ki, şapka giymedikleri için Rize’yi bombalayan Hamidiye gemisine bizim hemşehrilerin söyledikleri aklıma geldi: “Atma Hamidiye atma!” 

Şu şapka yüzünden sadece Rize’de sekiz kişi sallandırıldı.

Hele bir de, “Atatürk bize mükemmel bir Türkiye bıraktı” diyenler var ki, ya rakamdan anlamıyorlar ya da “mükemmel”in mânâsını bilmiyorlar…

Çünkü 1938 Türkiye’si her anlamda “perişan” bir Türkiye’dir…

Önce bu tespiti yapar, ardından perişanlığın sebeplerini sayarsanız (isyanlar, savaş, vs.) anlarım, ama toptan “mükemmel” ilân ederseniz, şiddetle itiraz ederim. Zira olaylar ve ekonomik rakamlar bunun tersini söylüyor. Gelin tek tek bakalım…

Siyaset: Bu alan tamamıylaAtatürk ve arkadaşlarına tahsislidir. Siyaset yapma imtiyazı yalnızca CHP üyelerine mahsus bir lükstür. Zaten ülkede tek parti oligarşisi vardır ve zaman içinde bir şekilde kurulan partiler (Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası ile Serbest Cumhuriyet Fırkası) kısa süre içinde kapatılmıştır. Bu da yetmemiş, Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası Genel Başkanı Kâzım Karabekir Paşa, İzmir Suikastı bahanesiyleidamla yargılanmıştır.

Cumhuriyet: Vakıa bir “cumhuriyet” vardır, ama isimden ibarettir. Çünkü cumhuriyetin içinde “cumhur” (halk) yoktur. Cumhursuz cumhuriyet olmaz!

Demokrasi: Tek parti oligarşisinin hâkim olduğu bir ülkede demokrasiden söz etmek bile abestir. 

Ekonomi: 1938 yılında Türkiye’nin nüfusu 17 milyon civarındadır. Sanayi üretimi yok denecek seviyededir. Meselâ şeker ihtiyacının sadece yüzde 14,5’i yerli üretim, gerisi ithaldir. 

Türkiye’nin 1931’de 60. 2 milyon dolar olan ihracatı 1932 yılında 48 milyon dolara gerilemiştir. Ama devlet aynı yıl ezanı Türkçeleştirmenin yanı sıra, Cumhuriyet Gazetesi aracılığıyla güzellik kraliçesi belirleyip (Keriman Halis) Belçika’nın Spa kentine göndermekle meşguldür. 

Türkiye ekonomisi, yıllara bağlı olarak gelişmek şöyle dursun 1927’de yüzde 12.8, 1932’de yüzde 10.6, 1935’te yüzde 0.3, 1940’ta yüzde 0.5 gerilemiş, fakat devleti yönetenlerin kişisel serveti genel gerilemenin aksine artmıştır.

Bırakınız gariban köyleri, bazı büyük şehirlerde bile yol yok, su yok, elektrik yok, hastane yok, doktor yok, okul ve öğretmen yoktur. Problemler Demokrat Parti’nin iktidara geldiği 14 Mayıs 1950 sonrasındaki süreçte ele alınıp tek tek çözüme kavuşturulmuştur.   

Meselâ: 1923-1950 döneminde mevcut bulunan 4. 086 kilometrelik demiryoluna sadece 3. 578 kilometre ilave edilmiş, “Demir ağlarla ördük anayurdu dört baştan” şiirleri bunun için yazılmıştır.

Bendeniz CHP iktidarının son yıllarında dünyaya geldim. Demokrat Parti dönemine de sarkan korkunç sefaleti az-çok yaşadım. O dönemden aklımda kalan jandarma ve tahsildar korkusu ile açlık, yokluk, yoksulluk ve salgın hastalıklardır. 

“Mükemmel” bir Türkiye vardı da, ben mi kaçırdım acaba?

İlkokula başladığımda kullandığım kurşun kalemin üzerinde “Made in Czechoslovakia” (Çekoslovakya üretimi) markası vardı. Türkiye, 27 yıllık kesintisiz ve muhalefetsiz CHP iktidarı döneminde kurşun kalem ve topluiğne yapma becerisini dahi gösterememişti.

Babamın duvara çakmak için kullandığı çivi ile söküğü dikmekte annemin kullandığı iğne dahi dışarıdan geliyordu. Bizim eve yarım saatlik yoldan içme ve kullanma suyu taşınırdı. 

Bir de “dini hayat” var tabii: Onu da yarın konuşalım…

 

Yavuz Bahadıroğlu Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle